Bölgesel Kriz Derinleşiyor
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, askeri bir çatışmanın ötesine geçerek çok boyutlu bir bölgesel krize dönüştü. Yaşanan gelişmeler, yalnızca İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilimi değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki güç dengelerini de yeniden şekillendirebilecek stratejik bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Washington ve Tel Aviv yönetimleri, İran’ın siyasi ve askeri liderliğini hedef alarak kısa sürede stratejik üstünlük sağlamayı amaçladı. Ancak Tahran yönetiminin kısa sürede yeniden organize olması, ABD ve İsrail’in hızlı sonuç alma stratejisinin beklenen ölçüde gerçekleşmesini zorlaştırdı.
İran halkının saldırılara karşı geniş çaplı protestolar düzenlemesi de Washington yönetiminde dile getirilen “rejimin hızlı şekilde çökeceği” yönündeki beklentilerin gerçekleşmediğini gösterdi.
“İsrail’in Hesabı Tutmadı”
Lübnan merkezli medya kuruluşu Al Mayadeen’de yayımlanan bir analizde, İsrail yönetiminin güçlü lobi faaliyetleri aracılığıyla Washington’ı bölgesel bir savaşa sürüklediği iddia edildi.
Analizde, Tel Aviv yönetiminin hem iç kamuoyunu yatıştırmak hem de İran halkına mesaj vermek amacıyla yoğun bir propaganda yürüttüğü ancak planlanan hedeflere tam anlamıyla ulaşılamadığı ifade edildi.
Savaşın geleceğini belirleyecek en kritik unsurun zaman olduğu vurgulanan analizde, mevcut çatışmanın daha önce 12 gün süren savaşın devamı niteliğinde olduğu ve Orta Doğu’da yeni bir dönemin başlangıcına işaret edebileceği değerlendirildi.
“ABD’nin İran’a Yönelik Tutarlı Bir Stratejisi Yok”
Milli İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Hakkı Uygur, ABD’nin İran politikasına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Uygur, Washington yönetiminin İran konusunda tutarlı bir strateji ortaya koyamadığını belirtti.
Bu durumun ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere bazı yetkililerin açıklamalarındaki çelişkilerden anlaşılabildiğini ifade eden Uygur, ABD’nin İran’a yönelik operasyonu hızlı bir zafer beklentisiyle başlatmış olabileceğini söyledi.
Uygur, “Muhtemelen Venezuela benzeri kolay bir zafer beklentisiyle böyle bir harekete kalkıştılar. Trump’ın Venezuela ile yaptığı mukayeseler de bu durumu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
ABD–İran İlişkilerinde Kalıcı Travma
İsrail’in İran politikasının ABD’den daha sert olduğunu vurgulayan Uygur, son yıllarda Washington ile Tahran arasında yürütülen sınırlı temaslara rağmen bu saldırıların iki ülke ilişkilerini uzun süre etkileyeceğini ifade etti.
Uygur’a göre İran’da yönetim değişse bile bu saldırıların yarattığı travma uzun yıllar sürebilir. Uzman isim, yaşanan gelişmelerin 1953 İran darbesinden bile daha derin bir etki bırakabileceğini belirtti.
1953 yılında CIA ve İngiliz istihbaratı MI6’nın desteklediği darbe sonucunda İran Başbakanı Muhammed Musaddık devrilmiş, ardından Muhammed Rıza Pehlevi yönetimi güç kazanmış ve İran ile ABD arasındaki ilişkiler uzun süreli gerilimlere sahne olmuştu.
İran Daha Agresif Bir Politika İzleyebilir
Dr. Hakkı Uygur’a göre İsrail, İran’ın askeri kapasitesinin zayıflatılmasından memnun olsa da savaşın gidişatı farklı sonuçlar doğurabilir. Eğer hızlı bir rejim değişikliği yaşanmaz ve ABD bölgeden çekilirse İran’ın daha agresif bir dış politika izleme ihtimali bulunuyor.
Uygur, bu durumda İran’ın Irak, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler üzerindeki etkisini daha sert yöntemlerle artırmaya çalışabileceğini belirtti.
Ayrıca İran’ın nükleer programı konusunda da daha kararlı adımlar atabileceğini ifade eden Uygur, yaşanan gelişmelerin Tahran’ın nükleer silah üretimine yönelik çalışmalarını hızlandırabileceğini dile getirdi.
“Savaş Uzarsa İran Kazanabilir”
Uygur, savaşın uzamasının İran açısından ciddi ekonomik ve askeri yıkım getirebileceğini ancak stratejik sonuçların farklı olabileceğini söyledi.
Savaşın sonucunun yalnızca askeri güçle değil, tarafların iradesiyle de belirleneceğini belirten Uygur, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Uzayan savaş İran’a daha büyük maddi yıkım getirse de ABD’nin savaşı sürdürememesi ve bölgeden çekilmesi durumunda İran, Taliban örneğinde olduğu gibi uzun vadeli bir ‘iradeler savaşının’ galibi olarak görülebilir.”
Körfez Ülkeleri Yeni Hesaplar Yapıyor
Bölgedeki gelişmelerin Körfez ülkelerini de yeni güvenlik hesapları yapmaya zorlayabileceğini belirten Uygur, bu ülkelerin son yıllarda yaptıkları büyük savunma harcamalarının güvenliklerini tam anlamıyla garanti etmediğini gördüklerini ifade etti.
Uygur’a göre Körfez ülkeleri, ABD yönetimine güvenerek İran ile doğrudan askeri bir çatışmaya girmek istemeyebilir.
Vekil Güçler Devreye Girebilir
Uzmanlara göre savaşın daha da şiddetlenmesi halinde İran’ın bölgedeki vekil güçleri de çatışmaya daha aktif şekilde dahil olabilir.
Dr. Hakkı Uygur, ABD ve İsrail saldırılarının artması durumunda İran’ın bölgesel vekil ağlarının da sahaya daha güçlü biçimde çıkabileceğini belirterek çatışmanın daha geniş bir coğrafyaya yayılma ihtimaline dikkat çekti.
































