Aydın;''Evde sağlık hizmeti, ilaç desteği, aylık kuru gıda yardımı.Küçükçekmece Kaymakamlığı, Belediye Sosyal Yardım Müdürlüğü, gönüllü sivil toplum kuruluşları,Torunlara eğitim bursu ve kırtasiye yardımı,Bir koli gıda bir eve umut, bir sağlık ziyareti bir kadına yaşam verebilir.”
Küçükçekmece’nin Fatih Mahallesi’nde, sağlıksız bir gecekonduda yaşam mücadelesi veren 60 yaşındaki Selma Aydın, omurilik rahatsızlığı ve enfeksiyonla savaşırken, “Bir koli kuru gıda gelse şükrederim” diyerek yaşadığı zorlukları anlattı.
Yalnız, hasta ve çaresiz… Aydın’ın tek dileği evde sağlık hizmeti alabilmek, torunlarının da bir meslek sahibi olabilmesi.
Kaderine boyun eğmiş gibi görünen ama her sözünde direnişin izlerini taşıyan bir kadın o.
Yıllar önce eşini kaybetmiş, tek başına hem kızına hem iki torununa kol kanat germeye çalışmış.Şimdi ise yaşlılık, hastalık ve yoksulluğun üçü birden kapısını çalmış durumda.“Benim 15 milyon maaşım var. O da elimde tutmadan bitiyor. Ne doğru dürüst gıda alabildim, ne torunlarıma harçlık verebildim.” diyor, sesi yorgun ama kırılmamış bir tonla.
Kış yaklaşırken evin duvarları soğuğu içine çekiyor, rutubet sinmiş, hüzün duvarlara işlemiş. Ama Selma Abla hâlâ şükrediyor:“En azından başımı koyacak bir evim var. Allah’tan başka kimsem yok ama şükür…”
“Önce Sağlığımı İstiyorum”
Selma Aydın, artık yürümekte güçlük çekiyor. Ayağındaki enfeksiyon, aylar önce başladığı halde hâlâ iyileşmemiş. Omurilik kayması, bel fıtığı, sinir sıkışması…“On adım atmıyorum, on adımda nefesim kesiliyor. Ayağım şiş, belim tutmuyor.” diyor.
Zaman zaman hastaneye gitmesi gerekiyor, ama gidebilmek lüks haline gelmiş: “Yeşilköy Hastanesi’ne gidiyorum. Gidiş 300, dönüş 300 lira. Taksi tutmadan gidemiyorum. Toplu taşımaya binemem çünkü ayakta duramıyorum. Bu para da bana fazla geliyor.” Gözleri yaşarıyor, elleri titriyor ama sesini kararlı tutuyor:
“Ben artık hastaneye gidemiyorum. Evde sağlık hizmeti gelse yeter. Bir doktor, bir hemşire arada bir uğrasa, ilaçlarımı düzenlese, yarama pansuman yapsa… başka bir şey istemem.”
“Komşularım sağ olsun, bazen bir tabak yemek getiriyorlar. Bazen mahalle esnafı iki kilo makarna, bir litre yağ veriyor. Allah razı olsun. Ama ayda bir koli erzak gelse, o bile yeter. Torunlarıma bir tabak sıcak yemek koyayım, bir çorba kaynatayım, bana dünyalar kadar.” Soğuk gecelerde battaniyesine sarılıp dua ediyor. Dualarında ne lüks var ne de hırs.“Bir koli kuru gıda, bir parça sağlık, torunlarımın iyi geleceği… Başka hiçbir şey istemem.”
Onun bu sözleri, bir yandan minnettarlık, bir yandan da sessiz bir çağrı.
Bir toplumun vicdanına dokunan, ama duyulmazsa içe işleyen bir çığlık gibi.
Selma Aydın’ın hikâyesi, bir ülkenin yaşlı yoksullarının sessiz hikâyesiyle birleşiyor.Belki bugün bir koli erzak, bir sağlık ekibi ziyareti ya da bir burs; onun için sadece yardım değil, yeniden yaşama umudu demek.
HİCRETHABER// AHMET CEKİN
Yalnız, hasta ve çaresiz… Aydın’ın tek dileği evde sağlık hizmeti alabilmek, torunlarının da bir meslek sahibi olabilmesi.
Yoksulluğun Ortasında Bir Kadın Hikayesi
Küçükçekmece’nin Fatih Mahallesi’nde, sokak lambalarının cılız ışığıyla aydınlanan, duvarları rutubetli küçük bir gecekonduda Selma Aydın yaşıyor.Kaderine boyun eğmiş gibi görünen ama her sözünde direnişin izlerini taşıyan bir kadın o.
Yıllar önce eşini kaybetmiş, tek başına hem kızına hem iki torununa kol kanat germeye çalışmış.Şimdi ise yaşlılık, hastalık ve yoksulluğun üçü birden kapısını çalmış durumda.“Benim 15 milyon maaşım var. O da elimde tutmadan bitiyor. Ne doğru dürüst gıda alabildim, ne torunlarıma harçlık verebildim.” diyor, sesi yorgun ama kırılmamış bir tonla.
