İstanbul’un Küçükçekmece ilçesi cennet mahallesi Hürriyet Caddesi’nde yaşanan bir olay, kentsel dönüşüm uygulamalarındaki keyfiyet iddialarını yeniden gündeme taşıdı. 50 yıldır Cennet Mahallesi’nde yaşayan Çiğdem Sarıoğlu, müteahhit baskısı altında evinin izinsiz ve kontrolsüz bir şekilde zarar gördüğünü, devlet kurumlarında ise muhatap bulamadığını ifade ederek yaşadığı mağduriyeti kamuoyuyla paylaştı.
Evini vermek istemeyen Sarıoğlu ailesi, müteahhidin arka tarafta satın aldığı başka bir binayı yıkmasıyla büyük bir mağduriyet yaşadı. Gecenin ilerleyen saatlerinde ruhsatsız ve izinsiz şekilde yapılan yıkım sırasında hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı, mühendis, mimar, yetkili ya da sorumlu kişinin bulunmadığı belirtildi.





"Evimi Vermedim, Hayatımı Mahvettiler"
İddiaya göre, bölgede faaliyet gösteren ve Cennet Mahallesi'nde birçok binayı satın alan Kozalife İnşaat isimli firmanın sahibi, Sarıoğlu ailesine ait olan üç katlı binayı da almak istedi. Ancak binanın sağlam olduğu, karot testlerinden başarıyla geçtiği ve kullanım açısından hiçbir sorunu bulunmadığı belirtilmesine rağmen, müteahhit ısrarcı oldu.
Evini vermek istemeyen Sarıoğlu ailesi, müteahhidin arka tarafta satın aldığı başka bir binayı yıkmasıyla büyük bir mağduriyet yaşadı. Gecenin ilerleyen saatlerinde ruhsatsız ve izinsiz şekilde yapılan yıkım sırasında hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı, mühendis, mimar, yetkili ya da sorumlu kişinin bulunmadığı belirtildi."Beni Mezarıma Gömme Tehdidi Ettiler"
Yıkımın başında görevli operatörün, ev sahibine tehdit vari konuşmalar yaptığı iddia edildi. Çiğdem Sarıoğlu, olay anını şu sözlerle aktardı: “Sabah erkenden yıkım yapılacağı söylendi ama kimse gelmedi. Sonra bir makine geldi. Gidip operatöre kolay gelsin dedim. Bana dönüp ‘Siz zaten açık mezarda oturuyorsunuz, ben şimdi sizin mezarınızı kapatacağım’ dedi. Ben şok oldum. Bu nasıl bir zihniyet?”Yıkım çalışması sırasında binanın kontrollü bir şekilde yukarıdan aşağı indirilmesi gerekirken, operatörün tam tersi yönden binaya müdahale ettiği ve molozların Sarıoğlu’nun evinin üzerine yıkıldığı iddia edildi. Sarıoğlu, yaşanan panik anında ciddi yaralanmaların eşiğinden döndüğünü, binasının ise kullanılmaz hale geldiğini söyledi.
"Belediyede Muhatap Yok, Her Kapı Yüzüme Kapandı"
Yaşanan olayın ardından Küçükçekmece Belediyesi ve Kaymakamlık’a başvuran Çiğdem Sarıoğlu, resmi hiçbir destek göremediğini ifade etti. Yaşadığı hayal kırıklığını şu şekilde dile getirdi: “Belediyeye gittim, derdimi anlatmaya çalıştım. Bir muhatap bulamadım. Sonunda bağırdım, çağırdım. Kendimden utandım ama başka çarem yoktu. Kapılar öyle açıldı. Bu devletin vatandaşıyım, 50 senedir burada yaşıyorum. Vergimi veriyorum, çocuklarıma haram lokma yedirmedim. Ama 35 yıllık emeğim bir gecede yerle bir edildi.”
"Zemin Etüdü Oyunu: Yıkımı Meşrulaştırma Girişimi"
İddiaya göre, olayın ardından müteahhit firma yıkımı sürdürmek amacıyla zemin etüdü raporu düzenletti. Ancak binanın herhangi bir çökme riski taşımadığı, kolon ve kirişlerinde en ufak bir hasar olmadığı, sadece arka binanın darbelerinden dolayı bir bölümün zarar gördüğü gözlemlendi.Zabıta ekiplerinin ve vatandaşların çabaları sonucu yıkım geçici olarak durdurulsa da Sarıoğlu ailesi, yaşadıkları evin her an tamamen yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasından endişe ediyor.
"Müteahhitten Binamı Vermedim, Bana Hakaret Etti"
Yıkımın ardından olay yerine gelen müteahhit temsilcilerinin Sarıoğlu’na hakaretamiz ifadeler kullandığı da iddialar arasında. Sarıoğlu’nun anlattığına göre: “‘Canım niye üzülüyorsun? Zaten binanı yenileyeceğiz’ dediler. Ben senden bina istemedim ki! Ben kendi binamı kendim yaparım. Yeğenim müteahhit, arkadaşlarım var. Ama siz benim iznimi almadan, hiçbir şey yapmadan evime zarar verdiniz.”"Çalışma Hakkım, Hayatım, Emeğim Gitti"
Sadece evi değil, iş düzeni de alt üst olan Çiğdem Sarıoğlu, ticari faaliyetleri için sipariş ettiği malları dahi iade etmek zorunda kaldığını belirtti. Maddi zararın yanı sıra yaşadığı psikolojik yıkımı ise şu sözlerle anlattı: “Ben dört tır malı fabrikaya geri gönderdim. Çünkü artık ne çalışacak yerim kaldı ne moralim. Evim gitti, hayatım altüst oldu. Her gün dozer sesi duyunca irkiliyorum. Beni, çalışkan bir kadını iflas ettirdiler.”
