İran’a Saldırılar: Nükleer Tesislerden Bilim İnsanlarına
İsrail'in son saldırılarında, İran’ın nükleer tesisleri, askeri üsleri, ve komuta merkezleri hedef alındı. Tahran’ın üst düzey askeri yetkilileri, nükleer programda görev alan bazı bilim insanları ve siviller bu saldırılarda hayatını kaybetti. İran ise Tel Aviv ve Hayfa gibi şehirlerdeki askeri hedeflere füze saldırıları düzenleyerek karşılık verdi.
İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin nükleer silaha dönüşme aşamasına geldiğini öne sürerken, İran yönetimi nükleer programının tamamen barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.
Saldırıların Zamanlaması Tartışma Yarattı
İsrail iç siyasetinde yaşanan gelişmeler de saldırının zamanlamasına dair eleştirileri beraberinde getirdi. İngiliz Financial Times gazetesine göre, Netanyahu’nun bu kararı, İsrail parlamentosunun feshedilmesi çağrılarının yapıldığı ve hükümet koalisyonunun çatırdadığı bir dönemde geldi. Aynı zamanda İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlar uluslararası kamuoyunun sert eleştirilerine maruz kalırken, Başbakan üzerindeki baskı da giderek artıyordu.
Ayrıca saldırılar, ABD ile İran’ın Umman’da gerçekleştirmesi planlanan nükleer müzakerelerin hemen öncesinde gerçekleşti. Bu gelişme, diplomasi yolunun bilinçli olarak tıkanmaya çalışıldığı yorumlarına neden oldu.
İsrail Daha Önce Irak ve Suriye'yi de Vurdu
İsrail, geçmişte de Ortadoğu’da benzer askeri operasyonlara imza atmıştı. 1981 yılında dönemin Başbakanı Menachem Begin, Irak’taki Osirak Nükleer Reaktörü’nü; 2007’de ise Başbakan Ehud Olmert, Suriye’nin Deyrizor kentindeki şüpheli nükleer tesisi hava saldırısıyla yok ettirmişti. Ancak Netanyahu’nun son saldırıları yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmayarak, sivillerin yaşadığı alanları, medya kuruluşlarını ve İranlı üst düzey isimleri de hedef aldı.
Netanyahu: “Bu Rejimi 40 Yıldır İzliyorum”
Netanyahu, İran’a yönelik tutumunun tesadüfi olmadığını açıkça dile getiriyor. İsrailli Haaretz gazetesine verdiği bir demeçte, İran rejimini 1982 yılından beri "en büyük tehdit" olarak gördüğünü belirtti. Başbakan, 2005 yılında muhalefet lideriyken de İran’ın nükleer programını "geleceğe yönelik büyük bir tehdit" olarak tanımlamış ve Irak örneğinde olduğu gibi İran’ın tesislerine de saldırılması gerektiğini savunmuştu.
2009 ve 2013 yıllarında da İran'a yönelik saldırı emri verdiği ancak İsrail Genelkurmayının bu emirlere karşı çıktığı ve siyasi onay alınamadığı belirtiliyor.
Sabotajlar, Suikastlar ve Dijital Saldırılar
İran’ın nükleer programı, sadece hava saldırılarıyla değil, siber saldırılar ve suikastlarla da hedef alındı. 2010 yılında Stuxnet virüsü, İran’daki nükleer tesislerde ciddi hasara yol açtı. 2020 ve 2021 yıllarında ise Natanz Nükleer Tesisi’nde yaşanan patlamalar ve kesintiler İsrail’in siber saldırılarıyla ilişkilendirildi. İsrail istihbarat servisi MOSSAD’ın, 2010-2020 yılları arasında İranlı en az 5 nükleer bilim insanına suikast düzenlediği iddia ediliyor.
Sonuç: Diplomasi Mi, Çatışma Mı?
İran’ın 2015 yılında dünya güçleriyle imzaladığı nükleer anlaşma, 2018’de Trump yönetiminin çekilmesiyle kadük hale geldi. Anlaşmanın çökmesinin ardından başlayan karşılıklı güvensizlik ve yaptırımlar zinciri, bugün gelinen noktada sıcak çatışmalarla sonuçlandı.
İsrail’in son saldırılarının ve Netanyahu’nun sert politikalarının bölgeyi nereye sürükleyeceği merakla izlenirken, uluslararası kamuoyu diplomasiye geri dönülmesi çağrısını yinelemeye devam ediyor.
































