Kıta Sahanlığına Neden 28 derece Sınırı ? “Sakın Soros Sınırı Olmasın!”

Kıta Sahanlığına Neden 28 derece Sınırı ? “Sakın Soros Sınırı Olmasın!”

Kıta Sahanlığına Neden 28 derece Sınırı ? “Sakın Soros Sınırı Olmasın!”
02 Mayıs 2019 - 15:06

Doğu Akdeniz bugün emperyalistlerin, petrol ve doğalgaz sömürücülerinin göz diktiği hidrokarbon alanı. Bu deniz alanında şimdiye kadar yapılan arama çalışmaları petrolden çok doğalgaz kapanları olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Anadolu’nun doğal uzantısı Kıta Sahanlığını örten Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanı bulunuyor. Münhasır Ekonomik Bölge sınırları Kıta Sahanlığı sınırlarını aşabilir, ama Kıta Sahanlığı ayağınızı sağlam basabileceğiniz bir zemin oluşturuyor. Türkiye şu an Münhasır Ekonomik Bölge yerine, bu zemini kullanmakla doğru yapıyor. Tabii ki Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarını ilân etme hakkımız var ve bu hakkı kullanmakta geç kaldığımız gerçek, ama Kıta Sahanlığı ilânıyla bu gecikme telafi ediliyor. Ne yazık ki bu ilânın da şu an tam olduğu söylenemez.

 

Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı’ndaki hidrokarbon rezervleri, elbette Türkiye’nin deniz tabanı altındaki gözardı edemeyeceği doğal kaynakları. Buralar jeolojik olarak Siluriyen döneme ilişkin tabakaları içeriyor, Ortadoğu coğrafyasında kaliteli hidrokarbon bu tabakalardan üretilir. Doğu Akdeniz’in hidrokarbon kaynaklarına Yunanlıların ve Kıbrıs Rumlarının göz diktikleri bir gerçek. Bizim Kıta Sahanlığımız üzerinde Münhasır Ekonomik Bölge ilânıyla ortaya çıkıp, emperyalistlerle işbirliği yapıyorlar. Elbette Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi ayrılmaz bir bütündür. Mavi Vatanımızın temelidir, bir santimetrekaresi bile başkasına bırakılamaz. Türkiye kendi Kıta Sahanlığı üzerinde yabancı devletin gecekondu kondurması gibi hukuksuz Münhasır Ekonomik Bölge konulmasına izin vermez, veremez.

 

Yunan Başbakanı Çipras, Şubat 2019 Ankara ziyaretinde, bizim hakkımızı bize lütfedercesine ya da dalga geçercesine, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hakları var” diyordu. Oysa Kıbrıs Rum kesimiyle birlikte, “Doğu Akdeniz’i nasıl kapatır, Türkiye’yi Antalya ve İskenderun körfezlerine nasıl hapsedebiliriz?” düşüncesi içindeler. Niyetleri, hazırladıkları haritalara yansımış bulunuyor. Tarihten ders almayıp anlamadıkları bir gerçek var; Türkiye Kıta Sahanlığını ve Münhasır Ekonomik Bölgesini ne Yunanlılara ve Rumlara ne de onların emperyalist ortaklarına bırakır!...

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları

 

Türkiye, coğrafi konumuyla 26 ile 45 derece doğu boylamları (meridyenleri) arasında yer alan bir Akdeniz, daha doğrusu Doğu Akdeniz ülkesi. Anadolu coğrafyasının doğal uzantısı olan Kıta Sahanlığı, yani jeolojik olarak Akdeniz altındaki kara parçası ise, İskenderun Körfezi’nden Girit Adası’nın batısında kalan 23 derece 20 dakika doğu boylamına kadar uzanıyor. Bölgenin üst sınırını Türkiye’nin Akdeniz kıyıları ve Adalar (Ege) Denizi ile Akdeniz ayrım çizgisi, alt sınırını 33 derece kuzey enlemi çevresinde Türkiye’nin Mısır ve Libya ile uzlaşmasıyla çizilebileceği ortay hat oluşturacak. Bu alan toplam 234.814 kilometrekare büyüklüğündedir.

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesinin sınırları. Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi örtüşen, ayrılmaz bir bütündür.

