Küfür Tek Millettir

İnsan hakları teranesiyle dünyayı sömüren “Haçlı İttifakı”nın açık açık savaş ilân ettiği Müslüman coğrafyada parça parça yaşanan “3. Dünya Savaşı”nda oluk oluk Müslüman kanı akıtılıyor.

Küfür Tek Millettir

İnsan hakları teranesiyle dünyayı sömüren “Haçlı İttifakı”nın açık açık savaş ilân ettiği Müslüman coğrafyada parça parça yaşanan “3. Dünya Savaşı”nda oluk oluk Müslüman kanı akıtılıyor.

Küfür Tek Millettir
23 Ekim 2019 - 10:18

“Küresel Haydutlar” çatışma sahası olan Batı Asya’da (Ortadoğu) enerji kaynakları, kara ve deniz ticaret yollarından elde ettikleri haraçları artırmak için var gücüyle saldırıyor. İskenderun Körfezi, Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı üçgeni ve Karadeniz, Hazar Denizi, Aden Körfezi ve Umman Denizi dörtgeni içinde kalan en sıcak çatışma alanlarındaki büyük güçler mücadele veriyor.

ABD’nin Suriye’deki hedefi, Ortadoğu’daki temel hedefinin bir parçası. O temel hedef; Basra’dan Doğu Akdeniz’e kadar bir enerji ve bu bölgede terör koridoru kurmaktı. ABD’nin bu koridora karşı çıkan Türkiye’yi oyalaması sonuç vermedi. Türkiye “kendi göbeğini kendi kesmek” için 9 Ekim’de düğmeye bastı. Barış Pınarı Harekâtı’yla “küresel haydut”ların lideri ABD’nin planlarını bozdu.

“Küresel Haydut”ların hoyratlıkları bitmiyor

Bir taraftan Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden, diğer taraftan ise Golan Tepeleri’ni İsrail’in toprağı olarak tanıyan ABD, hoyratça yönettiği savaştan geri atmak zorunda kaldı.

Fakat bölgemizde çok denklemli yeni bir oyun başladı!.. Dün “kimyasal silah var” diyerek Irak’ı işgal edenler, bugün hedefe İran’ı koyarak bir taraftan Körfez’i ablukaya alıp, diğer taraftan ise Doğu Akdeniz’de suları ısıtmaya devam ediyor.

Oluşturulacak dezenformasyon ve manipülasyonlar sayesinde “küresel haydutlar”ın kirli oyunlarında yeni bir safhaya geçeceği aşikâr.

ABD ve İsrail’in Suriye stratejisi, “güvenli bölge” inşa ederek Suriye’yi birden fazla parçaya ayırmaktı.

Sekiz yıldır süren “iç savaş” boyunca Suriye, demografik temelli kontrol alanlarına ayrıldı ve göç dalgasıyla oldukça homojen demografik bölgeler oluşturuldu. Sekiz yılın sonunda Suriye’de Sünniler, Nusayriler, Kürtler ve Dürziler belirli bölgelerde gittikçe homojenleşti.

ABD ve İsrail’de düşünülen aslında son kerte şuydu: Suriye’yi 4’e, Irak’ı 3’e bölmek, ortaya çıkan 7 parçanın bazılarını birleştirilerek 5 yeni devlet oluşturmaktı.

Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları’yla bölgede hesaplar değişti.

 

Öyle kirli bir savaşın içindeyiz ki...

Dünyayı attığı tweetlerle yönlendirmeye çalışan Donald Trump, “Bırakın Suriye ve Esad Kürtleri korusun ve kendi toprakları için Türkiye’yle savaşsın...” sözleriyle psikolojik harpta yeni bir evreye geçti.

Dün bizimle Suriye topraklarında devriye atanların ajandalarında hiç şüphesiz “Suriye Cehennemi”nde Beşşar Esed’le Türkiye’yi çatıştırmak ve yeni bir kaos üretmek, arkasından ise uluslararası yaptırım ve ambargolarla köşeye sıkıştırıp “böl, parçala, yönet” planlarını devreye sokmak var.

Öyle kirli bir savaşın içindeyiz ki, asla popülizm yapma lüksümüz yok.

40 bin insanımızı katleden PKK/PYD-YPG tehdidini tamamen ortadan kaldırmak, DEAŞ terörünün yeniden ayağa kalkmasını önlemek ve barış koridoru inşa ederek mültecileri topraklarına döndürmek amacıyla icra edilen Barış Pınarı Harekâtı’yla kirli oyun şimdilik bozuldu!..

 

Kahraman Mehmetçiklerimiz bebek katillerinin peşinde

Kahraman Mehmetçiğimizin Suriye’nin kuzeyine 9 Ekim 2019’da başlattığı Barış Pınarı Harekâtı Suriye Millî Ordusu’nun desteğiyle devam ediyor.

ABD’nin binlerce tır silah desteği sağlayarak palazlandırdığı bebek katili PKK/PYD-YPG’li teröristler, Fırat’ın doğusu ve batısındaki Tel Abyad ve Resulayn, Aynel Arap ve Münbiç’i yakıp yıkarak, hapishanelerdeki DEAŞ’lıları bırakarak, sınır ilçelerimizi bombalayarak kaçıyor. Diğer taraftan ABD, İngiltere ve Fransa sıcak bölgedeki askerlerini çekerek koordinat değişikliğine gidiyor.

Bir taraftan Mehmetçiklerimiz destan yazarken diğer taraftan fitneciler de boş durmuyor.

İttihat Terakki artıkları fitne ateşini körüklemek için ellerindeki silah, kalem ve makamlarla “Ya istiklâl, ya ölüm” diyen Mehmedimize saldırıyorlar.

Sefere çıkmış ordumuzun zafere ulaşmaması, birlik ve dirliğimizin akamete uğraması için bütün imkânlarını seferber ediyorlar.

Yani “son kaleyi içerden çökertmek” için dozajını artırdıkları dezenformasyonla gücümüzü zayıflatmaya çabalıyorlar. Çirkin emellerine ulaşmak için aramızda “canlı bomba” gibi geziyorlar.

 

Fitneciler eteklerindeki taşları dökmeye başladı

Sömürü düzenini kuranların dişlileri arasında feryat eden mazlumlara kulak tıkayan iki yüzlü batı, “Barış Pınarı Harekâtı” ile bölgeye huzur götürme mücadelesi veren Türkiye’ye diz çökertmek için silah satmamakla, ekonomik yaptırımlarla tehdit ediyor. Avrupa Birliği üyeleri alelacele toplanıp oy birliğiyle kınayıp, Kıbrıs’taki sondaj faaliyetlerinin durdurulması için aba altından sopa gösteriyor.

Bu gelişmelerin hemen öncesinde kendisine makam tevdî edilmiş KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı çıkmış ne diyor: “1974’te biz adına Barış Harekâtı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır.”

Ne kadar tevil edilirse edilsin, düpedüz hadsizlik.

Bu densizin beyanının “Arap Birliği”nin Türkiye’yi “işgalci” olarak tanımlamasından ne farkı var?

Cevabı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından verelim: “Topunuz bir araya gelseniz bir Türkiye edemezsiniz.”

İsrail’in Filistin’i 1948’de işgal ettiğinde “işgal ve egemenliğe saldırı”nın ne anlama geldiğini bilseydiniz bugün bu coğrafya kan gölüne dönmez, elim hadiseler yaşanmazdı.

İpleri “küresel haydutlar”ın elinde olan zağarlar, sahiplerinin goygoyculuğunu, zangoçluğunu yapmaktan geri durmuyor, durmayacak.

 

 “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” düsturu üzereyiz

Bir kez daha hatırlatalım; “Biz hak isteyenin hakkını veririz; baş kaldıranın, başını ezeriz!..

Bu “küresel haydutlar” gayet iyi bilir ki, biz, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” düsturu ile dünyaya nizam vermiş bir milletiz. Haklı olduğumuz kavgadan asla korkmayız!..

Biz, Anadolu Fatihi Sultan Alparslan, Kudüs’ün şanlı komutanı Selâhaddin Eyyûbî, Söğüt’te ulu bir çınar gibi kök salan Osmancık, çağ kapatıp çağ açan Sultan Fatih, kutsal beldelerin hizmetkârı Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn Yavuz Sultan Selim, batının Muhteşemi doğunun Kanunisi Süleyman, “şehit kanıyla alınan topraklar parayla satılmaz” diyen Cennet Mekân Sultan Abdülhamidiz…

Biz, Eyyûb sabırlı, Yusuf simâlı, koç yiğitler yatağı, cihangirler otağı, âşıklar diyarı, erenler ocağı Anadoluyuz…

Biz, Kafkas, Irak, Filistin ve Sina, Yemen ve Hicaz, İran, Galiçya, Balkan ve Çanakkale Cephelerinde 7 düvele karşı Bedr’in aslanları gibi cihad edenlerin torunlarıyız…

Biz, üstünlüğü takvada arayan Arab, Kürd, Zaza, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Arnavut, Tatar Anadolu’nun bağrında yeşeren mazlumların hâmîsi Türkleriz…

Biz, Filistin, Suriye, Irak, Arakan, sömürü, yoksulluk ve açlığın pençesinde can veren kara kıta Afrikayız…

Biz, “Leküm dîniküm veliyedîn” emri gereği tebasının emniyette olduğu rahmet Peygamberinin Ümmetiyiz…

Biz, bir yanı mağribe diğer yanı maşrıka kök salmış medeniyetlerin beşiği Türkiyeyiz…

Biz, “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” tevekkülü ile küffar ordusuna galebe çalan bir ecdadın nesliyiz.

Ey Ahmed-i Hani’nin yeşerttiği coğrafyayı çorağa çevirenler, Hacı Bektaş-ı Velî’nin gönüldaşlığına nifak sokanlar, Mevlânâ’nın hoşgörüsüne fitne buluşturanlar bizi bölemeyeceksiniz. “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” ilkemizden vazgeçiremeyeceksiniz.

 

Yaşananlar “3. Dünya Savaşı”ndan başka bir şey değil

Yeni Küresel Sistem’de hiçbir temsil yetkisi tanınmayan Müslümanlar; artık başta siyonist İsrail ve Amerika olmak üzere, Batı’nın topyekûn “Dönüşüm Projesi”nin hedefinde. Türkiye’de PKK-FETÖ, Afganistan’da Taliban, Irak’ta el-Kaide, Nijerya’da Boko Haram, Suriye’da DEAŞ terörüyle terbiye(!) edilmeye çalışıldı. Müslüman coğrafya 20. yüzyılı kayıp asır olarak geçirdi. 21. yüzyılda da kayıp edip etmeyeceğini, ayakta kalıp kalmayacağını bu savaş belirleyecek.

İnsan hakları teranesiyle dünyayı sömüren “Haçlı İttifakı”nın açık açık savaş ilân ettiği Müslüman coğrafyada parça parça yaşanan “3. Dünya Savaşı”nda oluk oluk Müslüman kanı akıtılıyor.

Mazlumların umudu olan Türkiye her platformda batının adaletsizliğini haykırdığında, yeni eylemleriyle “küfrün tek millet olduğu”nu ispat ediyorlar.

Ve tarihi yeniden tekerrür ettirmeye çalışıyorlar. 100 küsur yıl önce devreye soktukları sömürü çarklarının eskidiğini görenler yeni yüzyıl için planlarını devreye sokup “böl, parçala, yönet” taktiklerini yeniden devreye sokmak için “Körfez Savaşı”, “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) ve ardından devreye soktukları “Arap Baharı” ile “Ümmet”e operasyon çekiyorlar.

Açık açık “Hak ile Bâtıl Savaşı” yaşanıyor.

İşte sırf bu yüzden; “Barış Pınarı Harekâtı” bizim bekâ meselemizdir.

Rabbimiz kahraman Mehmetçiklerimizin ayaklarına taş değdirmesin, seferini zaferle sonuçlandırsın.

MİLAT/Sabri Gültekin

YORUMLAR

  • 0 Yorum