Türkiye’nin yakın tarihinde iz bırakan ve toplumun hafızasında derin yaralar açan 28 Şubat darbe zihniyetini hatırlatan bir olay iddiası bu kez İstanbul Küçükçekmece’den geldi. Yıllarca başörtüsü üzerinden insanları ötekileştiren, eğitim kapılarını kapatan ve vatandaşları inançları nedeniyle baskı altına alan anlayışın geride kaldığı düşünülürken, bir sınav kapısında yaşandığı iddia edilen olay yeniden “başörtüsü üzerinden ayrımcılık mı yapılıyor?” sorusunu gündeme taşıdı.
Açık Öğretim Lisesi sınavına girmek için gelen başörtülü bir kadın adayın, kapı girişindeki arama sırasında görevli personelin sert ve kırıcı tavrına maruz kaldığını öne sürmesi tepkilere yol açtı. Vatandaş S.D., yaşadığı muamelenin yalnızca bir sınav günü tartışması olmadığını, aynı zamanda yıllarca mücadele edilen yasakçı ve baskıcı zihniyetin izlerini hatırlattığını belirterek yetkililere resmi şikâyette bulundu.
“Artık insanların inancı, kıyafeti ve yaşam tarzı üzerinden baskı kurulmasını istemiyoruz” diyen vatandaş, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken vatandaşın onurunu zedeleyen tavırlardan uzak durması gerektiğini vurguladı. Yaşanan bu olay, Türkiye’de geçmişte yaşanan başörtüsü tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, kamu kurumlarında eşitlik, saygı ve özgürlük ilkelerinin ne kadar hassas bir şekilde korunması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
Sınav Kapısında Tartışma: “Artık İnsanların Kıyafetiyle Uğraşmayı Bırakın”
İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde 14 Mart 2026 tarihinde Halkalı Doğa Ortaokulu’nda gerçekleştirilen Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi (AÖL) 1. oturum sınavı, bir vatandaşın gündeme taşıdığı iddialarla tartışma konusu oldu.
Sınava girmek üzere okul binasına gelen S.D. isimli kadın aday, kapı girişinde üst araması yapan yedek gözetmen olarak görevli bir personelin kendisine karşı sert ve kırıcı bir tavır sergilediğini öne sürdü. S.D.’nin iddiasına göre görevli personel, tesettür kıyafeti nedeniyle yapılan arama sırasında saygı sınırlarını aşan bir üslup kullanarak sesini yükseltti ve rencide edici ifadelerde bulundu.
S.D., yaptığı açıklamada tesettür kıyafeti nedeniyle aramanın daha detaylı yapılması sırasında görevli personelin üslubunun saygı sınırlarını aştığını öne sürdü.
İddiaya göre görevli personel arama sırasında sesini yükselterek emrivaki bir üslup kullandı ve kırıcı ifadeler sarf etti. S.D., yaşadığı durumu şu sözlerle dile getirdi:“Bir kamu görevlisinin görevini yerine getirirken vatandaşlara karşı saygılı ve ölçülü davranması gerekir. Ancak yaşadığım bu olay bir kadın olarak onurumu zedeledi, psikolojik olarak beni rahatsız etti ve sınava girecek bir aday olarak motivasyonumu olumsuz etkiledi.”
Yaşanan bu olay, Türkiye’de geçmişte yaşanan başörtüsü yasaklarını ve özellikle 28 Şubat döneminde yaşanan tartışmaları yeniden hatırlattı. Vatandaş S.D., yaşadığı muameleyi “darbe zihniyetinin kalıntısı” olarak nitelendirirken, “Artık insanların şekliyle, kıyafetiyle uğraşmayı bırakın” diyerek tepki gösterdi.
“Onurum Zedelendi, Motivasyonum Bozuldu”
Yaşadıklarını yazılı dilekçeyle yetkililere ileten S.D., bir kamu görevlisinin vatandaşlara karşı saygılı ve ölçülü davranması gerektiğini hatırlattı.
S.D. dilekçesinde, tesettür kıyafetinin detaylı olması gerekçesiyle aramanın daha sert bir üslupla yapıldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Görevli personel arama esnasında sesini yükselterek emrivaki bir tavır sergiledi. Hakaret sayılabilecek sözler sarf etti ve şahsiyetimi rencide edecek şekilde davrandı. Bir kadın olarak onurum zedelendi, psikolojik olarak rahatsız oldum. Ayrıca sınava girecek bir aday olarak motivasyonum ciddi şekilde olumsuz etkilendi.”
“Kamu Görevlileri Vatandaşa Saygı Göstermek Zorunda”
S.D., kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken vatandaşlara karşı nezaket ve hukuk çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Yaşadığı olayın sadece kişisel bir sorun olmadığını ifade eden vatandaş, tesettürlü kadınların benzer muamelelerle karşılaşmaması için konunun incelenmesini istedi.
HİCRETHABER// AHMET ÇEKİN
































