Anadolu Gençlik Derneği Küçükçekmece İlçe Temsilciliği’nin teşkilat çalışmalarına yönelik düzenlediği eğitim programları aralıksız devam ediyor. Teşkilat mensuplarının bilinç ve donanımını artırmaya yönelik gerçekleştirilen programın üçüncü oturumuna AGD İstanbul İl Başkanı Mehmet Yaroğlu katıldı.Aynı zamanda konuşmacı olarak da yer alan Yaroğlu, teşkilat bilinci, dava şuuru ve güncel gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu.Programa ayrıca Saadet Partisi Küçükçekmece İlçe Başkanı Feyzullah Çürük, İlçe Teşkilat Başkanı, Halkla İlişkiler Başkanı, Sekreterya Birim Başkanı, yönetim kurulu üyeleri ile Anadolu Gençlik Derneği’nin Küçükçekmece’de görev yapan mahalle temsilcileri katılım sağladı.
Gazze: Bir Coğrafyadan Fazlası
Anadolu Gençlik Derneği Başkanı Ferhat Çakıcı, programın açılış konuşmasında Gazze’nin sadece bir yer adı olmadığını belirterek, “Gazze denildiğinde akla yarım kalmış hayatlar, susturulmuş sesler ve dünyanın dört bir yanında hissedilen bir vicdan çağrısı gelir” ifadelerini kullandı.
Gazze’nin bugün dayanışmanın, kaybetmenin ve tüm zorluklara rağmen umudu ayakta tutmaya çalışanların sembolü olduğunu dile getiren Çakıcı, Filistin davasının yalnızca bir toprak meselesi olarak değil; evini, geleceğini ve kimliğini korumaya çalışan bir halkın hafızası ve mücadelesi olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
Programa katılan il başkanı Mehmet Yaroğlu, ilçe başkanı, yönetim kurulu üyeleri ve kadın kolları teşkilatına teşekkür eden Çakıcı, katılımcıları selamlayarak konuşmasını tamamladı.
Eğitim Programları Üçüncü Yılında
Programın devamında söz alan Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şube Başkanı Mehmet Yaroğlu, teşkilat olarak son üç yıldır ilçelerde düzenli eğitim programları gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Geçmiş yıllarda “Milli Görüş” ve “Milli Görüş’ün Veri Siyasi Metodu” başlıklarında dersler yapıldığını hatırlatan Yaroğlu, bu yıl ise Filistin davasının özel bir gündemle ele alınacağını belirtti.
Yaroğlu, İstanbul teşkilatı olarak dört farklı eğitim başlığını ilçelerde uyguladıklarını aktararak şu bilgileri paylaştı:
İslam Birliği Dersi
Sosyal Düzende Sünnetullah Dersi
Temel Esaslar Dersi
Cihat Farizasının Edasının Şartları
Bu eğitimlerin alanında yetkin isimler tarafından verildiğini ifade eden Yaroğlu, yıl boyunca en az dört teşkilat eğitiminin tüm ilçelerde gerçekleştirileceğini söyledi.
“Trump Planı” ve Aksa Tufanı Vurgusu
Yaroğlu, bu yılki ders konusunun belirlenmesinde uluslararası gelişmelerin etkili olduğunu dile getirerek, özellikle “barış planı” adı altında gündeme gelen ve kamuoyunda “Trump planı” olarak bilinen sürece dikkat çekti.
Söz konusu plan karşısında sessiz kalınamayacağını belirten Yaroğlu, Ümraniye’de düzenledikleri geniş katılımlı programda “Hamas’ın direnişi ve mücadelesi, dayatılan planlardan büyüktür” mesajını verdiklerini hatırlattı.
Filistin meselesinin gündemde kalmaya devam edeceğini ifade eden Yaroğlu, bu nedenle daha kapsamlı ve detaylı bir eğitim programı hazırlanmasına karar verdiklerini söyledi.
“Aksa Tufanı” Özelinde Filistin Davası
Programda bu yılki ana temanın “Aksa Tufanı” özelinde Filistin davası olduğu açıklandı. Konuşmalarda, Gazze’de yaşanan gelişmelerin yalnızca bölgesel bir mesele değil, tüm İslam dünyasını ve insanlığı ilgilendiren bir sorumluluk alanı olduğu vurgulandı.
