İsrailli gazeteler Haaretz ve The Marker’ın yayımladığı bilgilere göre, İsrail Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen bir sistemle Gazze'deki binaların yıkımını gerçekleştiren operatörlere yüksek meblağlarda ödemeler yapılıyor. Sivil görünümlü ama orduyla doğrudan bağlantılı ekipler, yıkım başına binlerce şekel kazanıyor. Üç katlı bir bina için operatöre 2.500 şekel (yaklaşık 30 bin TL), daha büyük yapılar için ise 5.000 şekel (yaklaşık 60 bin TL) ödeme yapıldığı bildiriliyor.
Yıkım Bir Gelir Modeline Dönüştü
The Marker’ın aktardığına göre, Gazze’de ne kadar hızlı ve çok bina yıkılırsa, operatörlerin geliri de o kadar artıyor. Günlük kazançları 1.200 şekeli (yaklaşık 14 bin TL) bulan bazı işçiler, ay sonunda 30 bin şekele (yaklaşık 363 bin TL) kadar maaş alabiliyor. Yakıt giderleri ve lojistik destek ise tamamen İsrail Savunma Bakanlığı tarafından karşılanıyor.
Bu yıkım organizasyonları, kuzeyde eski bir ordu subayı olan Golan Vach, güneyde ise İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Şin Bet başkan adayı David Zini’nin kardeşi Bezalel Zini tarafından yönetiliyor. Faaliyetler, sivil operatörler tarafından yürütülüyor olsa da orduyla tam koordinasyon içinde gerçekleştiriliyor.
"Başta Para İçin Girdim, Sonra İntikam İçin Devam Ettim"
İsrail ordusunun resmi internet sitesinde yer alan “Her komutanın yanında güçlü bir buldozer ve operatör bulunmalı” ifadesi, bu yıkım politikasının sistematik boyutunu açıkça gözler önüne seriyor. The Marker’a konuşan bir operatör ise niyetin sadece ekonomik değil, psikolojik de olduğunu söylüyor:
“Başta para için girdim, sonra intikam hissiyle devam ettim.”
Gazze’nin Yüzde 90’ı Yok Oldu
Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yayımlanan verilere göre, Gazze’deki konutların yüzde 90’ından fazlası yıkıldı. Kentin bir zamanlar yaşayan mahalleleri yerini yaklaşık 51 milyon ton moloz yığınına bıraktı. Uzmanlara göre, bu miktar küresel ölçekte bir yıkımın göstergesi.
İsrail’in yürüttüğü bu kapsamlı yıkım, yalnızca altyapıyı değil, Filistin toplumunun sosyolojik dokusunu da hedef alıyor. Bu süreç, "kurumsallaşmış işgal" olarak tanımlanırken, İsrailli insan hakları kuruluşları dahi uygulamaları sert biçimde eleştiriyor.
Yusuf’un Hikayesi: Zindanda Doğdu, İsrail Füzesiyle Öldü
Gazze’de yaşananlar yalnızca rakamlarla değil, trajik insan hikâyeleriyle de gündemde. İsrail’in önceki gün Gazze kent merkezine düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden 17 yaşındaki Yusuf ez-Zek, bu trajedilerin sembolü oldu.
2008 yılında, annesi Fatima ez-Zek hamileyken İsrail tarafından tutuklandı ve Yusuf bir hapishanede dünyaya geldi. Anne ve oğul iki yıl boyunca cezaevi koşullarında hayatta kalma mücadelesi verdi. Yusuf’un bebekliğine dair bir fotoğraf dahi bulunamıyor; çünkü İsrail hapishane yönetimi buna izin vermedi. 2009’da serbest bırakıldılar.
Yıllar sonra, doğduğu ülkenin bombardımanıyla, bu kez bir İsrail füzesiyle hayatını kaybetti. El-Thavra Caddesi’nde ailesinin evine düzenlenen saldırı sonucu Yusuf yaşamını yitirirken, ailesinden de yaralananlar oldu.
Uluslararası Hukuka Açık İhlal
İsrail’in hem askeri hem de ekonomik teşviklerle yürüttüğü bu sistematik yıkım politikası, uluslararası alanda da tepki topluyor. Birleşmiş Milletler, Human Rights Watch, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Save the Children gibi kuruluşlar, Gazze’de sivil alanların kasten hedef alınmasının açıkça uluslararası hukukun ihlali olduğunu bildiriyor.
Ancak tüm bu tepkilere rağmen, İsrail'in Gazze'deki yıkım makinesi durmaksızın çalışıyor. Gazzelilerin gidecek hiçbir yeri kalmazken, enkaz yığınlarının ortasında yaşam mücadelesi veren bir halk sessiz dünyanın gözleri önünde yok olmaya devam ediyor.






