 

Türkiye, 2 Mart 2004 ve 12 Mart 2013 tarihlerinde Birleşmiş Milletler’e 32 derece 16 dakika 18 saniye (32o 16’ 18’’) Doğu (D) boylamının batısında ülkemizin çıkarlarının bulunduğunu bildirmişti. Söz konusu boylam çizgisi, Kıbrıs Adası’nın doğusundan geçmektedir. Türkiye bu bildirimleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından ilân olunan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarının kendi Kıta Sahanlığına tecavüzünü kabul etmeyeceğini açıklamak amacıyla yapmıştı.

 

Doğu sınırına ilişkin tek bir çizgi ya da boylam koordinatıyla tabii ki Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ilân edilmiş olmuyordu. Bu alanın öncelikle batı sınırı ve ardından güney sınırı belirlenmeliydi. Bu amaçla Türkiye geçen ay Birleşmiş Milletler’e gönderdiği 18 Mart 2019 tarihli resmî mektubuyla, batı sınırı için geçici bir çizgi çekmiş bulunuyor. İkinci çizgi şimdilik 28 derece doğu boylamı olup, kamuoyuna 12 Nisan 2019 tarihinde açıklandı. Birleşmiş Milletler’e gönderilen resmî mektupta, “32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamı ile 28 derece doğu boylamı arasında kalan bölgede Türkiye’nin çıkarları vardır” deniliyordu ve “28 derece boylamının batısı da müteakip sınırlamalara esastır” diye ekleniyordu.

 

32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamı ile 28 derece 00 dakika 00 saniye doğu boylamları arasında kalan bölgede Türkiye’nin çıkarları bulunuyor. 28 derece doğu boylamının batısı ardından gelecek yeni sınırlamalara temel olacaktır.

 

Resmî mektupta yer alan bu ekleme, çekilen çizginin geçici olduğunu açıklıyor. Çünkü Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırı, 23 derece 20 dakika doğu boylamına kadar uzanıyor. Geri kalanının sonraki sınırlamalara esas oluşturacağı vurgulanmış durumda. 28 derece sınırı, Türkiye’ye ait sahanlığın ve alanın batı ucundan boylam boyutuyla 5 derece 20 dakika geride kalıyor. Geride kalan bu çizginin batısında, Türkiye’nin vazgeçemeyeceği 92.000 kilometrekarelik Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge alanı daha var.

 

28 derece doğu boylamının batısında Türkiye’nin vazgeçemeyeceği 92.000 kilometrekarelik Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunuyor.

 

Yunan-Rum İkilisiyle Türkiye Arasındaki Harita Savaşı

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2004 yılında Münhasır Ekonomik Bölge belirlemek için adım atmaya başlaması Türkiye’yi harekete geçirmiş, 2004 yılında Birleşmiş Milletler’e 32 derece 16 dakika 18 saniye doğu boylamının batısında Türkiye’nin çıkarlarının bulunduğu bildirimi yapılmıştı. Sonraki yıllarda Rumlar hukuka aykırı Münhasır Ekonomik Bölge alanlarını belirleyip parselleyerek, 2007 yılında hidrokarbon aramaları için uluslararası ihaleye çıktılar. Rumların bu korsanca çıkışı karşısında, Türk bilim adamları ve teknokratları, Türkiye’nin olası Münhasır Ekonomik Bölge alanının batı sınırının, Türkiye’nin Adalar Denizi’nin güneyinde kalan batı sınırlarına göre 27 derece 22 dakika doğu boylamı olacağını varsayarak bir harita geliştirdiler.

 

Türk bilim adamları akademik bir çalışma olarak 2007 yılında Kıbrıs Rumlarının korsanca hareketine karşı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki olası Münhasır Ekonomik Bölge sınırını, Kıta Sahanlığından bağımsız 27 derece 22 dakika 00 saniye doğu boylamıyla tanımlamışlardı.

 

Buna karşı Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliği Bölgesel Danışma Konseyleri (Regional Advisory Councils European Union “CFP”) tarafından düzenlenmiş olan Akdeniz yetki alanları haritasını, kendi bilim adamları tarafından hazırlanmış Münhasır Ekonomik Bölge paylaşım haritası gibi göstererek, Türkiye’yi Akdeniz’de Antalya ve İskenderun körfezlerine hapseden tezi ortaya attılar. 2012 yılında ortada birbiriyle çelişen iki harita bulunuyordu. Türk bilim adamlarının hazırladığı haritada Türkiye’nin Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge alanı 145.000 kilometrekare iken, sözde Yunan bilim adamlarının hazırladığı haritada 41.000 kilometrekareye düşürülmüştü.

 

Türk akademisyenlerle Yunan-Rum ikilisi akademisyenler arasında birbirine karşıt iki harita ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlamaları. Yunan-Rum ikilisi akademisyenleri Türkiye’den 101.000 kilometrekare deniz alanı çalma çabasıyla harita düzenlemişlerdi (2012).

 

Türkiye’nin bugünkü resmî tezinin Münhasır Ekonomik Bölge kavramı yerine, Kıta Sahanlığı kavramı olduğu görülüyor. Geçmişte de Türkiye 1974 yılında Adalar Denizi’nde ortaya çıkan petrol arama gerginliğinde, Kıta Sahanlığı kavramıyla hareket etmişti. Anadolu’nun Akdeniz ve Adalar Denizi altındaki jeolojik uzantısını oluşturan Kıta Sahanlığımız Yunan karasularına, bir diğer deyişle Yunanistan’ın dibine kadar uzanıyor. Kıbrıs başta olmak üzere Doğu Akdeniz adaları da bizim Kıta Sahanlığımız üzerinde bulunuyor. Türkiye adaların kıta sahanlığının olmadığı tezini aslında 1974’den bu yana savunuyor ve adalar için bu kavramı kabul etmiyor.

 

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, bu jeolojik gerçeği ve Türkiye’nin tezini bildiklerinden, kendilerine uygun Münhasır Ekonomik Bölge kavramına sarılıyorlar. Türkiye ise Kıta Sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölge kavramlarını örtüşen bir bütün olarak ele alıyor. Özellikle ekonomik ve siyasal bir anlama sahip olan Münhasır Ekonomik Bölge kavramı, daha geniş bir uygulama alanı içeriyor görünmekle birlikte, Kıta sahanlığı gibi doğal yapıyı temsil etmediğinden, sınırları çeşitli faktörlere bağlı kalıyor. ABD’nin çabalarıyla Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne giren Münhasır Ekonomik Bölge kavramı, siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda geliştirilen soyut bir kavram. Kıta Sahanlığı ise somut bir jeolojik yapı kavramı.

 

28 Derece Doğu Boylamı Sınırlamasıyla Ne Kaybedildi Ne Kazanıldı?

 

Nisan ayında, Türkiye’nin 28 derece doğu boylamı sınırı kamuoyuna açıklanınca, ilk tepki Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminden değil, içeriden geliyordu. 17 Nisan 2019 günü basında, Millî Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’ın “Dışişleri Bakanlığı’ndan büyük skandal” diyen açıklaması yer aldı. (1) Yalım, “18 Mart’ta Birleşmiş Milletler’e gönderilen resmî mektupla, Lozan Antlaşması’na göre Türkiye’ye ait olan 92 bin kilometrekarelik Kıta Sahanlığı ve 5 adanın resmen Yunanistan’a terk edildiğini” iddia ediyor ve ekliyordu:

• “Bu düzenleme ile arama çalışmaları yapan Amerikan ExxonMobil ve Katar Petroleum şirketlerinin önü açıldı.

• Mektupta Kıta Sahanlığının güney sınırı Türkiye ve Mısır arasındaki ortay hat olarak belirlenmiş. Hukuka göre güney sınırı hem bu hat hem de Türk-Libya ortay hattı olmalı.

• Kıta sahanlığının 28 derece doğu boylamının batısındaki kısmının ilgili devletlerle belirleneceği belirtilmiş. Bu söylemle Gavdos, Gaidhouronisi, Koufonisi, Dhia ve Dionisades adalarından kaynaklanan 5 boylamlık kıta sahanlığı hakkı Yunanistan’a bırakılmış”.

 

Yalım’ın görüşüne karşıt olarak, Dışişleri’nin mektubunun Türkiye için bir kazanım olduğunu söyleyen akademisyen görüşü de yayınlandı. Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Dr. Emete Gözügüzelli, basına yaptığı açıklamada, “Dışişleri’nin mektubu Türkiye için kazanımdır” diyordu. (2) Gözügüzelli ayrıca, Rodos’a bağlı yetki alanının önüne geçildiğini, ortay hat için Mısır’a açık bir kart sunulduğunu, Türkiye Petrolleri’ne Akdeniz Kıta Sahanlığında ruhsatların 28 derece doğu boylamına kadar verilmiş olduğunu vurguluyor, kıta sahanlığının ihlâl edilmesine karşı bir hukuki değerlendirme konulmuş olmasını kazanç olarak gösteriyordu. Ada kayıpları iddiasına ilişkin olarak Dr. Gözügüzelli’nin, sınırlandırma prensiplerine bağlı metodolojiler belirlenip değerlendirilmeden böyle bir yaklaşımın ortaya konulamayacağı şeklinde açık olmayan bir görüşü vardı.

 

Ancak, tartışma konusu olan 5 ada, Girit çevresindeki adalardan olup, Gavdos’un Gavdo, Koufonisi’nin Yassıca, Dhia ve Dionisades’in Yeniçeri Adaları gibi Türkler tarafından konulmuş isimleri bile vardır. Lozan Antlaşması’nda da ondan önceki antlaşmalarda da bunların ya da Girit çevresindeki adaların Yunanistan’a bırakıldığına ilişkin hüküm yoktur. Bu adalar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye’ye miras kalmış adalardır. Nitekim, Türk Silahlı Kuvvetleri Harp Akademileri Komutanlığı tarafından statüsü belirlenmemiş adalar ve kayalıklara ilişkin olarak yapılan ve rapora dökülen incelemede, “Girit civarında bulunan adaların Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olarak Türkiye’nin egemenliğinde olduğu” görüşüne yer verilmiştir. Dolayısıyla, Kıta Sahanlığı ya da Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma prensiplerine bağlı hiçbir değerlendirme adaların statüsüne ilişkin bu gerçeği değiştiremez.

 

Öte yandan bugünkü siyasal konjonktürde, Mısır ile Yunan-Rum ikilisi aleyhine bir ortay hat anlaşması yapmak neredeyse olanaksız görünüyor. Türkiye-Mısır ilişkileri, Sisi’nin iktidara gelmesiyle tamamen kopmuş durumda. Bugünkü Mısır artık Yunan-Rum ikilisinin askerî müttefiki. Bu ittifaka Lübnan, Ürdün ve en önemlisi İsrail katılmış bulunuyor. Son gelişmelerle ABD de bu ittifaka en büyük destek veren ülke oluyor.

 

Çekilecek Sınır SAS Komandolarımızın İşaret Ettiği Gerçek Sınır Olamaz mıydı?

 

Öncelikle vurgulamak gerekir ki, geçici de olsa, eksik de olsa, eğer arkasında bir emperyalist parmağı yoksa, Kıta Sahanlığı ve/veya Münhasır Ekonomik Bölge için doğu sınırından sonra batı sınırının çekilmesi olumlu bir adım ve kazanım olabilir. Ancak, niçin geçici bir sınıra gerek duyuldu? Bu sorunun yanıtı hiç kuşkusuz siyasidir ve bugün Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olan yetkililerce verilebilir. 28 derece doğu boylamıyla tanımlanan geçici sınır yerine, 23 derece 20 dakika doğu boylamı ile gerçek batı sınırı çekilemez miydi? Bu sınır Girit Adası’nın batı ucundan geçiyor.

 

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e batı sınırı çizgisini içeren mektubu teslim ettiği 18 Mart günü, Girit Adası Suda bölgesinde NATO kapsamında 14-17 Mart 2019 arasında gerçekleştirilen ARIADNE-19 Deniz Tatbikatı’nın ertesine denk geliyordu. Tatbikata Türk Deniz Kuvvetleri’nin Akçakoca mayın avlama gemisiyle katılan Türk Sualtı Savunma (SAS) komandoları, sualtında Türk Bayrağı açarak fotoğraf çektirmişlerdi. Bu fotoğraf sanki “İşte Kıta Sahanlığımızın sınırı burası” diyordu. Fotoğraf Millî Savunma Bakanlığı internet sitesinde ve NATO Deniz Komutanlığı (MARCOM) Twitter hesabında yayınlandı. Bu yayın Yunanistan’da büyük tepkiyle karşılanınca, fotoğraf MARCOM sosyal medya hesabından kaldırıldı. Yine de SAS komandolarımız olması gereken sınıra çizgi değil, ama dikkat çekmiş oluyorlardı.

 

Türkiye’nin Kıta Sahanlığı 23 derece 20 dakika doğu boylamıyla Girit Adası’nın batısındaki sulara kadar uzanıyor. İşte Girit sularında Mart 2019’da SAS komandolarımız şanlı bayrağımızı açarak Kıta Sahanlığımızın sınırına dikkat çekiyorlardı. NATO-MARCOM sitesine konan ve Yunanlıların itirazıyla kaldırılan tarihi resim kayıtlara geçmiş bulunuyor.

 

Türkiye Niçin 28 Derece Boylamını Seçti, 28 Derece Nereden Çıktı?

 

İlk etapta gerçek sınır çekilemedi, ama geçici sınır çizgisi, Türk bilim adamlarının, teknokratlar ve uzmanlarla işbirliği sonucu Anadolu’nun Adalar Denizi kıyısı şeridine göre belirledikleri 27 derece 22 dakika doğu boylamı olamaz mıydı? 28 sayısı gökten zembille mi inmişti ya da bir yerlerden önerilmiş veya kerameti kendinden menkul bir sayı mıydı, yoksa?...

 

Elbette bu görüş Dışişleri Bakanlığı’ndan çıktı, ama Bakanlık askerî yetkililerin ve Türkiye Petrolleri’nin görüşünü almadan tek başına bu sınırı çizmiş olamaz. Burada ağırlıklı görüş “askerî görüş” olmalıdır, o da Deniz Kuvvetleri tarafından belirlenir. Askerî görüşün ne olduğu ve ona ne kadar uyulduğu bilinmiyor. Ancak, geçmişte Genelkurmay’ın bu tür görüşlerin tartışma ortamında belirlenebilmesi için oluşturulmuş, SAREM (Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi) adlı bir düşünce (think-tank) kuruluşu vardı. Üyesi olmaktan onur duyduğum SAREM, ne yazık ki Kasım 2012’den bu yana yok, kapatıldı. Oysa, bu gibi konular enine boyuna orada tartışılırdı. Bugün artık emekli olmuş biri general ve diğeri amiral iki dostumdan, “28 derece nasıl saptandı?” diye görüş sordum, tatmin edici yanıt alamadım.

 

Kitaplardan ve internetten yaptığım kaynak taramasında, geçmişte Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ikilisinin Kıbrıs Adası’nın batısında, Rodos Adası’nın güneyinde ve aşağılarda kalan biçimde, Doğu Akdeniz’in ortasında yer alan bir dikdörtgen alanın ilgi odakları olduğunu buldum. Bu alanın kuzey sınırı 35 derece 30 dakika kuzey enlemi, güney sınırı 32 derece 30 dakika kuzey enlemi, doğu sınırı 29 derece 20 dakika doğu boylamı, batı sınırı da 27 derece 50 dakika doğu boylamı. (3) Batı sınırı ile 28 derece doğu boylamı arasında boylam boyutuyla 10 dakikalık fark var.

 

Yunanlıların ve Rumların göz koydukları bu dikdörtgen alan, deniz tabanının jeolojik yapısıyla hidrokarbon oluşumlarına elverişli görünüyor. Alanın içinden Doğu Akdeniz’in Türkiye ile Mısır kıyılarına göre ortay hattı geçiyor. Alan içinde ve takriben ortay hat üzerinde, 17 Mart 2002 tarihli bir vukuatlı nokta da var. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bugünkü hukuksuz Münhasır Ekonomik Bölgesi dışında ve uzağında kalan bu alanda, 2002 yılında sismik araştırma yaptırmış. Kıbrıs Rumları adına araştırmayı yapan Northern Access isimli ve Norveç bandıralı araştırma gemisi, Türkiye’de Aksaz üssünden kalkan TCG Giresun fırkateyni tarafından, 33 derece 40 dakika kuzey enlemi ve 29 derece 04 dakika doğu boylamı mevkiinde durdurularak, Türkiye’nin müstakbel Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde yer alan alandan uzaklaştırılmıştır. Türkiye, Doğu Akdeniz’de yetki alanına ilişkin ilk tarihi uyarısını böyle yapmıştı. (4)

 

Türkiye, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın istemiyle, Türkiye Petrolleri’ne (TPAO) doğu Akdeniz’de çeşitli ruhsatlar verdi. Yukarıda açıkladığımız Northern Access olayından 10 yıl sonra verilen iki ruhsat, söz konusu dikdörtgen alanı ve çevresini kapsıyor. Bakanlar Kurulu’nun 16 Mart 2012 tarih ve 2012/2974 karar sayısıyla verilen 27 Nisan 2012 tarihli ve 28276 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan karara göre; AR/TPO/XVIII/G/5034 ve AR/TPO/XVIII/H/5035 hak sıra numaralı ruhsatlara ait sahalar bu sahayı içeriyor ve bu ruhsatların batı sınırını 28 derece doğu boylamı oluşturuyor. 28 derece doğu boylamı bu sınır nedeniyle seçilmiş olabilir mi? Eğer yalnızca bu gerekçeyle seçilmişse, Türkiye’nin geçerli anlaşmalardan gelen hakları ve askeri strateji göz önüne alınmamış demektir.