“Erbakan Hocamız Mücadele Metodunu Ortaya Koydu”
AGD İstanbul İl Başkanı Mehmet Yaroğlu, konuşmasına Necmettin Erbakan’ın ortaya koyduğu fikrî çerçeveye atıf yaparak başladı. Erbakan’ın küresel güç dengeleri ve siyonizm konusundaki uyarılarını yıllar öncesinden detaylı biçimde anlattığını belirten Yaroğlu, bu çerçevede bir mücadele metodunun da geliştirildiğini söyledi.
Bu davanın mensupları olmanın büyük bir nasip olduğunu dile getiren Yaroğlu, aynı zamanda ağır bir sorumluluk taşıdıklarını vurguladı. Erbakan’ın yıllarca sabırla ve yılmadan anlattığını hatırlatan Yaroğlu, bugün de aynı kararlılıkla anlatmaya devam edeceklerini ifade etti.
“Dün Dalga Geçiliyordu, Bugün Aynı Gerçekler Konuşuluyor”
Konuşmasında geçmişte Erbakan’ın dile getirdiği görüşlerin kamuoyunda küçümsendiğini hatırlatan Yaroğlu, özellikle “siyonizm” kavramı üzerinden yapılan eleştirileri örnek gösterdi.
O dönem bazı çevrelerin bu söylemleri “komplo teorisi” olarak değerlendirdiğini belirten Yaroğlu, bugün gelinen noktada uluslararası gelişmelerin bu tespitleri doğruladığını savundu.
Son iki yıllık savaş sürecinde Batılı ülkelerin İsrail’e verdiği siyasi, askeri ve ekonomik desteğe dikkat çeken Yaroğlu, bu durumun Batı kamuoyunda da ciddi bir tepki oluşturduğunu ifade etti. Yaroğlu, Batı toplumlarında yükselen protestoların yalnızca insani duyarlılıktan değil, aynı zamanda kendi hükümetlerinin açık destek politikalarına duyulan öfkeden kaynaklandığını söyledi.
“Bu Mücadele Siyasi Hesapla Yürütülmedi”
Yaroğlu, geçmişte Filistin ve siyonizmle mücadele söyleminin siyasi getirisi olmadığı yönünde eleştiriler yapıldığını belirterek, Erbakan’ın bu mücadeleyi oy kaygısıyla değil, inanç ve sorumluluk bilinciyle sürdürdüğünü dile getirdi.
Toplumun geniş kesimleri tarafından yeterince anlaşılmasa da bu mücadelenin kararlılıkla devam ettiğini ifade eden Yaroğlu, bugün yaşanan gelişmelerin o dönemde yapılan uyarıların önemini ortaya koyduğunu savundu.
“Filistin Sıradan Bir Toprak Meselesi Değildir”
Filistin davasının kendileri için en temel mesele olduğunu vurgulayan Yaroğlu, bu konunun yalnızca yerel bir toprak anlaşmazlığı olarak görülemeyeceğini söyledi.
Son iki yıllık süreçte yaşananların, hak ile batıl arasındaki mücadelenin açık bir yansıması olduğunu belirten Yaroğlu, Filistin meselesinin tarihsel arka planı dikkate alınmadan bugünkü gelişmelerin anlaşılamayacağını ifade etti.
“Aksa Tufanı” süreciyle birlikte kamuoyunda farklı değerlendirmeler yapıldığını aktaran Yaroğlu, Filistin’de yaşanan yıkım üzerinden yapılan tartışmalara da değindi. Ancak meselenin yalnızca ortaya çıkan tabloyla değil, uzun yıllara dayanan tarihsel süreciyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Filistin Deyince Neresi Anlaşılıyor?”
Konuşmasının devamında katılımcılara “Filistin toprakları dediğimiz yerler neresi?” sorusunu yönelten Yaroğlu, kamuoyunda Filistin denildiğinde genellikle Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün akla geldiğini ifade etti.
Ancak “Nehirden denize özgür Filistin” şeklinde sembolleşen haritanın çok daha geniş bir coğrafyayı kapsadığını belirten Yaroğlu, bugün Filistin olarak anılan Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün toplam alanının, tarihsel Filistin topraklarının yaklaşık yüzde 15’ine tekabül ettiğini savundu.
Yaroğlu, 7 Ekim 2023 öncesinde de yaklaşık 80 yıla dayanan bir işgal sürecinin söz konusu olduğunu belirterek, 1947’de İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte bölgedeki demografik ve siyasi yapının köklü biçimde değiştiğini dile getirdi.
“Toprak Satışı İddiası Tarihsel Bir Yanılsama”
Filistinlilerin topraklarını sattığı yönündeki iddialara değinen Yaroğlu, bu söylemin tarihsel gerçekliği yansıtmadığını ifade etti. Satışların toplam toprak bütünlüğü içinde çok düşük bir orana tekabül ettiğini öne süren Yaroğlu, asıl sürecin zorla göç ettirme ve tehcir politikalarıyla şekillendiğini savundu.
Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinin ardından İngiliz manda yönetiminin kurulduğunu hatırlatan Yaroğlu, bu dönemde dünyanın farklı bölgelerinden Yahudilerin planlı şekilde Filistin’e göç ettirildiğini ve silahlandırıldığını iddia etti.
Stern, Irgun ve Haganah gibi örgütlerin o dönemde kurulduğunu belirten Yaroğlu, bu yapıların daha sonra İsrail devletinin askeri yapılanmasının temelini oluşturduğunu dile getirdi.
“Filistinlilerin Büyük Bölümü Mülteci Konumuna Düşürüldü”
Yaroğlu, İsrail devletinin kuruluş sürecinde çok sayıda Filistinlinin topraklarından ayrılmak zorunda kaldığını belirterek, bugün Lübnan, Ürdün ve Suriye’de yaşayan Filistinli mülteci nüfusa dikkat çekti.
Filistinlilerin önemli bir kısmının mülteci kamplarında yaşadığını söyleyen Yaroğlu, devletin kuruluş sürecinin bölgesel bir göç ve yer değiştirme dalgasına yol açtığını ifade etti.
Konuşmasında, “Filistin topraklarının yüzde 85’i işgal altında” diyen Yaroğlu, bugün Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün Filistinlilerin yoğun olarak yaşadığı alanlar olduğunu belirtti.
Kudüs ve Mescid-i Aksa Vurgusu
Kudüs’ün Müslümanlar açısından özel bir yere sahip olduğunu ifade eden Yaroğlu, Mescid-i Aksa’nın ilk kıble olduğunu ve İslam inancı açısından mukaddes kabul edildiğini söyledi.
Batı Kudüs’te büyük ölçüde Yahudi nüfusun yaşadığını, Müslüman nüfusun ise ağırlıklı olarak Doğu Kudüs’te bulunduğunu belirten Yaroğlu, bölgedeki demografik yapının yıllar içinde değiştiğini dile getirdi.
Kudüs’ün yalnızca siyasi değil, aynı zamanda dini ve tarihi bir anlam taşıdığını ifade eden Yaroğlu, Filistin meselesinin bu yönüyle de değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Yaroğlu, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın ciddi bir tehdit altında olduğunu savunarak, Batı Şeria’daki mevcut duruma ilişkin de çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Yaroğlu, Filistin meselesinin merkezinde Kudüs’ün bulunduğunu vurguladı.
“Kimse Şaşırmaz”
Konuşmasının bu bölümünde Mescid-i Aksa’nın durumuna dikkat çeken Yaroğlu, “Bir sabah uyandığımızda Mescid-i Aksa’nın yıkıldığı haberini alırsak kimse şaşırmaz” ifadelerini kullandı.
Merhum Necmettin Erbakan’ın yıllar boyunca bu yönde uyarılarda bulunduğunu belirten Yaroğlu, Mescid-i Aksa’nın hedef alındığına dair söylemlerin geçmişte ciddiye alınmadığını ancak bugün gelinen noktada benzer iddiaların farklı çevreler tarafından da dile getirildiğini savundu.
Yaroğlu, Aksa Tufanı sürecinin Mescid-i Aksa’yı yeniden gündeme taşımak amacı taşıdığını ileri sürerek, bölgede “geri dönüşü olmayan bir aşamaya” gelindiğini iddia etti.
“Rakamlar Değişti”
Kudüs’teki son duruma ilişkin sayısal örnekler veren Yaroğlu, geçmişte Mescid-i Aksa çevresine sınırlı sayıda Yahudi ziyaretçi girişinin söz konusu olduğunu, bugün ise bu sayının günlük yüzlerle ifade edildiğini söyledi.
Yaroğlu, Müslümanların ise çeşitli güvenlik uygulamaları ve kontrol noktaları nedeniyle Mescid-i Aksa’ya erişimde ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını öne sürdü. Özellikle Doğu Kudüs ve çevresinde yaşayan Müslümanların dahi zaman zaman giriş engelleriyle karşılaştığını belirtti.
