İsveç'i kınıyoruz ve İsveç'in Büyükelçisi'ni ülkesine gönderelim

15 Temmuz'da gerçekleşen FETÖ darbe girişimi sonrası Türkiye'nin içeride ve dışarıda terörle kararlı bir şekilde mücadele etmesi Avrupa'yı rahatsız ediyor. Yerli Milli Savunma Sanayisinin desteğinde sınır ötesi operasyonlarla hem masada hem sahada büyük üstünlükler elde eden Türkiye'ye çelme takmak için batı medyası da uzun süredir bir seferberliğin içinde her fırsatı değerlendirmekte!

İsveç'i kınıyoruz ve İsveç'in Büyükelçisi'ni ülkesine gönderelim

15 Temmuz'da gerçekleşen FETÖ darbe girişimi sonrası Türkiye'nin içeride ve dışarıda terörle kararlı bir şekilde mücadele etmesi Avrupa'yı rahatsız ediyor. Yerli Milli Savunma Sanayisinin desteğinde sınır ötesi operasyonlarla hem masada hem sahada büyük üstünlükler elde eden Türkiye'ye çelme takmak için batı medyası da uzun süredir bir seferberliğin içinde her fırsatı değerlendirmekte!

İsveç'i kınıyoruz ve İsveç'in Büyükelçisi'ni ülkesine gönderelim
01 Haziran 2020 - 00:36



Barış Pınarı Harekatı'nda AB’den Türkiye’ye silah ambargosu uygulamasını isteyip başarılı olamayan İsveç bu defa şansını Türkiye'nin yerli ve milli medyasına saldırmakta arıyor. 

Algı operasyonun maşası İsveç'in en büyük gazetesi Aftonbladet, Haber7'nin de aralanarında bulunduğu Türk medyasında yer alan haberlerden dolayı hükümete Türkiye'yi kınama ve Türkiye Büyükelçisi'ni kovma çağrısı yaptı.
AB'YE TÜRKİYE UYARISI
"Ankara’daki rejimin bundan başka bir dilden anlamayacağı bellidir." gibi tehdit ifadelerinin kullanıldığı yazıda AB'ye Türkiye ile olan Gümrük Birliği anlaşmasını da gözden geçirmesi çağrısı yapıldı.
Aftonbladet Gazetesinde geçen yazı şu şekilde; 
” Şimdi İsveç de (Türkiye) rejiminin doğrudan bir hedef tahtası haline geldi.
Hepsi de Türk kökenli 4 milletvekili 17 ayrı yandaş medyasında teröristleri desteklemekle ve vatan hainliğiyle suçlanıyorlar.
Dördü de Sosyal demokrat olan Serkan Köse, Sultan Kayhan, Kadir Kasırga och Roza Güçlü Hedin, Kürtlerin haklarına yönelik verilen bir İsveç Meclis önergesine imza koydukları için asıldılar
Önergeye imza koyan 13 milletvekilinden sadece Türk kökenli olan bu dördüne saldırıldı.
Ankara’nın bu saldırısı kabul edilemez ve İsveç yabancı bir güç tarafından seçilmiş temsilcilerine yapılan böyle bir saldırıyı görmezden gelemez. Bunun mutlaka sonuçları olmalıdır.
Türkiye'deki rejim yandaşı medya aşağı yukarı Putin'in propaganda kanalları kadar özgürdür ve buna göre değerlendirilmelidir. Bu yayınlar İsveç’i ve Isveç demokrasini etkilemeye yönelik bir algı operasyonudur ve muhtemelen Erdoğan Korona kriziyle meşgul olan İsveç hükümetinin bu konuda Türkiye’ye karşı sert önlemleri uygulamaya koyamayacağını hesaplamaktadır.
Ama yetti artık ! Mutlaka kınanmalıdır.
İsveç’in Erdoğan’a karşı şimdiye kadar gösterdiği sabrı büyük olasılıkla artık bitmiş olmalıdır.
İsveç seçilmiş temsilcilerine karşı saldırılar sürdüğü takdirde Türkiye karşı tavrını büyükelçisini sınırdışı edeceğini ve diplomatik ilişkileri formalite seviyesine indirireceğini açıkça belli etmelidir. Ayrıca Türkiye’nin AB ile olan gümrük birliği anlaşmasının tartışılması gündeme getirilmelidir. Ankara’daki rejimin bundan başka bir dilden anlamayacağı bellidir.
Bunun bir ilk adımı olarak İsveç Meclis başkanı Andreas Norlen bu olanları açıkça kınamalıdır. Türkiye büyükelçisinin bavullarını hazırlama vaktinin gelmesi yakın olabilir. “

İsveç hep islam ,osmanlı ve Türk düşmanlığı yapmıştır

Türk düşmanlığı, Türk karşıtlığı ya da Türk fobisi, Türklere, Türk kültürüne, Osmanlı İmparatorluğu'na, Türkiye'ye ve Türk halklarına karşı olan düşmanlık olarak tanımlanır. Türk düşmanlığı her zaman sadece Türk halklarına karşı değil, Balkan Müslümanlarına, özellikle Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar ve Torbeşlere de yönelir. Ayrıca günümüzde Yunanistan, Almanya, İngiltere, Belçika, Bulgaristan, Çin, Polonya, Ermenistan, ABD, İsveç, Danimarka, Fransa, Avusturya, İran ve Rusya gibi ülkelerde Türklerin ırkçı saldırılara uğradıkları bilinmektedir.