Çiğdem Sarısoy’dan Şok İddia: “Küçükçekmece Belediyesi ve Kaymakamlık Bu İşin İçinde!”
Cennet Mahallesi’nde yaşanan mağduriyet sonrası konuşan Çiğdem Sarısoy, sağlam raporlu binasının yıkımıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulundu. Sarısoy, Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Kuzugüden’in bu sürecin arkasında olduğunu öne sürdü. Küçükçekmece Kaymakamlığı’na başvurduğunda ise kaymakamın doğrudan belediye başkan yardımcısını aradığını belirterek, "Devlet değil, müteahhit korunuyor" sözleriyle tepki gösterdi.
"Bu Ülkede İnsanlık Bu Kadar mı Ucuz?"
Çiğdem Sarıoğlu’nun feryadı sadece bir binanın yıkılmasından ibaret değil; o, yerle bir edilen bir hayatı, yok sayılan bir vatandaşı, görmezden gelinen adaleti temsil ediyor. Kendi ifadeleriyle: “Ben bu ülkenin vatandaşıysam, çaldığım kapıda kim olursa olsun beni dinlemek zorundadır. Mülki amir olur, vali olur, kaymakam olur, daha üstü olur. Ben zamanında Sayın Cumhurbaşkanımızla bile görüştüm. O bile kapısını açtı, insan gibi davrandı. Ama burada küçükçekmece mülki amiri bana, ‘Numara yapma, ne ağlıyorsun’ dedi. Bu ülkede böyle bir hakaret olabilir mi?”
"Eşim Yıkıldı, Kriz Geçirdi… Dışarı Attılar!"
Sarıoğlu’nun eşi, Kaymakamlıkta olayın yaşandığı gün sinir krizi geçirdi. Ancak iddiaya göre, yetkililer müdahale etmek yerine, Sarıoğlu ailesine hakaret ederek binadan dışarı attılar: “Eşim oracıkta çöktü. Kriz geçirdi. Ama Küçükçekmece Mülki Amiri, ‘Numara yapma, soytarı’ diyerek onu korumalarıyla dışarı attırdı. Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır? Benim derdimle ilgilenmesi gereken insanlar, beni küçük düşürdü.”"Devletin Temsilcisi Vatandaşı Değil, Müteahhidi Koruyor"
Yaşanan bu süreçte Çiğdem Sarıoğlu, Devletin temsilcilerinin vatandaştan çok müteahhit firmayı koruduğunu savundu. Küçükçekmece Mülki Amiri Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Kuzugüden ile telefon trafiğinde geçen sözleri ise hukuki anlamda tartışmaya açık ifadeler içeriyor: “Telefonda, ‘Sen halledersin, biraz baskı yap’ gibi sözler geçiyor. Bu nasıl bir yönetim dili? Vatandaşı ezen değil, vatandaşı koruyan bir kamu iradesi görmek istiyoruz. Benim binamı yıktılar, soran yok. Olaydan sonra altı gün geçti, ne bir arayan var ne soran. Aç mısın, susuz musun diyen yok. Öldük mü kaldık mı umursayan yok.”"Ben Muz Cumhuriyeti’nde Yaşamıyorum!"
Sarıoğlu, yaşadığı mağduriyetin ardından vatandaşlık bilincine vurgu yaparak şu sözlerle isyan etti: “Burası Muz Cumhuriyeti değil, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşıyorum. Ne yapalım şimdi? Suriyeli mi olalım da yer bulalım? Çocuklarımı yurtdışına gönderip beyin göçü mü yaptırayım? Bizden ne istiyorsunuz? Herkes köşesine çekilmiş, biz burada hayatta kalma savaşı veriyoruz.”"Bir Tek Muhtar Geldi, Afet İşleri Geldi"
Sarıoğlu, yaşadığı tüm bu süreçte devlet kurumlarından bir tek muhtarın ve onun getirdiği Afet İşleri yetkilisinin kendisiyle ilgilendiğini belirtti. Belediye yetkililerinin ilgisizliği ise dikkat çekti: “Bugüne kadar sadece mahalle muhtarımız geldi. Allah razı olsun, Afet İşleri Başkanı’nı da getirdi. O da gerçekten dinledi, inceledi, ilgilendi. Bir tek o muhatap oldu. Onun dışında ne belediye ne başka bir kurum bizimle ilgilendi.”"Müteahhit Ortada Yok, Özür Bile Dilemedi"
Yıkımın ardından müteahhitten en ufak bir özür dahi gelmediğini belirten Sarıoğlu, şu sözlerle tepkisini dile getirdi: “Müteahhit etraftaki tüm binaları almış. Bizden alamayınca arkadaki binayı yıktı, bizim binaya zarar verdi. Sonra da ortadan kayboldu. Hâlâ gelip ‘kusura bakmayın, zararı karşılayacağım’ demedi. Bekliyor ki biz onun ayağına gidelim, yalvaralım. Kusura bakma, çok beklersin.”































