Küçükçekmece Kent Konseyi Tartışmaları Büyüyor: “Kentin Ortak Aklı Olması Gereken Yapı, İlçenin Hangi Sorununu Çözdü?”
Kentlerin ortak akılla yönetilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan kent konseyleri, bir şehrin tüm bileşenlerini masaya oturtan katılımcı danışma mekanizmaları olarak tanımlanıyor. Türkiye’de ilk örnekleri Yerel Gündem 21 sürecinde ortaya çıkan bu yapılar, 2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesi ile hukuki çerçevesine kavuştu.
Kent konseyleri; kamu kurum temsilcilerinden, siyasi partilerden, meslek örgütlerinden, muhtarlardan ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan geniş bir yapıyla, yerel yönetimlerin demokratikleşmesini sağlamayı hedefliyor. Gençlik, Kadın, Çocuk, Engelli ve Kıdemli Hemşehri Meclisleri gibi alt birimler ise bu yapının katılım alanlarını genişletiyor.
Kent Konseyinin Temel Görevi: Sorunları Konuşmak, Çözümü Takip Etmek
Kanuna göre kent konseylerinin görevi, belediyeyle yakın iletişim halinde olmak ancak kendi bağımsız duruşunu koruyarak kentin sorunlarını konuşmak, tartışmak ve ortak çözümler üretmek.
Konsey toplantılarına katılmak için bir STK temsilcisi olarak delege olmak gerekiyor. Genel kurullar, STK'ların ve kent paydaşlarının geniş katılımıyla oluşturuluyor. Böylece konseyler, yerel yönetimin karşısında güçlü bir toplumsal temsil mekanizması ortaya koymayı amaçlıyor.
Küçükçekmece Kent Konseyi, 2006 yılında büyük umutlarla kurulmuş, kâğıt üzerinde kentin ortak aklını oluşturması gereken güçlü bir katılım mekanizması olarak tasarlanmıştı. Ancak aradan geçen 19 yıla rağmen konseyin ilçedeki herhangi bir sorunu çözdüğüne dair ciddi bir örnek bulunmuyor. “Sorunlarınız sorunumuzdur” sloganı defalarca tekrar edilse de, ne trafik sorununda, ne kentsel dönüşümde, ne de sosyal alan eksikliklerinde kayda değer bir çalışma ortaya kondu.
2006’da kurulduğundan bu yana ilçenin geleceğine yön verecek stratejiler geliştirmesi gereken konsey, bugün hâlâ “toplanma aşamasında kalmış” bir izlenim yaratıyor. Kentin sorunları büyürken, Küçükçekmece Kent Konseyi’nin yıllardır sahada görünmemesi ve hiçbir konuda belirleyici bir rol oynamaması kamuoyunda ciddi bir meşruiyet tartışmasını da beraberinde getirdi.
Küçükçekmece Kent Konseyi: 19 Yıllık Yapı Ama Üretim Nerede?
Küçükçekmece Kent Konseyi 2006 yılında kuruldu. Kuruluşundan itibaren başkanlık görevini:
2006–2007 Temel Karadeniz
2007–2009 Hüseyin İpek
2009’dan bu yana Dr. Mustafa Aydın üstlendi.
Küçükçekmece Kent Konseyi ’ın yıllardır tekrar eden sloganı ise şu şekilde: “Sorunlarınız sorunumuz, çözüm üretmek misyonumuzdur.”
Ancak 19 yılı aşan bu sürece bakıldığında, sloganın arkasını dolduracak somut bir tablo bulunmadığına dikkat çekiliyor.
“Peki o zaman hizmet nerede? Çözüm nerede?”
Kent konseylerinin görevi kentin temel stratejilerini belirlemek ve ortak aklı oluşturmak olduğuna göre, kamuoyu doğal olarak şu soruyu soruyor:
Küçükçekmece Kent Konseyi, ilçenin hangi sorunu çözdü?