Geçmişte yaşanan olaylarda Mescid-i Aksa’da geniş katılımlı cemaatlerin toplanabildiğini hatırlatan Yaroğlu, son yıllarda bu tür kalabalıkların oluşamadığını ifade etti.
“Tünel Çalışmaları” İddiası
Konuşmasında Mescid-i Aksa çevresinde yürütüldüğü iddia edilen kazı ve tünel çalışmalarına da değinen Yaroğlu, bu faaliyetlerin bölgedeki yapısal güvenliği tehdit ettiğini savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun tünellerden çekilmiş görüntülerine atıfta bulunan Yaroğlu, bu çalışmaların Süleyman Mabedi’ne yönelik planlarla ilişkilendirildiğini öne sürdü.
Mescid-i Aksa’nın hem dini hem de sembolik açıdan mücadelelerinin merkezinde yer aldığını belirten Yaroğlu, Kudüs’ün Filistin davasının kalbi olduğunu söyledi.
Batı Şeria Eleştirisi
Konuşmasının devamında Batı Şeria’daki siyasi yapıya değinen Yaroğlu, bölgede Filistin yönetiminin bulunduğunu ancak sahadaki gerçekliğin farklı olduğunu iddia etti.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a yönelik sert eleştirilerde bulunan Yaroğlu, Batı Şeria’daki yönetimin İsrail politikalarına karşı yeterli direnci göstermediğini savundu.
Batı Şeria’nın önemli bir bölümünün Yahudi yerleşimciler tarafından fiilen kontrol edildiğini ileri süren Yaroğlu, bölgede demografik ve siyasi dengelerin Filistinliler aleyhine değiştiğini dile getirdi.
Yaroğlu, Batı Şeria’daki gelişmeler ve Gazze’nin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yaroğlu, Batı Şeria’da “sessiz bir işgal” yaşandığını, Gazze’nin ise yıllardır ağır bir abluka altında olduğunu savundu.
“12 Bin Tutuklu” İddiası
Konuşmasının bu bölümünde Batı Şeria’daki siyasi yapıyı eleştiren Yaroğlu, Filistin yönetimine yönelik sert ifadeler kullandı. Batı Şeria’da İsrail’e karşı koyma potansiyeli bulunan çok sayıda kişinin tutuklandığını öne süren Yaroğlu, şu anda yaklaşık 12 bin Filistinlinin cezaevlerinde bulunduğunu iddia etti.
Bu rakamın nüfus oranına göre Türkiye’ye uyarlanması halinde yaklaşık 1 milyona karşılık geleceğini savunan Yaroğlu, genç, kadın ya da yaşlı fark etmeksizin birçok kişinin gözaltına alındığını ileri sürdü.
“Her Gün Yeni Yerleşim”
Batı Şeria’da Yahudi yerleşimlerinin genişlediğini belirten Yaroğlu, bölgede her gün yeni konut alanları oluşturulduğunu iddia etti. Batı Şeria’nın coğrafi yapısının parçalı hale geldiğini söyleyen Yaroğlu, Filistinli ve Yahudi yerleşim alanlarının iç içe geçtiğini ifade etti.
Ev yıkımları, zeytinliklerin tahribi ve gözaltılar gibi olayların bölgede uzun süredir günlük rutinin parçası haline geldiğini savunan Yaroğlu, bu süreci “sessiz işgal” olarak nitelendirdi.
Yaroğlu ayrıca, Yahudi yerleşimcilere silah ruhsatı verildiğini, buna karşılık Filistinlilerin en küçük direniş şüphesinde dahi tutuklandığını iddia etti.
“Geriye Bir Tek Gazze Kaldı”
Kudüs ve Batı Şeria’daki durumu değerlendiren Yaroğlu, işgale karşı direniş potansiyelinin yalnızca Gazze’de kaldığını söyledi.
Yaklaşık 2–2,5 milyon kişinin yaşadığı Gazze’nin küçük bir alana sıkışmış durumda olduğunu belirten Yaroğlu, bölgenin kara, hava ve denizden ablukaya alındığını ifade etti. Gazze’yi “açık hava hapishanesi” olarak nitelendiren Yaroğlu, temel insani ihtiyaçlara erişimin dahi sınırlı olduğunu savundu.
“Abluka ve İnsani Şartlar”
Yaroğlu, Gazze’de temiz içme suyuna erişimin haftanın belirli gün ve saatleriyle sınırlı olduğunu, altyapı sistemlerinin zarar gördüğünü ve nüfusun önemli bir bölümünün insani yardımlarla yaşamını sürdürdüğünü iddia etti.
Bölgeye giren ve çıkan her türlü malzemenin denetime tabi olduğunu belirten Yaroğlu, ticaret, balıkçılık ve ihracat gibi faaliyetlerin ciddi kısıtlamalarla karşılaştığını ifade etti.
Gazze’nin dış dünyayla bağlantısının büyük ölçüde kontrol altında olduğunu söyleyen Yaroğlu, bölge halkının uluslararası alanda tanınmış bir devlet yapısına sahip olmamasının da hareket alanını daralttığını dile getirdi.
Yaroğlu, Gazze’deki direnişi “model” olarak nitelendirerek Türkiye’deki toplumsal ve siyasi tutumlara yönelik eleştirilerde bulundu. Yaroğlu, Gazze’nin imkânsızlıklara rağmen küresel güçlere karşı meydan okuduğunu savundu.
“İdeal Lider Teslim Olmaz”
Konuşmasının sonunda Gazze’deki bazı isimleri örnek gösteren Yaroğlu, İsmail Haniye, Yahya Sinvar ve Salih Aruri gibi Hamas liderlerini anarak “ideal lider” vurgusu yaptı.
“Teslim olmak yok, pazarlık yok, meydan okumak var” ifadelerini kullanan Yaroğlu, Gazze’deki direniş anlayışını model olarak gördüklerini belirtti. Gazze’nin Türkiye’de birçok çevre tarafından sembol haline getirildiğini söyleyen Yaroğlu, “Madem Gazze’yi sancak yapıyoruz, o zaman gereğini de yapmalıyız” dedi.
“Bizim Gazze’den Neyimiz Eksik?”
Yaroğlu, Türkiye’nin insan kaynağı, ekonomik gücü ve askeri kapasitesi açısından Gazze’den çok daha güçlü olduğunu savunarak şu soruyu yöneltti:
“Bizim Gazze’den neyimiz eksik? İnsan kaynağımız mı, paramız mı, askerimiz mi eksik?”
Gazze’deki imkânsızlık şartlarına rağmen direniş gösterildiğini ifade eden Yaroğlu, Türkiye’de ise en azından “asgari düzeyde tepki” gösterilmesi gerektiğini dile getirdi. Soykırım iddialarına karşı ortak olmama çağrılarının yeterince karşılık bulmadığını savunan Yaroğlu, bu durumu “tutarsızlık” olarak nitelendirdi.
“Gazze Dünyayla Savaşıyor”
Gazze’nin yalnızca İsrail’le değil, küresel ölçekte birçok güçle karşı karşıya olduğunu iddia eden Yaroğlu, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin İsrail’e verdiği desteğe dikkat çekti.
Gazze’nin kara, hava ve denizden ablukaya alındığını belirten Yaroğlu, temel insani ihtiyaçlara erişimin dahi sınırlı olduğunu ifade etti. Bu şartlara rağmen 7 Ekim’de düzenlenen ve “Aksa Tufanı” olarak adlandırılan saldırının İsrail tarihinde benzeri görülmemiş bir zayiat oluşturduğunu savundu.
Yaroğlu, son 15 yılda yaşanan tüm çatışmalarda İsrail tarafının verdiği kayıpların toplamının, söz konusu saldırının ilk saatlerinde yaşanan kayıplardan daha az olduğunu iddia etti.
İsrail’in Askeri Gücü ve Teknoloji Vurgusu
İsrail’in savunma sanayii ve askeri teknoloji açısından dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olduğunu belirten Yaroğlu, Tel Aviv ile ABD arasındaki teknoloji transferine dikkat çekti.
Üstün teknolojiye sahip silah sistemlerinin kullanıldığını, derin penetrasyonlu bombalarla büyük yıkımlar meydana getirildiğini ifade eden Yaroğlu, Lübnan’da gördüğü bir saldırı örneğini anlatarak modern savaş teknolojilerinin etkisini vurguladı.
Programda Gazze’deki direnişin tarihsel ve askeri boyutları ele alınırken, Yaroğlu konuşmasında Gazze’nin mevcut şartlara rağmen ortaya koyduğu tutumu “örnek bir duruş” olarak tanımladı.
HİCRETHABER // AHMET ÇEKİN