 

Yunan-Rum ikilisinin 2002 yılında sismik araştırma yaptırdıkları ve ilgi gösterdikleri alan ile bu alanı kapsar biçimde Türkiye Petrolleri’ne 10 yıl sonra 2012 yılında verilen ruhsat haritası.

 

28 Dereceyi Yoksa Bir Yabancı Kuruluş mu Fısıldadı?

 

Burada 28 dereceye ilişkin bir başka haritayı daha sunmadan, bir önceki paragraftaki açıklamaya vurgu yapmak gerekiyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz 28 derece boylamını sınır alan iki ruhsat, 16 Mart 2012 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda kararlaştırılmış olmasına karşın, Resmî Gazetede ilânı ve dolayısıyla kamuoyuna açıklanması 27 Nisan 2012 tarihinde oluyor. Doğu Akdeniz hidrokarbon alanlarına ilişkin olarak internette arama yaparken bulduğum aşağıda orijinalini ve Türkçeleştirilmiş kopyasını üst üste bindirerek sunduğum bir önemli harita daha var. Bu harita Agnès Blasselle imzalı olup, International Crisis Group tarafından Mart 2012’de yayınlanmış. Haritanın alt tarafına Türk ve Yunan-Kıbrıs resmi bilgilerine dayandığı da not edilmiş.

 

Soros’un Uluslararası Kriz Grubu örgütünce yayınlanan Mart 2012 tarihli harita. (5)

 

Şimdi bu durumda akla gelen iki soruyu ortaya koymak gerekiyor:

 

  1. Bakanlar Kurulu’nda kararlaştırmış olmasına karşın, henüz Resmî Gazete’de yayınlanıp ilan edilmemiş bilgi bir yabancı kuruluşa anında nasıl gider? Yabancı kuruluşun internet sitesinde (28o 00’ 00” E) 28 derece sıfır dakika sıfır saniye doğu sınırı nasıl yer almıştır?
  2. Yoksa “28 derece doğu boylamının batısına geçmeyin” diye 2012 yılında öğüt veren, sınır çizen birileri mi o ruhsatların sınırlandırılmasında etkili olmuştu?

 

İkinci soruya yanıt aranırken, International Crisis Group (Uluslararası Kriz Grubu) nedir, kimin elindedir araştırmak gerekiyor. Uluslararası Kriz Grubu internette Wikipedia tarafından, “1995 yılında kurulan, şiddetli çatışmalar üzerine saha araştırması yapan ve çatışmayı, önleme, hafifletme veya çözme politikalarını geliştiren uluslararası, kâr amacı gütmeyen, sivil toplum kuruluşudur” diye tanıtılıyor. Bu tanıtıma biz bir eklenti yapalım, “Emperyalist ABD’nin güdümünde bir siyasi kuruluştur” diye. Bu da nereden çıktı derseniz, kurucularının adları bunu açığa çıkarıyor zaten.

 

Uluslararası Kriz Grubu’nun kurucuları; “George Soros (Macar ve Yahudi asıllı Amerikan finans spekülatörü ve liberal işadamı), Morton I. Abramowitz (Amerikalı eski diplomat), Stephen Solarz (Amerikalı siyasetçi, Körfez Savaşı’nda Bush’un danışmanı), Mark Malloch Brown (İngiliz Baron-Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Uzmanı)”. Karşımızda 28 derece diyen bir Soros kuruluşu var. Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Bölümü de var ve Türkiye’de etkili. Türkiye’de ekonomiyi konu alan ulusal sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkisi de internette görülüyor. Yani legal olmayan gizli bir kuruluş değil, ama gizli işler yapmayacak anlamına gelmiyor bu.