Türk düşmanlığının kökleri Haçlı Seferlerine kadar dayanır. Selçukluların Anadolu'yu fethi ve bunu takip eden Bizans'ın umutsuz durumu Papa II. Urban'ı bütün Hristiyan dünyasını Türklere karşı bir savaşa çağırmasına yol açmıştır.
 
1400'lerin ortalarında Türklere karşı özel olarak Avrupa'nın her yerinde Katolik dini törenler düzenlenmiştir, bu dini törenlerde verilen mesaj Türklere karşı bir zaferin sadece Tanrı'nın yardımıyla kazanılabileceği ve bu yüzden Hristiyan aleminin Türklerin zalimliğine karşı direncini yitirmemesi gerektiğidir. Viyana piskoposu Johann Faber (1478 - 1541) bu ön yargı ile ilgili şöyle demiştir:
"Dünyada yaş ve cinsiyet ayırımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur."
16. yüzyılda konuyla alakalı tüm Avrupa'da 2500 civarında (1000'den fazlası Almanya'da) kitap basılmıştır. Bu kitaplarda özellikle "kana susamış Türk" imajı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde Osmanlılar, Balkanları fethetmiş ve Viyana’yı kuşatmıştı. Bu nedenle Avrupa'da Osmanlılara karşı büyük bir korku vardı. Martin Luther'in yakın arkadaşı ve Protestanlığın en önemli isimlerinden olan Philipp Melanchthon, Türklerin "Kızıl Yahudiler" olduğunu iddia etmiştir. Buna dayanak olarak Türklerde ve Yahudilerde ortak olan erkek çocukları sünnet ettirme ve diğer ortak âdet ve görenekleri göstermiştir. Kızıl benzetmesini de Türklerin âdeta bir kan tazısı gibi katleden ve savaşan bir millet olmasına bağlamıştır.
Martin Luther, Türkleri papalık makamı ile kilisedeki yolsuzluk ve bozulmaya karşı Hristiyan dünyasına Tanrı'nın bir cezası olarak görmüştür. 1518'de, 95 Tez'ini açıkladığında, Martin Luther, Tanrı'nın Hristiyanları veba, savaş, ve depremlerle cezalandırması gibi bu sefer de Türkleri yollayarak cezalandırdığını iddia etmiştir. Papa Leo X buna karşılık olarak Luther'i kiliseden atmakla tehdit etmiş, onu Türklere kapitülasyon verilmesini savunmakla ve Türklerin avukatlığını yapmakla suçlamıştır.
Bazı ilahiyatçılara göre Türk kelimesi "torquere"den ("torture", işkence) gelmektedir, bir diğer popüler teoriye göre Türkler, zalim bir ırk kabul edilen İskitlerle aynı ırktandır.
 
Avrupa'da Türklere karşı bu olumsuz imajın sorumlusu biraz da Kurt-Türk hikâyeleridir. Bu hikâyelerde Kurt-Türk karışımı, insan yiyen, yarı insan (Türk) yarı kurt, kurt kafası ve kuyruğu olan gerisi insan biçiminde bir yaratığın varlığı iddia edilir. Askerî güç ve acımasızlık Türklerin kökeni hakkında yapılan bu iddialarda defalarca tekrar eden bir özelliktir.
İsveç'te geçmişte Türkler Hristiyanlığın ana düşmanı olarak gösterilirdi. Buna örnek olarak Erland Dryselius tarafından yazılan ve 1694’te basılan Luna Turcica eller Turkeske måne, anwissjandes lika som uti en spegel det Mahometiske vanskelige regementet, fördelter uti fyra qvarter eller böcker ("Muhammed’in dört parçaya ve kitaba bölünmüş olan tehlikeli kanununu ayna gibi yansıtan Türk hilali") adlı kitap verilebilir. Dînî törenlerde, Türklerin fethettikleri yerleri nasıl sistematik olarak yakıp yıktığı, acımasızlıkları ve kana susamışlıkları hakkında vaazlar verilirdi. İsveç'te 1795 yılında yazılan ve okullarda okutulan bir kitapta İslam "Büyük düzenbaz Muhammed tarafından uydurulan, günümüzde Türklerin tamamen kabul ettiği sahte din" olarak tarif edilmişti.
 
19. yüzyıl sonlarında William Gladstone Türkofobiyi Britanya politikasında Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir politika değişikliği olarak ortaya atmıştır.Gladstone, Osmanlı yönetimindeki Bulgarlar hakkında 5 Eylül 1876 tarihinde basılan, Bulgarian Horrors and the Question of the East, başlıklı 64 sayfalık bir broşür kaleme aldı ve Türklerin dünyadan tasfiye edilmesi gerekliliğini anlattı. Gladstone'a göre Türkler, "insanlığın dev bir insanlık dışı örneği"dir. "Türk hükûmeti" olarak adlandırdığı Osmanlı hükûmeti için ise "hiçbir hükûmetin işlemediği kadar günah işlemiş, hiçbir hükûmet onun kadar günahkârlığa saplanmamış, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır" demiştir.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum