Pakistan’dan Yükselen İki Ses
Pakistan’da düzenlenen uluslararası toplantıda, aynı kürsüyü paylaşan iki isim dikkat çekti:
Bir yanda, Milli Görüş’ün kurucu lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın vefatında “Milli Görüşün tek temsilcisi” olarak tanımladığı Saadet Partisi’nin bugünkü Genel Başkanı Mahmut Arıkan…
Diğer yanda, merhum Erbakan’ın öz evladı, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan…
Her iki lider, adeta aynı cümleleri kurdu:
“D-8 yeniden ayağa kalkmalı.”
“İslam Birliği bir zaruret hâline geldi.”
“Müslümanların birlik ve dayanışması şarttır.”
Söz güzel…
Niyet güzel…
Vizyon doğru…
Ama bu büyük ideallerin ortasında akıllarda tek bir soru dolaşıp duruyor.
Salonda Sorulmayan O Soru
Pakistan’daki o yoğun atmosferde dinleyiciler liderleri dikkatle takip etti.
Derin cümleler, vizyoner konuşmalar, geleceğe dair güçlü mesajlar…
Ancak kimse sormadı.
Kimse o soruyu dillendirmedi.
Belki nezaketten, belki siyasetin sükûnetinden, belki diplomatik zeminden…
Oysa ben soruyorum.
Sormak zorundayım.
Bu millet adına, bu dava adına sormak zorundayım.
**Sayın Arıkan, Sayın Erbakan…
Madem İslam Birliği diyorsunuz,
Neden kendi aranızda birlik olmuyorsunuz?**
Bu soru, sadece bir eleştiri değil.
Bu soru, sadece bir sitem değil.
Bu soru, sadece bir gazetecinin kaleminden çıkan bir ifade değil.
Bu soru, milletin gözü, davanın kalbi, ümmetin vicdanıdır.
Aynı Dava, Ayrı Yollar
Birlik diyorsunuz…
Beraberlik diyorsunuz…
Ümmetin dağınıklığından yakınıyorsunuz…
Peki aynı idealin mirasçıları neden yan yana gelemiyor?
Merhum Erbakan Hocamızın omuzlarında yükselen bir dünya tasavvuru vardı:
Adil düzen…
D-8…
İslam Birliği…
Mazlumların kurtuluşu…
Bugün iki ayrı partinin genel başkanları, aynı mirasın savunucusu olduklarını söylüyorlar.
Peki o zaman neden aynı masada değilsiniz?
Neden aynı kulvarda birlikte koşmuyorsunuz?
Neden aynı çınarın dalları ayrı yönlere kıvrılıyor?
Ümmetin İhtiyacı Olan Birlik Fotoğrafı
Dünyanın dört bir yanında zulüm gören Müslümanlar var.
Gazze kül gibi…
Suriye bitkin…
Irak yorgun…
Yemen aç…
Doğu Türkistan mahzun…
Her coğrafyada bir acı, her şehirde bir çığlık…
Ve herkes şunu söylüyor:
“Keşke Müslümanlar birleşseydi.”
“Keşke liderler tek ses olsaydı.”
“Keşke birlik olunsa da bu acılar bitseydi.”
Peki biz kendi içimizde bile birleşemezken,
Ümmete birlik nasıl anlatacağız?
İslam Birliği hayalinin ilk adımı evin içinden, yani aynı davanın çocuklarından başlar.
Siz birleşmeden, ümmet nasıl birleşecek?
Siyaset Farklı Olabilir… Ama Dava Aynı
Elbette herkesin kendine göre bir stratejisi vardır.
Elbette üslup farkı olur.
Elbette metotlar değişebilir.
Elbette her liderin ayrı bir yürüyüş tarzı vardır.
Ama dava başka bir şeydir.
Dava, kişisel hesaplarla açıklanmaz.
Dava, koltukların değil ideallerin etrafında şekillenir.
Dava, nefsi değil milleti öncelemektir.
Bugün Türkiye’de iki partinin oyları toplansa, muazzam bir güç ortaya çıkar.
Bugün iki lider yan yana gelse, İslam coğrafyasında ses çok daha gür çıkar.
Bugün aynı masanın etrafına oturulsa, Pakistan’daki o birlik mesajı ete kemiğe bürünür.
Ama bugün…
Söz birlik…
Yol ayrılık…
Bu Soruya Cevap Bekleniyor
Ve bu beklenti sadece Türkiye’den değil.
Filistin’den…
Somali’den…
Katar’dan…
Malezya’dan…
Pakistan’dan…
Tüm bir İslam âleminden…
Çünkü iki liderin birlikte vereceği fotoğraf, dünyanın her yerinde umut olur.
Bugün o fotoğraf eksik.
İşte bu yüzden soruyorum:
Neden?
Neden aynı idealin takipçileri aynı masada buluşamıyor?
Neden aynı Erbakan’ın evlatları aynı yoldan yürümüyor?
Neden dava birlik isterken, siz ayrı düşüyorsunuz?
Bu sorunun cevabı, hem tarih hem millet hem de ümmet tarafından bekleniyor.
Ve unutmayın:
Birlik olamayanın birlik çağrısı karşılık bulmaz.
