 

Şimdi sorun, 2012 yılında Soros kuruluşunun, Amerikan ajanları ve FETÖCÜ danışmanlar aracılığıyla etki sağlayıp, 28 derece sınırını fısıldayıp fısıldamadığında. Yine bugün için aynı şekilde 28 derece sınırına bağlı kalınmış olmanın nedeni, hangi siyasi amaca dayanmaktadır acaba? Yoksa 2012 yılında etkili olmuş olabilecekleri düşünülenler, onca temizliğe karşın bugün de böyle bir etkide bulunmuş olabilirler mi? Dileriz kuşkularımız boşa çıksın, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına gölge düşürülmemiş olsun. Aksi halde ortada bir Soros sınırı var demektir, elbette böyle bir sınır kabul edilemez. Olup olmadığını da ancak zaman gösterir…

28 Derece Eğer Soros Sınırı Değilse Yarınlarda Batısına Geçilecektir

Birleşmiş Milletlere sunulan mektupta geri kalan 92.000 kilometrekarelik kıta sahanlığı ile örtüşen Münhasır Ekonomik Bölge’den vazgeçilmeyeceği, “28 derece boylamının batısı da müteakip (arkasından gelecek) sınırlamalara esastır (temeldir)” denildiğine göre, ardından gelecek düzenleme ne zaman yapılacak acaba? Yoksa sürüncemede kalma tehlikesi var mı? Böyle bir tehlike olmasa bile, Doğu Akdeniz’e kan kokusu almış köpekbalıkları gibi üşüşen emperyalistler oldubittiler peşinde koşarken, konunun uzun süreli beklemeyi kaldırması olanaklı görünmüyor. Çünkü, Yunanistan’ın Girit’e ait Münhasır Ekonomik Bölge varsayımıyla tasarladığı hidrokarbon arama parselleri var ve 7 tanesi bizim kıta sahanlığımızı ihlâl ediyor.

 

Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin batı kesiminde, Yunanistan’ın Girit Adası’na bağlı olarak düzenlediği Münhasır Ekonomik Bölgesi ve arama parselleri.

Şu anda Yunanistan, İsrail ile birlikte Girit Adası’na Doğu Akdeniz’i kontrol edecek radar sistemi kuruyor, askerî önlem alıyor. Yunanistan Girit çevresindeki parsellerde hidrokarbon aramalarını geliştirir, petrol ve gaz bulgularsa, Türkiye’nin buraya el atması çok zorlaşır. O zaman 28 derece boylamı aşıldığında karşımıza sadece ortay hat çizeceğimiz Libya değil, Yunanistan ve ortakları ya da Türkiye karşıtı müttefikleri çıkacaktır. Dolayısıyla kriz yaşanılması kaçınılmaz olacaktır. 28 derece doğu boylamından öteye geçilmemesi, böyle bir krizi erteleme amaçlı olabilir mi? Türkiye’nin amacı krizi ertelemek ya da önlemekse, o zaman Soros sınırı amacına ulaşmış demektir. Böyle bir çekince ve Soros sınırı yoksa, 28 derece boylamının ardından gelecek temel sınırlama en kısa zamanda yapılmalıdır.

Türkiye Gereken Adımları Atmakta Gecikiyor

2019 yılı yerel seçimlerle başlayan, bitmeyen senfoniye dönüşen iç siyasal gerilimlerle, yanlış ekonomik ve malî kararlarla içine düştüğümüz ekonomik kriz nedeniyle ulusal çıkarlarımız için adım atamayacağımız bir yıl olmamalı, ama ne yazık ki böyle olma tehlikesi var. Aylardır Fırat’ın doğusuna yapılması gereken operasyon için adım atılamaması, Suriye’de koşulların aleyhimize dönüşmekte oluşu, Kıbrıs üzerindeki oyunları engelleyici girişimlerin yapılamaması bunun göstergesi.

Donanmamız başarılı bir Mavi Vatan tatbikatı yaptı, ama bu tatbikat sadece askerî resmi geçit amacıyla mı yapıldı, yoksa “Doğu Akdeniz bizim” demek için mi yapıldı? Ulusal tatbikatımızı niçin Rus ve Çin donanmalarına bağlı unsurların katılacağı bir uluslararası tatbikatla ileri taşımıyoruz? Amerika donanmasına bağlı gemiler Kıbrıs ve çevresinde boy gösterip Doğu Akdeniz’de pervasızca dolaşırken, dayanışma amaçlı böyle bir uluslararası deniz tatbikatına ihtiyacımız var. 1785 yılında Akdeniz’e giren Amerikan gemisine el koyup Amerika’yı vergiye bağlayan Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Aslanlı Paşa) tarihte kalmış olsa bile, Türkiye’nin çıkarlarını savunmaya azimli donanmamız her zaman için görev başında. Ona düşmanın gücünü dengeleyici deniz müttefikleri eklemek de aklın gereği.

 

Türk Donanması her zaman Doğu Akdeniz’in her yerinde yapılacak hidrokarbon arama faaliyetlerini koruyup kollayacak güce sahiptir.