Cevap ise kocaman bir sessizlikten ibaret.
Ne trafikle ilgili bir çözüm modeli,
ne deprem ve kentsel dönüşüm konusunda bir strateji,
ne sosyal yaşam ve gençlik politikalarında teklif,
ne de ilçe adına kamuoyuna mal olmuş bir çalışmanın ortada olmaması, eleştirileri daha da büyütüyor.
Katılımcı Yapı Kâğıt Üzerinde Kaldı
Kent konseyi, demokrasi ve katılım için kurulmuş bir mekanizma olmasına rağmen;
uzun süredir Küçükçekmece’de:
Sivil halk yeterince sürece dâhil edilmedi,
STK’ların etkin katılımı sağlanmadı,
Alt meclislerin varlığı görünür olmadı,
Kent konseyinin bağımsız bir irade ortaya koyduğu örnekler neredeyse hiç yaşanmadı.
Bu durum, konseyin kuruluş amacından uzaklaştığı yönünde yaygın bir görüş oluşturuyor.
Küçükçekmece İçin Ortak Akıl Arayışı Devam Ediyor
Kent konseyleri, şehirlerin geleceğini belirleyecek en önemli danışma organları arasında yer almasına rağmen, Küçükçekmece’de bu mekanizmanın yıllardır işlevsiz kalması hem kamuoyunun hem de yerel aktörlerin tepkisini çekiyor.
Kâğıt üzerinde geniş yetkilere sahip konseyin, fiilen ilçenin hiçbir somut sorununu çözememiş olması, en temel soru işaretini gündeme taşıyor:
Madem bu kadar önemli bir yapısınız, o hâlde Küçükçekmece’nin hangi derdine çare oldunuz? Bu sorunun yanıtı ise hâlâ verilmiş değil. Vatandaşların, STK’ların ve kent paydaşlarının ortak sorusu artık açık ve net:“Bu konsey kente ne kattı? Çözüm nerede?”
Küçükçekmece Kent Konseyi’nde Derin Kriz: “Etkinlik İstenmedi, Halk Dışlandı, Yapı Bürokratların Elinde Araca Dönüştü”
Gazeteci Tayfun Ercan, Küçükçekmece Kent Konseyi’ne ilişkin uzun süredir devam eden tartışmalara sert bir çıkışla katkı sundu. Kent Konseyi’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını belirten Ercan, konseyin bugünkü yapısının hem kaymakamlık hem de belediye yönetimleri tarafından bilinçli şekilde “etkisiz tutulduğunu” savundu.
“Kaymakam da belediye başkanları da etkin bir konsey istemedi”
Ercan’a göre, Kent Konseyi’nin gerçek anlamda sivil güç haline gelmesi hiçbir zaman istenmedi. Halkın katılımıyla şekillenmesi gerekirken, yapı yıllarca bürokratlar ve belediye meclis üyeleri üzerinden dizayn edildi:“Küçükçekmece Kent Konseyi’nin etkin bir yapı olması hiçbir kaymakam ve belediye başkanı tarafından istenmedi. Sivil halkın katılımıyla kurulması gerekirken, bürokratlar ve meclis üyeleri tarafından teşkil ediliyor. Oysa hiçbir iyi örnek böyle değil.”Bu yaklaşımın, konseyin hem meşruiyetini hem de işlevini zayıflattığını belirtti.“Üniversitenin imar planı ihtiyacı, konseyin ruhundan daha önemli görüldü”
Ercan, konseyin başına getirilen kişinin Küçükçekmece ile hiçbir aidiyet bağı olmadığını, ilçeye yalnızca kendi üniversitesinin imar planları perspektifinden baktığını savundu:“Konseyin başındaki kişinin Küçükçekmece ile hiçbir bağı yok. Tek ihtiyacı, sahip olduğu üniversitenin imar planlarından elde edeceği güç. Yerel dinamikleri sinek gibi gören, saygısı olmayan bir yapı.”
