(Covid-19) Ülkemizde Yayılmasına Engel olmak İçin Evimizde kalalım ve DUA edelim.

İstek üzerine yayınlıyorum:24 Mart Salı günü akşamı Lalegül Tv’de yaptığım konuşma metni,

(Covid-19) Ülkemizde Yayılmasına Engel olmak İçin Evimizde kalalım ve DUA edelim.

İstek üzerine yayınlıyorum:24 Mart Salı günü akşamı Lalegül Tv’de yaptığım konuşma metni,

25 Mart 2020 - 19:35


اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ . وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِناَ وَسَيِّدِناَ وَحَبِيبِناَ مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ .

Muhterem dinleyenlerim,
Şu geri kalan ömrümüzün Rabbimizin razı olduğu ve kabul ettiği kâmil iman ve o imanın gereği olan Salih amel, ibadet ve itaatle birlikte sıhhat, afiyet ve ferahlık içerisinde geçirilmesinin duası, temennisi ve niyazı ile sizi: kalbî muhabbetlerimle selâmlıyorum:
السلام عليكم و رحمة الله و بركاته
İlâhî! Hamdinî sözüme sertâc ettim, zikrini kalbime mi’râc ettim, kitabını kendime minhâc ettim. 
 Ya Rabbi! Ben yoktum, var ettin, varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bîkarâr ettin. 
 Ya Rabbi! İnayetine sığındım, kapına geldim, hidayetine sığındım, lutfuna geldim.
 Ya Rabbi! Kulluk edemedim, affına geldim. Şaşırtma beni, Ya Rabbi! Daima doğruyu söylet, neş’eni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam, Sen söyletmezsen ben söyleyemem, Sen sevdirmezsen ben sevemem. 
 Ya Rabbi! Sevdir bize hep sevdiklerini, Yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize erdirdiklerini. Sevdin habibini kâinata sevdirdin, Sevdin de hil’at-i risaleti giydirdin. Makam-ı İbrahim’den Makam-ı Mahmûd’a erdirdin. Server-i Asfiyâ kıldın. Hatem-i Enbiyâ kıldın. Muhammed Mustafa kıldın. Salât ü selâm, tehiyyât ü ikram, her türlü ihtiram O’na, O’nun Âl ü Eshab ü Etbaına ya Rab!

أَللّهُمَّ صَلِّ صَلاَةً كَامِلَةً وَسَلِّمْ سَلاَماً تَامًّا عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ
 سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ. سُبْحَانَكَ لاَ فَهْمَ لَنَا اِلاَّ مَا فَهَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْجَوَّادُ الْكَرِيمُ.
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي. رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ. وَأُفَوِّضُ أَمْرِي اِلَي اللهِ اِنَّ اللهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ. 
رَبِّ يَسِّرْ وَلَا تُعَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ. بِاسْمِ اللهِ يآ الله. لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ. حَسْبُنَا الله. نِعْمَ الْوَكِيلُ نِعْمَ الْمَوْلَي وَنِعْمَ النَّصِيرُ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ. فَاللَّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ. عَلَيْكَ تَوَكَّلْناَ فاحفظنا يَا رَبَّ اْلعَالَمِينَ. وَيَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.