Peki, Doğu Akdeniz’in ortalarında, yukarıda açıkladığımız 28 derece doğu boylamına dayalı olarak TPAO’ya verilen 5034 ve 5035 no.lu parsellerde, Kıbrıs Rumlarının Kıta Sahanlığımız ile çatışan yerlerinde ya da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya verdiği ruhsat alanlarında yapılacağı söylenen sondajlara neden bir türlü başlanamıyor? Nerede milli sondaj gemilerimiz? Türk Deniz Kuvvetleri her zaman her türlü korumayı sağlamaya hazırken ve bunu yapacak gücü varken, neden çekiniliyor? Emperyalistlerin fincancı katırları mı ürkütülmek istenmiyor?

Doğu Akdeniz’in doğal uçak gemisi Kıbrıs’a el konulmak için uluslararası arenada yoğun temaslar var. Yunan-Rum ikilisinin İsrail ve Mısır ile geliştirdikleri askerî işbirliğinde, Lübnan ve Ürdün’ü de yanlarına çekmiş olmaları, en önemlisi Amerika’dan ve Fransa’dan destek bulmaları sıkıntı yaratıyor. Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Anastasiadis Çin seyahatinde, Türkiye’ye karşı Çin’i yanına çekmeye çalıştı ve Çin’deki toplantıda görüştüğü Putin ile de Rusya’nın desteğini almaya çabaladı.

Nisan ayının son haftası Çin’de yapılan Bir Kuşak Bir Yol İkinci Zirvesi’ne Cumhurbaşkanı Erdoğan niye katılmadı da meydan Anastasiadis gibilere boş bırakıldı? Oysa bu proje, Doğu Akdeniz ve Türkiye için çok önemli, ama Sayın Erdoğan İstanbul Belediye seçiminden kendini kurtaramadığı için herhalde katılamadı. Kıbrıs için yanımızda olması gereken Çin’i yanlış Uygur politikasıyla kaybediyor olduğumuz görülüyor. Kıbrıs konusunda Rusya’yı yanımıza çekmek için Kırım’da destek olma fırsatı var, ama o da Amerika paralelinde Ukrayna politikasıyla heba ediliyor.

 

Böyle bir siyasi ortamda, ortaya çıkan görünüm; 28 derece doğu boylamının batısının Türkiye için uluslararası siyaset açısından mayınlı bölge konumunda olduğu. Kıbrıs’tan Girit’e uzanan kıta sahanlığımızdan vazgeçmemiz, Anadolu coğrafyasını koruyabilmemizi güçleştirir. Kıta sahanlığımız üzerinde her an Deniz Kuvvetlerimiz ve Hava Kuvvetlerimizle bayrak göstermemiz gerekiyor. Artık daha fazla gecikmeden Kıbrıs’ta Türk Deniz Kuvvetleri ve Türk Hava Kuvvetleri üslerini bir an önce kurmalıyız. “Su uyur, düşman uyumaz” atasözümüzü unutmamalıyız.

 

TCG Sakarya Denizaltısı 16-21 Nisan 2019 tarihlerinde Girne Limanı’nda halkın ziyaretine açılmıştı. Savaş gemilerimiz ve denizaltılarımız Kıbrıs’a artık ziyaret için değil, Lala Mustafa Paşa Deniz Üssü için gitmeli, bu üsle birlikte Cengiz Topel Hava Üssü de kurulmalıdır.

Son Söz

Geçmişte Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, “Uluslararası Enerji Ticareti ve Ekonomisi” derslerimde Doğu Akdeniz sorununu yüksek lisans öğrencilerime ders konusu olarak anlatıyordum. Benden bu dersi dinlemiş olan muvazzaf bir genç asker arkadaşım, “Hocam, 28 derece boylamıyla çekilen sınır için ne düşünüyorsunuz?” diye görüşümü sordu. “Atılması gereken adım kısa tutulmuş, dilerim Türkiye’nin aleyhine bir sonucu olmaz” dedim. Ancak, içimdeki kuşku varlığını sürdürüyor.  İşte bu duygular içinde konuyu araştırıp yukarıdaki yazıyı yazdım. Dilerim hiçbir ödün vermeksizin, Kıta Sahanlığımıza ve onunla örtüşen Münhasır Ekonomik Bölgemize tam sahip çıkar, bir santimetrekaresini bile Yunan-Rum ikilisine kaptırmayız.

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

YORUMLAR

  • 0 Yorum