Aydın Üniversitesi’nin yıllar önce genişletme sürecinde kurulan ilişkileri hatırlatan Ercan, “iyi ilişkiler kurulan kişilere yüksek lisans imkânları sağlandığını” söyleyerek bu ilişkiler ağının konsey yönetimine kadar uzandığını ima etti.
“Konsey yönetimi, bir kişinin emir komutasında”
Gazeteci Ercan’ın en çarpıcı tespitlerinden biri ise Kent Konseyi yönetimi içindeki hiyerarşik tablo oldu:“Kent Konseyi yönetimindeki koca koca insanlar, bu şahsın emir komutasında hazır olda durmaktan mutluluk duyuyor. Neredeyse hepsine otur kalk yaptırıyor. Bahçelievler’den getirttiği simit ikramını ihmal etmiyor. Sanki simit sihirli; yiyen şahsa asker oluyor.”
Konsey üyelerinin bu durumu sorgulamamasını eleştiren Ercan, “Biz böyle davransak onurları incinir ama ona karşı hiç ses çıkarmıyorlar” diyerek durumu ironik bir dille aktardı.
“Konsey, kent yönetimine fikir verecek insanları dışlamak için kurgulandı”
Ercan’ın temel eleştirisi, mevcut yapının demokratik yapıyı değil kontrolü öncelediği yönünde:“Kent Konseyi, kentin yönetimine fikir verip sorun çıkarabilecek insanlar orada yer almasın diye baskın bir karakterin kontrolünde, belediye meclisinin çoğunluğuyla teşkil edilmiş bir yapıdır.”
Bu nedenle konseyin, olması gereken “katılımcı, özgür ve eleştirel” felsefeden uzaklaştığını dile getirdi.
“Küçükçekmece bağımsız bir kent inisiyatifi kurmalıdır”
Tayfun Ercan, mevcut tablonun artık sürdürülemez olduğunu belirterek, ilçenin kendi dinamikleriyle şekillenecek bağımsız bir kent inisiyatifine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Ancak bunun da mevcut federasyonlarla mümkün olmadığını vurguladı:“Bu ihtiyaç, iki dernek federasyonunun taşıyabileceği bir yük değildir. O iki federasyon, Kent Konseyi’ne kendilerine saygı duyduramamış ama bundan da rahatsız olmamış yapılar. Daha ciddi işler gerekir.”
Daha ciddi, daha özgür, daha yerli bir yapılanma şart
Hem siyasi aktörlerin hem de sivil toplumun ortak eleştirileri bir noktada birleşiyor:
Küçükçekmece, bugünkü Kent Konseyi modeliyle yönetilemez; çünkü bu model sivil katılımı değil, kontrolü önceleyen bir anlayışın ürünü.
Gazeteci Tayfun Ercan’ın açıklamaları, ilçede uzun süredir konuşulan fakat açıkça dillendirilmeyen birçok durumu gün yüzüne çıkarırken, Küçükçekmece’nin geleceği için bağımsız, katılımcı ve saygın bir kent iradesine duyulan ihtiyacı yeniden gündeme taşıdı.
“Sorun Kişilerde Değil, Sistemde – Daha Özgür, Daha Güçlü Bir Kent İnisiyatifine İhtiyaç Var”
Siyasetçi Hüseyin İpek, Küçükçekmece Kent Konseyi üzerine süren tartışmalara geniş bir çerçeveden yaklaşan kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Gazeteci Tayfun Ercan’ın son dönemde dile getirdiği eleştirilere kısmen hak verdiğini belirten İpek, sorunun kişisel olmadığını; asıl meselenin mevcut sistemin yanlış kurgusu, kurumsal eksiklikler ve temsildeki yapısal hatalar olduğunu vurguladı.