Kış yaklaşırken evin duvarları soğuğu içine çekiyor, rutubet sinmiş, hüzün duvarlara işlemiş. Ama Selma Abla hâlâ şükrediyor:“En azından başımı koyacak bir evim var. Allah’tan başka kimsem yok ama şükür…”
“Önce Sağlığımı İstiyorum”
Selma Aydın, artık yürümekte güçlük çekiyor. Ayağındaki enfeksiyon, aylar önce başladığı halde hâlâ iyileşmemiş. Omurilik kayması, bel fıtığı, sinir sıkışması…“On adım atmıyorum, on adımda nefesim kesiliyor. Ayağım şiş, belim tutmuyor.” diyor.Zaman zaman hastaneye gitmesi gerekiyor, ama gidebilmek lüks haline gelmiş: “Yeşilköy Hastanesi’ne gidiyorum. Gidiş 300, dönüş 300 lira. Taksi tutmadan gidemiyorum. Toplu taşımaya binemem çünkü ayakta duramıyorum. Bu para da bana fazla geliyor.” Gözleri yaşarıyor, elleri titriyor ama sesini kararlı tutuyor:
“Ben artık hastaneye gidemiyorum. Evde sağlık hizmeti gelse yeter. Bir doktor, bir hemşire arada bir uğrasa, ilaçlarımı düzenlese, yarama pansuman yapsa… başka bir şey istemem.”
“Ayda Bir Koli Erzak Gelse Şükrederim”
Küçükçekmece’nin dayanışma ruhu hâlâ ayakta, diyor Selma Abla; çünkü onu yaşatan, bazen bir tabak yemekle kapısını çalan komşuları olmuş.“Komşularım sağ olsun, bazen bir tabak yemek getiriyorlar. Bazen mahalle esnafı iki kilo makarna, bir litre yağ veriyor. Allah razı olsun. Ama ayda bir koli erzak gelse, o bile yeter. Torunlarıma bir tabak sıcak yemek koyayım, bir çorba kaynatayım, bana dünyalar kadar.” Soğuk gecelerde battaniyesine sarılıp dua ediyor. Dualarında ne lüks var ne de hırs.“Bir koli kuru gıda, bir parça sağlık, torunlarımın iyi geleceği… Başka hiçbir şey istemem.”
“Torunlarım Meslek Sahibi Olsun”
İki torunuyla birlikte yaşamını sürdüren Selma Aydın’ın kalbindeki en büyük umut, torunlarının eğitimi.Birisi Tekirdağ’da üniversitede, diğeri ise İstanbul’da lise son sınıfta.Her sabah torunlarını okula uğurlarken gözlerinden hem gurur hem kaygı okunuyor.“Ben okumadım. Ama torunlarım okusun istiyorum. Meslekleri olsun. Kimseye el açmadan, alın teriyle yaşasınlar. Onların iyi yerlere geldiğini göreyim, gözüm açık gitmem.” Ama maddi imkânsızlıklar, bu isteği gölgeliyor.“Tekirdağ’daki torunuma harçlık gönderemediğim oldu. Yol parası yoktu, arkadaşlarında kalmak zorunda kaldı. Ama utanmasınlar, okusunlar, çünkü tek umudum onlar.”“Allah İyilerle Karşılaştırsın”
Selma Aydın devletten, belediyeden ya da yardım kuruluşlarından çok şey istemiyor.“Benim gözüm fazlasında değil. Büyüklerimizden ne koparsa o bile bana dünyalar kadar. Kaymakamlıktan, belediyeden, yardım kuruluşlarından bir el uzansa yeter. Allah iyilerle karşılaştırsın.”
Onun bu sözleri, bir yandan minnettarlık, bir yandan da sessiz bir çağrı.Bir toplumun vicdanına dokunan, ama duyulmazsa içe işleyen bir çığlık gibi.
Bir Sessiz Haykırış: Selma Ablanın Çağrısı
Küçükçekmece’nin Fatih Mahallesi’nde, bir kadının hayata tutunma mücadelesi devam ediyor.Her sabah aynı umutla uyanıyor: belki bugün biri kapısını çalar, belki bir haber gelir, belki sağlık ekibi uğrar…Küçük bir sobanın başında ısınırken torunlarının fotoğraflarına bakıyor.“Ben ölmeden bir gün onların mezuniyetini görürsem, bana en büyük armağan o olur.” diyor.
Selma Aydın’ın hikâyesi, bir ülkenin yaşlı yoksullarının sessiz hikâyesiyle birleşiyor.Belki bugün bir koli erzak, bir sağlık ekibi ziyareti ya da bir burs; onun için sadece yardım değil, yeniden yaşama umudu demek.
HİCRETHABER// AHMET CEKİN