Son dönemde dünya genelinde görülen “Yeni Koronavirüs”ün (Covid-19) ülkemizde yayılmasına engel olmak, hastalıktan korunmak ve etkilerini en aza indirmek için ülke genelinde alınan tedbirler kapsamın-da vatandaşlarımıza salgın hastalık riski sona erinceye kadar evlerinde kalmaları tavsiye edilmektedir.
 Bu sebeple Muhterem dinleyenlerim! Tedbirlere uyalım, evimizde kalalım ve dua edelim. Yüce Allah devletimizi ve milletimizi her türlü felaketten korusun. Ülkemizi ve dünyamızı bu salgından en kısa zamanda kurtarsın. Sağlık çalışanlarımızın ve hastalarımızın yardımcısı olsun. Âmin.
 SALALARIN OKUNMADIĞI, NE KADAR GARİP BİR CUMA 
 Garip değil mi? Kâbe-i Muazzama garip, Mescid-i Nebevî garip, Mescid-i Aksâ zaten garip. Şimdi de camilerimiz garip kaldı. 
Mübarek bir zaman dilimi olan Cuma vaktinde camilerimizde buluşamadığımız için elbette üzgünüz. Şu anda her bir Mü’min kardeşimin hüznünü hissediyor, yüreğindeki burukluğu anlıyor, dilindeki duaya ortak oluyorum. Yüce Rabbimiz, en kısa zamanda tekrar coşkuyla ve heyecanla camilerimizde buluşabilmeyi bizlere nasip eylesin. Âmin.
 Fakat şunu iyi bilelim ki: Şükrü eda edilmeyen her nimet, kulun elinden alınırmış. Bir tefekkür edelim, nerede hata ettik?
 Ya Rabbi! Bizi şükürsüzlükten, nankörlükten ve şımarıklıktan muhafaza eyle! Âmin.
 Ey ALLAH’ım! Sen, bizi vatansız, camisiz ve cemaatsiz bırakma! Âhir ve âkıbetimizi hayırlı eyle. Âmin.
 Cuma namazı; Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabit olup, cemaatle kılınan ve şartlarını taşıyan her mükellefin yerine getirmesi gereken farz bir namazdır. 
 Cuma namazının bir şahsa farz olmasının şartlarından biri de: Sıhhatli, sağlıklı olmaktır. 
 Bu sebeple: Can ve mala yönelik tehlikeler ve salgın bulaşıcı hastalık bulunması ve benzeri durumlarda cuma namazına gitmek farz olmaz. 
 Meselâ: Camiye çıkamayacak kadar hasta olanlara cuma namazı farz değildir. Bu sebeple hasta olup Cuma namazına çıktığı takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından endişe eden kimseye Cuma namazı farz değildir.
 Yürümekten âciz bulunan çok yaşlı kimseler de bu hükümdedirler. Hasta bakıcılığı da bunun gibidir. Şöyle ki hasta bakıcısı, camiye gittiği takdirde hastanın zayi olacağından korkulursa, kendisine cuma namazı farz olmaz.
 Düşman korkusu, şiddetli yağmur, fazla çamur ve benzeri şeyler de cuma namazına gidilmemesini mubah kılacak mazeretlerdendir.
 Hepinizin bildiği gibi dünya genelinde yeni koronavirüs salgını hızla yayılmakta ve ülkemiz de maalesef virüs tehdidi altında bulunmaktadır. Bu gerçeği dikkate alan devletimiz, önemli tedbirler ve kararlar almakta, tüm kurum ve kuruluşlarımız halkımızın sağlığını korumak adına üzerlerine düşen görevi büyük bir sorumluluk bilinci ve titizlikle yerine getirmeye çalışmaktadır.
 Din İşleri Yüksek Kurulu da, Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel bir salgın olarak ilan edilen, henüz tedavisi bulunamayan ve bu nedenle binlerce kişinin ölümüne sebep olan yeni tip koronavirüs sebebiyle Cuma namazının yanı sıra vakit namazlarının da cemaatle kılınması hususunu değerlendirerek şu açıklamayı yapmıştır:
 Yetkili mercilerin verdiği bilgiye göre:
 Yeni tip koronavirüs, bulunduğu ortamda insandan insana hızlı bir şekilde yayılarak çok kısa sürede salgın haline gelmekte;
 Virüs ilk bulaştığı anda fark edilemediğinden hastalığı taşıyan kişiler, aynı ortamda bulunan diğer insanlar için büyük bir tehlike oluşturmakta;
İnsanların toplu halde bulundukları mekânlar, söz konusu virüsün yayılması için oldukça uygun bir ortam oluşturup hastalığın salgın hale gelmesinde yüksek bir risk oluşturmaktadır.
 Ülkemizde vaka sayısının artmaya başlamasıyla birlikte, kamu otoritesi tarafından, tedbir olarak insanların bir araya geldiği organizasyonlar iptal edilmiştir. Yaşanan bu olağanüstü durum dikkate alındığında câmi ve mescitlerde, namazların cemaatle kılınmaya devam edilmesi halinde virüsün yayılma riskinin artabileceği anlaşılmaktadır. 
 Bu itibarla temel gayelerinden biri de insan hayatını korumak olan İslam dini, insanların hayatını tehlikeye atacak uygulamalara asla cevaz vermez. Bu gibi salgın hastalıklar durumunda cemaat ile namaz terk edilebileceği gibi, cuma namazı da terk edilebilir. 