“Sorun iyi niyetli insanlarda değil, hatalı kurumsal modelde”
İpek, Kent Konseyi içinde yer alan pek çok kişinin samimi şekilde ilçeye değer katmak istediğini belirterek şu tespiti yaptı:“Bugün Kent Konseyi’nde yer alan birçok arkadaşımızın iyi niyetli olduğuna, Küçükçekmece için gerçekten güzel işler yapma arzusunda olduklarına yakından şahidim. Sorun kişilerde değil; sistemin kendisinde, kurumsal yapının eksikliklerinde ve temsil anlayışının yanlış kurgulanmasında.”
Bu nedenle eleştirilerin kişilere değil, konseyin mevcut işleyişine ve yapısına odaklanması gerektiğini ifade etti.
İpek’ten Küçükçekmece İçin “Yeni Kent Konseyi Modeli” Önerisi
Hüseyin İpek, ilçenin ihtiyacı olan kent yönetimi yaklaşımını başlıklar hâlinde sıraladı:
Yönetimler asgari iki dönemle sınırlandırılmalı, güç tek merkezde birikmemeli.
Temsil yapısı sürekli yenilenmeli, konsey bağımsız bir iradeye kavuşmalı.
Meclis çoğunluğunun konsey üzerinde kurduğu denge baskısı sona erdirilmeli.
Şehir plancısı, mimar, ekonomist, hukukçu gibi uzmanlık alanları zorunlu hâle gelmeli.
Görev dağılımında “yakınlık” değil, liyakat esas alınmalı.
Bölgede etkin STK’lar yönetime katılmalı; ancak mevcut federasyon yapılarının bunu taşımadığı da göz ardı edilmemeli.
Konsey için bütçe ayrılmalı, uygun bir mekân tahsis edilmeli.
Toplantıların kahvehanelerde veya özel işletmelerde yapılması hem etik dışı hem de ciddiyetten uzak bir yaklaşım olarak nitelendirilmeli.
İlçede bulunan üniversitelerin, kent kimliğine uygun bir davranış standardı benimsemesi şart.
İpek, özellikle Küçükçekmece’de yer almasına rağmen “Florya” adını kullanan bir üniversitenin bile ilçeye aidiyet göstermemesini “küçük ama anlamlı bir gösterge” olarak yorumladı.
“Küçükçekmece’nin özgür bir kent iradesine ihtiyacı var”
Küçükçekmece’nin Türkiye’nin en önemli ilçelerinden biri olduğunu, buna rağmen kendi kent iradesini ortaya koyacak özgür bir platformdan hâlâ yoksun olduğunu belirten İpek, mevcut Kent Konseyi yapısının bu dönüşümü gerçekleştirme kapasitesine sahip olmadığını söyledi.“Mevcut Kent Konseyi yapısının refleksleri koruma odaklı, mantığı kontrol edilebilirlik üzerine kurulu. Bu nedenle özgür, katılımcı ve yerli bir kent inisiyatifi ihtiyacı artık kaçınılmazdır.”
İpek’e göre ne mevcut federasyonların gücü ne de bugünkü konseyin şekillendirildiği yapı böyle bir dönüşümü kaldırabilecek nitelikte.
“Samimi çabalar yok sayılmamalı”
Tüm eleştirilerine rağmen, konsey içinde iyi niyetle çalışan kişilerin emeğinin değerli olduğunun altını çizen İpek:“Kent Konseyi’nde yer alan samimi arkadaşlarımızın çabaları göz ardı edilmemeli. Doğru zeminde ve doğru yönetim modelinde bu emekler mutlaka değerlendirilmelidir.”
diyerek hem yapısal revizyon çağrısı yaptı hem de bireysel emeklere saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Hüseyin İpek’in açıklamaları, Küçükçekmece’de uzun süredir tartışılan Kent Konseyi yapısına yönelik eleştirileri yeniden gündeme taşırken, ilçede daha demokratik, bağımsız ve uzmanlığa dayalı bir yönetim modeline duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koymuş oldu.




























