Anadolu Gençlik Degisi Mart 2016 Sayısında Yusuf Aydın tarafından kaleme alınan "Erbakan'ın Doğuda Kazdığı Hendekler" başlıklı makale o dönemde yaşanan çarpıcı bir hatırayı gündeme getirdi.
Makale'de Merhum Necmeddin Erbakan'ın, bugün doğu bölgelerimizde yaşanan olaylar ve kazılan hendekler karşısında nasıl bir tavır takılması gerektiği ve Erbakan'ın kazdığı hendek ve çukurlardan bahsediliyor.
Tırmanan terör ve gerilim ortamını bitirecek, bölge de yeniden huzuru tesis edecek ipuçlarının yer aldığı makaleyi Anadolu Gençlik Dergisi Mart 2016 sayısından iktibas ederek istifadenize sunuyoruz.
İşte O Makale...
Erbakan’ın Doğuda Açtığı Hendekler
Masa başında İslam âleminin arasına cetvellerle sınırlar çizen emperyalistler, bu sınırların tekrardan ortadan kalkması için İslam Birliğini kuracak bir yapının oluşmasını istememektedir. Emperyalistlerin kirli emellerini gerçekleştirmelerinin önündeki en büyük tehdit, Osmanlı’nın mirasçısı olan Türkiye’dir. Dolayısıyla Türkiye’deki insanların bir takım kutuplaştırmalarla birbirine diş biler hale getirilmesi; Müslümanların birlikteliğini engelliyor ve emperyalist tezgahın işlemesini sağlıyor. Bundan dolayı zihnimize sürekli çeşitli ayrıştırmalar pompalanıyor; Türk-Kürt, alevi-sünni, asker-sivil, dindar-laik gibi hep bir karşı taraf üretiliyor. Birbiriyle et tırnak gibi olan bir topluma, üst akıl ve toplum mühendisleri tarafından fitne pompalanıyor.
Fitne ateşinin daha gür yanması için, büyük kitlelere hitap etmesi gerekir. Bunun da en kolay yolu etnik milliyetçilik üzerinden yapılır. Bu minval üzere baktığımızda ülkemizin doğu kısımlarının, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri bir cenderenin içinde olduğunu görürüz. Daha Cumhuriyetin başlarında, Doğu üzerinden bilinçli bir ötekileştirme politikası izlenmiştir. Hatta İslam’dan soyutlanmış sisteme karşı itiraz eden Şeyh Sait’in kıyamı bile, Kürtçülük adına yapılan bir isyan olarak lanse edilmiştir. Erciş’te Zilan Deresi binlerce cesetle doldurulup, Dersim’de kendi topraklarımıza bomba yağdırılırken failler kahraman ilan edilmiştir.
Ülkemizin resmi kültür kurumlarının oluşturulmasıyla birlikte ulus eksenli bir resmi ideoloji oluşturulmuştur. Mohiz Kohen adındaki Yahudi, Tekin Alp takma ismiyle Türkçülük üzerine kitaplar yazarak Türkiye’de ilk Türk milliyetçiliğini başlatan kişi olmuştur. O dönemlerde şimdiki YÖK Başkanı statüsünde ve aynı zamanda da Diyarbakırlı bir Kürt olan Ziya Gökalp, bu eserleri üniversitelerde ders kitabı olarak okutmuştur.
Ulusçuluk ideolojisi insanın kendisini üstün görmesine sebep olduğu gibi, aynı zamanda başkalarını yok saymayı ya da ötekileştirmeyi de doğurur. Bundan dolayı altmışlı yıllarda başlayıp, seksenlere doğru iyice yaygınlaşan bir takım, özellikle sosyalist alt yapılı örgütlerle, ulus devlet ideolojisine bir reaksiyon olarak Kürtçülük akımı başlatılmıştır. Bu akıma en büyük desteği veren örgütlerden biri olan PKK, kurulduğu andan itibaren “Kürdistan’da silahlı eylem şartları oluşturmuştur.” deyip silahlı eylemlere başlamıştır. Böylece ulus devletin despotizmi ve faşizan uygulamaları karşısında illallah eden Kürtlerin başına bir de PKK belası çıkmıştır. PKK her ne kadar dış güçlerin bir maşası olarak kurulmuş olsa da, devletin sert yüzüyle muhatap olan Kürtlerin nezdinde karşılık bulmuştur. PKK ile yıllar süren çatışmalar, Doğu ve Güneydoğu’da karanlık olaylara da zemin hazırlamıştır. Faili meçhul cinayetler, köylerin yakılması ve keyfi uygulamalar…
Çukur Böyle Kazılır
Küresel güçlerin taşeronluğunu üstlenip Kürtlerin avukatlığını yapanlar ve aynı küresel güçlerle işbirliği yapıp Doğu politikasını belirleyenler, Kürtleri emperyalistlerin figüranı haline getirmiştir. Milli Görüş hareketinin siyasi arenada varlık göstermesiyle beraber, devletin doğu politikasında da yeni bir perde açılmıştır.
Milli Görüş Lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan, her insan gibi Kürtlerin de doğuştan getirdiği; istediği dili konuşmak, inandığı gibi yaşamak, mülk edinmek gibi haklarının analarının sütü gibi helal olduğunu ve bu tür hakların müzakere konusu bile edilemeyeceğini vurgulamıştır.
Erbakan Hoca, ülkenin batısında olduğu gibi Doğu’da da her fırsatta üretime ve istihdama katkı sağlayacak hamleler gerçekleştirmiştir. 1974’te koalisyondayken; bir gün gelip Van Kundura Fabrikası’nın temelini atmış, bir ay sonra gelip Van Süt ve Yem Fabrikalarının temellerini atmış, bir müddet sonra Yüksekova Süt Fabrikası’nın, Van Et ve Balık Kombinası’nın, daha sonra da Erciş Şeker Fabrikası’nın temellerini atmıştır.
O dönemlerde hızlı bir solcu olan babam şöyle anlatıyor o temelleri: “Erbakan Hoca o dönemlerde sürekli temel atmak için geliyordu. Alışık olmadığımız bir durum olduğu için, solcular olarak kendi aramızda ‘Bu Erbakan da çukur kazıp gidiyor’ diyerek güya alay ediyorduk ama bir müddet sonra baktık ki o çukurların hepsi fabrika oldu.” evet Erbakan Hoca Batı’nın ev ödevlerini bir kenara itmiş ve ağır sanayi hamlesiyle her tarafı fabrikalarla donatmıştı. Hoca’nın attığı temellere laf atan babamsa, devlet kademesindeki ilk görevine o fabrikalardan biri olan Yüksekova Süt Fabrikası’nda veznedar olarak başlamıştı.
Irkçılığın bizi birimize düşüren nasıl bir mikrop olduğunu her fırsatta dile getiren Erbakan, ülkemizin doğusu ve batısı arasında ayrım yapmadan güçlü bir kalkınma sağlamaya çalışırken; bunu açılım yapıyoruz diye yaygara kopararak değil, bedeller ödeyerek yapmıştır.
Bugün Doğu’daki fabrikaları kapatıp, İstanbul’da çılgın projeler yapanlar ile ülkeyi bölmek için şehirlere çukurlar kazanlar; gururlarını ve siyasi hesaplarını bir kenara bırakıp, Milli Görüş’ün Hak merkezli çizgisine gelirlerse, huzur adına söylenen fiyakalı sözler de bir anlam bulmuş olur.
Yusuf Aydın
Anadolu Gençlik Dergisi
Mart 2016

