 Bu meyanda doğal afet veya salgın hastalık sebebiyle cemaate katılmanın zor veya tehlikeli olduğu zamanlarda sahabe-i kiram da, namazlarını evlerde kılmışlardır. Şöyle ki:
 Muhammed b. Şîrîn’in amcaoğlu olan Abdul¬lah b. el-Hâris (R.A.)den rivayete göre Abdullah b. Abbâs (R.A.), şiddetli yağmur yağdığı, yağmurlu bir cuma gü¬nü, müezzinine: 
- “أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ = Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” dedikten sonra, “حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ = Hayye ales-salah = Haydin namaza” deme! Onun yerine: “صَلُّوا فِي بُيُوتِكُمْ = Namazı evlerinizde kılınız!” sözünü nida et, söyle dedi. Sanki insanlar bu hadiseyi biraz garipsediler, bun¬dan hoşlanmamış gibi davrandılar. Bunun üzerine Abdullah b. Abbâs (R.A.), onlara:
- Bu yaptığımı benden çok daha hayırlı olan zât yani Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de yaptı. Çünkü Cuma namazı kat’î bir farzdır yâni “حَيَّ عَلَى الصَّلَاةِ = Hayye ales-salah = Haydin namaza” nidâsıyle çağırılınca hemen icabet edip gelmek farz olur. Bu sebeple ezanı duyar duymaz camiye gelecektiniz. Ben ise sizleri, çamur ve çil içinde yürümeniz sebebiyle günaha, zora sokmak, bu yağmurda, bu çamurda perişan olmanızı istemedim, dedi. 
 Asr-ı saadet ve sahabe-i kiram dönemlerine ait bu bilgi ve uygulamalara dayanan İslam âlimleri toplu halde eda edilen ibadetlere katılmak için sağlıklı olmanın yanında başkasına zarar vermemenin de gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla yeni tip koronavirüsün yayılma tehlikesi ortadan kalkıncaya kadar Cuma namazı başta olmak üzere cami ve mescitlerde cemaatle namaza ara verilmesi gerekli hale gelmiştir. Bu süreçte cuma namazı yerine öğle namazının kılınması yeterlidir. Ayrıca İslam’ın şiârı olan ezanların okunmaya devam edilmesi ve gerekli tedbirler alınarak camilerin münferiden namaz kılmak isteyenler için açık bulundurulmasının uygun olacağına karar verilmiştir.
İslam’ın hayatın korunmasına yönelik aldığı önlem olarak bulaşıcı hastalık durumu da, aşağıda zikredilen şartlar çerçevesinde Cuma namazıyla ilgili bir mazeret olarak değerlendirilmiştir.
 Bu çerçevede:
 1- Koronavirüs hastalığının görüldüğü ülkelerde yaşayan ve yüksek risk grubunda bulunan Müslümanlar mazeretli sayılacağından Cuma namazı yerine evlerinde öğle namazını kılabilirler.
 2- Koronavirüs hastalarının veya şüphe nedeniyle gözetim altında tutulanların, Cuma namazı veya başka bir gerekçeyle insanların toplu halde bulunduğu mekânlara gitmeleri caiz değildir.
 3- Kamu sağlığını korumakla yetkili otoritelerce karar alınması halinde, hastalığın yayılmaması için karantina kapsamında tutulan bölgedeki kişilere Cuma namazı farz değildir. Bu kişilerin, söz konusu çağrıyı veya sınırlamayı ihlal ederek cemaate katılması caiz değildir. Bu kişiler, Cuma namazı yerine evlerinde öğle namazını kılmalıdırlar.

 Diyanet İşleri Başkanlığı da salgının yayılma hızını ve insan sağlığını tehdit etme düzeyini dikkate alarak, Din İşleri Yüksek Kurulunun bu fetvası doğrultusunda birtakım önlemler aldı. 16 Mart 2020 tarihinden itibaren virüs tehdidi bitene kadar camilerde cemaat ile namaz kılınmasına ara verildi ve bu karar duyruldu. Vatandaşlarımızın sağlığını korumaya, bilhassa yaşlılarımızın can güvenliğini sağlamaya ve muhtemel zararları önlemeye yönelik alınan bu karara uymak insani ve vicdani bir sorumluluktur. 
 Toplumun huzur ve güven içerisinde yaşamasını hedefleyen İslam’ın temel ilkelerinden biri de insan hayatını korumaktır. Bu ilke gereği, insanın canına halel getirecek davranışlarda bulunmak, dinimizce büyük günahlardan biri sayılmıştır. Her insanın akıl ve beden sağlığını koruma hakkı olduğu gibi, diğer insanların sağlığını da tehlikeye atmama sorumluluğu vardır. Bu sebeple, kişisel temizliğe ve çevre temizliğine özen göstermek, sağlıklı beslenmek, uyku ve ibadet düzenini dengeli biçimde ayarlamak her Müslüman’ın vazifesidir. Nitekim Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ifadesiyle: 
نعمتان مغبون فيهما كثير من الناس الصحة والفراغ

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” Sağlık en büyük nimetlerden biri olup maalesef insanların çoğu bunun değerini bilmeyerek aldanmaktadır! Oysa Rabbimiz tarafından insana emanet edilen mümtaz değerler olan aklımız ve bedenimiz, korunmayı ve iyilik yolunda kullanılmayı hak etmektedir.
 Yüce dinimiz aynı zamanda Müslümanlardan hastalıklara karşı şifa aramalarını ve tedavi olmalarını istemiştir. Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: 
ما أنزل الله داء إلا أنزل له شفاء
“Allah, indirdiği her hastalığın muhakkak şifasını da vermiştir.” Buyurdu.
 Üsâme b. Şerik (R.A.) şöyle demiş:

Ben, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yanına varmıştım. Sahâbîleri O’nun yanında sanki başlarının üzerinde bir kuş varmış gibi sessiz ve hareketsiz dur-makta idiler. Selâm verip yanlarına oturdum. Şuradan buradan bir takım bedeviler gelip:
- Ya Resûlellah! Tedavi olabilir miyiz? Diye sormaya başla¬dılar. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:
تداووا فإن الله تعالي لم يضع داء إلا وضع له دواء غير داء واحد الهرم
“Tedavi olunuz. Çünkü Allah Teâlâ, şifasını yarat¬madığı hiçbir hastalık yaratmamıştır. Ancak bir hastalık müstesna! O da ihtiyarlıktır.” Buyurdu. 
 Günümüzdeki yayılması durdurulamayan Koronavirüs v.b. bulaşıp yayılan her hastalığın genel adı İslamî literatürde taun/veba olarak nitelendirilmiş ve bu hastalıklara karşı gereken koruyucu ve önleyici tedbirleri almak da bizzat Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz tarafından emredilmiştir.
 Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz taun’un önceki bazı kavimlere ceza (rics) olarak gönderildiğini, bir yerde veba çıktığını duyanların o yere gitmemelerini, bulunduğu beldede veba görülürse, oradan ayrılmamalarını buyurmuştur. Üsâme b. Zeyd (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:
الطاعون رجس أرسل على طائفة من بني إسرائيل أو على من كان قبلكم فإذا سمعتم به بأرض فلا تقدموا عليه وإذا وقع بأرض وأنتم بها فلا تخرجوا فرارا منه
“Tâûn yani her hangi bulaşıcı hastalık, bir azâbdır. İsrâîl oğul¬larından bir taife üzerine yâhud sizden önce geçen bir ümmete gön¬derilmiştir. Siz bir yerde tâûn yani her hangi bulaşıcı bir hastalık çıktığını işittiğiniz zaman, o tâûnlu yere gitmeyiniz. Sizin bulunduğunuz yerde tâûn meydana gelirse, tâûndan kaçmak için oradan çıkmayınız, oradan ayrılmayınız.” 
Yine Abdurrahman b. Avf (R.A.)den rivayete göre:
إذا كان الوباء بأرض ولست بها فلا تدخلها وإذا كان بأرض وأنت بها فلا تخرج منها
“İçinde bulunmadığın bir yerde vebâ hastalığı görülürse, bana bir şey olmaz, tedbirimi alırım diyerek sen oraya sakın girme! Bulunduğun yerde zuhur ederse, mutlaka hastalanırım korkusuyla orayı sakın terketme, oradan ayrılma!” Buyurdu. 
 Bakınız Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, karantina uygulamasını asırlar önce ümmetine öğretmiş ve sahabe-i kirama bu hususta farklı vesilelerle birçok ikazlarda bulunmuştur. Nitekim Ebu Hureyre (R.A.)den rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde:
لا يوردن ممرض على مصح
“Hasta olan kişi, hastalık taşıyan kişi; sakın sağlıklı, sağlam kimsenin yanına gitmesin, uğramasın.” Buyurarak salgın hastalığa karşı tedbirli olunmasını vurgulayan da yine Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. 
 Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize yapılan biatler esnasında şöyle bir hadise yaşanmıştır. Amr b. Şerid (R.A.), babasından yaptığı rivayete göre şöyle demiş: Sekif kabilesinin heyeti içerisinde cüzzamlı bir kişi vardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, ona:
إنا قد بايعناك فارجع
“Biz senin biatını yaptık, senin biatini kabul ettik! Artık geri dön!” diye haber gönderdi. 
 Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, bulaşıcı hastalığı olan bir kişiyle musafaha yapmayarak onu geri göndermesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin toplum sağlığını koruma yönündeki kararlılığını açıkça göstermektedir.
 Bu sebeple camilerde cemaatle vakit namazı ve cuma namazı gibi toplu kılınan namazların, Diyanet ve yetkili makamlarca, geçici olarak durdurulması ve bunların evlerde kılınması uygulaması yerindedir. 
 Cuma günleri, biz de CUMA vaktinde ezan okunduktan sonra, evlerimizde öğle namazını kılalım. Bizleri her türlü belâ, musibet ve tedavisi olmayan hastalıklardan koruması için Rabbimize DUA ve niyaz edelim. CUMAMIZ mübarek olsun.
 Vaki zuhuratta şunların okunması tavsiye edilmektedir:
 100 defa estağfirullah
 25 kerre Salavatı şerife
 25 kerre لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ 
1 ayetel kürsi
 11 Liilafi kureyşin
 3 ihlas
 1 felak
 1 nas
 1 fatiha
 25 kerre Salavatı şerife
 100 defa estağfirullah

YORUMLAR

  • 0 Yorum