İran’da Protestolar Sürerken ABD-İran Gerilimi Yeniden Gündemde: Krizin Kökleri 1979’a Uzanan Bir Hesaplaşma
İran’da 28 Aralık’ta ekonomik sorunlar nedeniyle başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestolar devam ederken, yaşanan can kayıplarına ilişkin iddialar uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırıyor. İran yönetiminin ülke genelinde internet erişimini büyük ölçüde kısıtlaması nedeniyle sağlıklı bilgiye ulaşmak zorlaşırken, insan hakları kuruluşlarının açıkladığı rakamlar endişeleri daha da artırıyor.
İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), protestolar sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 550’ye yükseldiğini duyurdu. Resmî makamlar bu rakamı doğrulamazken, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok sayıda uluslararası kuruluş gelişmeleri yakından izliyor.
Bu süreçte ABD’nin tutumu ise dikkat çekici bir boyuta ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı sert açıklamayla İranlı yetkililerle yapılması planlanan tüm görüşmeleri iptal ettiğini duyurdu. Trump, açıklamasında İran halkına açık çağrıda bulunarak, protestoların sürdürülmesini istedi ve “Protestocuların anlamsızca öldürülmesi durana kadar İranlı yetkililerle tüm toplantıları iptal ettim. Yardım yolda” ifadelerini kullandı.
Trump’ın bu çıkışı, “ABD İran’daki olaylara doğrudan müdahil olur mu?” sorusunu yeniden gündeme taşırken, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin nedenleri de yeniden tartışılmaya başlandı.
GERİLİMİN BAŞLANGIÇ NOKTASI: 1979 REHİNE KRİZİ
ABD-İran ilişkilerindeki derin güvensizliğin ve düşmanlığın temelinde, 1979 yılında yaşanan ve tarihe “rehine krizi” olarak geçen olaylar yer alıyor. İran İslam Devrimi’nin hemen ardından, 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği, devrim yanlısı İranlı öğrenciler tarafından işgal edildi. Bu olay, 444 gün sürecek ve iki ülke ilişkilerini onarılamaz biçimde koparacak bir krizin fitilini ateşledi.
Büyükelçilikte görevli 52 Amerikan vatandaşı rehin alındı. O dönem ABD kamuoyu için bu olay yalnızca diplomatik bir kriz değil, aynı zamanda ulusal onura yönelik ağır bir saldırı olarak algılandı.
ŞAH’IN ABD’YE SIĞINMASI TEPKİLERİ TIRMANDIRDI
Rehine krizinin arka planında, İran’da devrime giden süreç bulunuyordu. 1970’li yılların sonlarına gelindiğinde, Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetimi; insan hakları ihlalleri, ekonomik eşitsizlikler ve baskıcı uygulamalar nedeniyle yoğun halk tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Ayetullah Ruhullah Humeyni liderliğindeki muhalefet, geniş halk desteği kazanarak 1979’da Şah rejimini devirdi.
Şah ve ailesi ülkeyi terk ederken, Pehlevi’nin ABD ile olan yakın ilişkileri, devrimci kesimlerde derin bir Amerikan karşıtlığına yol açtı. Şah’ın 22 Ekim 1979’da kanser tedavisi gerekçesiyle ABD’ye kabul edilmesi, bu öfkeyi doruk noktasına taşıdı.
BÜYÜKELÇİLİK İŞGAL EDİLDİ, REHİNELER ALINDI
Şah’ın ABD’ye sığınmasının ardından, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği protestoların odağı haline geldi. Artan tehditler nedeniyle ABD, büyükelçilik personelinin sayısını bin 400’den 70’e düşürdü. Ancak bu önlem krizi engellemeye yetmedi.
4 Kasım 1979 sabahı, Humeyni yanlısı yaklaşık 3 bin öğrenci büyükelçilik binasını basarak 66 Amerikan vatandaşını rehin aldı. Kadınlar ve Afrika kökenli 13 Amerikalı kısa süre sonra serbest bırakılırken, bir kişi de sağlık gerekçesiyle bırakıldı. Geriye kalan 52 rehine, tam 444 gün boyunca elçilik binasında tutuldu.
HUMEYNİ’DEN AÇIK DESTEK
Büyükelçilik işgali, Ayetullah Humeyni tarafından açıkça desteklendi. Humeyni, ABD’yi “büyük şeytan” olarak nitelendirerek, işgali devrimin meşru bir adımı olarak savundu. Bu tavır, İran’da Amerikan karşıtlığını daha da güçlendirdi.
ABD’nin ve diğer ülkelerin diplomatik girişimleri sonuçsuz kaldı. Rehinelerin serbest bırakılmaması, İran’da hükümet krizine yol açtı ve dönemin Başbakanı Mehdi Bazergan istifa etti.
AY LARCA SÜREN PAZARLIKLAR VE YAPTIRIMLAR
İran, rehinelerin serbest bırakılması için ABD’nin İran’ın iç işlerine karışmaması, Şah’ın iade edilmesi ve Pehlevi ailesinin mal varlıklarının İran’a devredilmesi şartlarını öne sürdü. ABD ise bu talepleri kabul etmedi ve İran’a yönelik kapsamlı ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı.
Bu süreçte, Kanadalı diplomatların yardımıyla altı Amerikan diplomatın gizlice İran’dan kaçırılması, daha sonra “Operasyon: Argo” filmine konu oldu.
BAŞARISIZ KURTARMA OPERASYONU
Kriz uzadıkça ABD’de kamuoyu baskısı arttı. Başkan Jimmy Carter yönetimi, 24 Nisan 1980’de “Kartal Pençesi Operasyonu” adıyla bir kurtarma harekâtı başlattı. Ancak Tebes Çölü’nde yaşanan kum fırtınası ve teknik arızalar nedeniyle operasyon başarısız oldu. Sekiz Amerikan askeri hayatını kaybetti ve ABD güçleri geri çekildi.
Bu başarısızlık, Carter yönetiminin itibarını ağır biçimde sarstı ve 1980 başkanlık seçimlerinde Ronald Reagan’ın önünü açtı.
KRİZİN SONU VE KALICI KOPUŞ
Cezayir’in arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda, ABD ve İran arasında “Cezayir Anlaşması” imzalandı. Anlaşmaya göre ABD, İran’ın dondurulan bazı mal varlıklarını serbest bırakmayı kabul etti. Rehineler, 20 Ocak 1981’de, Reagan’ın başkanlık yemininden dakikalar sonra serbest bırakıldı.
Rehine krizi sona erse de, ABD-İran ilişkileri bir daha düzelmedi. Diplomatik bağlar tamamen koptu, ABD İran’a ağır ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı ve İran, Washington tarafından “Orta Doğu’daki en büyük tehditlerden biri” olarak tanımlandı.
Bugün İran’da yaşanan protestolar ve ABD’den gelen sert açıklamalar, iki ülke arasındaki bu derin tarihsel hesaplaşmanın hâlâ canlı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

































