Türkiye tarihine “post modern darbe" olarak geçen ve toplum ile siyaset üzerinde derin postal izleri bırakan 28 Şubat'ın üzerinden 22 yıl geçti. Bin yıl süreceği iddia edilen bir süreçti. 28 Şubat mimarları yanılsa da demokrasi tarihine kara bir leke olarak gecen 28 Şubat süreci, 22. yıl dönümünde bir kez daha sorgulanıyor.
Türkiye'deki demokrasinin dördüncü kez asker tarafından sekteye uğradığı bin yıl süreceği iddia edildiği ve tarihe 'post-modern darbe' diye geçen süreç: 28 Şubat "postmodern darbesi"

"Devlet-Mafya Kolkola" başlığıyla manşetlere taşınan olay Türkiye'nin en büyük skandallarından biri olarak tarihteki yerini aldı.
Başbakan Erbakan, art arda çıkan devlet-mafya-siyaset ilişkileriyle ilgili suçlamaları, 'fasa fiso' diye tanımladı.

Hükümet, G-7 örneğini izleyerek başlıca Müslüman ülkelerle D-8 kısaltmalı ekonomik işbirliği örgütünün kurulmasına öncülük etti (22 Ekim 1996). D-8'in ilk zirvesi 4 Ocak 1997'de İstanbul'da toplandı.

Ziyarette, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Türkiye hakkında söylediği cümleler, Türkiye'de fırtınalar kopardı.
Muammer Kaddafi'nin, Türkiye'nin Kürtlere yönelik tavrından dolayı kameraların önünde Erbakan'ı paylaması ve rahatsızlığı yüzündenokunduğu halde Erbakan'ın buna cevap vermemesi, medyada şiddetli biçimde eleştirilmişti.

DYP'nin içinde de gerilime yol açan Refah-Yol koalisyonundan en çok askerler rahatsız oldu. Bu konudaki rahatsızlıklarını, diyalogları olan siyasetçilerle bir araya geldikleri vakit açıkça dile getiriyorlardı.
29 Haziran 1996'da Erbakan'ın Başbakanlığı altında REFAHYOL koalisyon hükümeti kuruldu. Çiller de Başbakan Yardımcısı olmuştu.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümeti kurma görevini bir kez daha Necmettin Erbakan'a verdi. DYP ile masaya oturan Erbakan, uzun pazarlıklar sonucu kendi başbakanlığında, Refah-Yol hükümeti olarak bilinen, RP-DYP koalisyonu kuruldu. 8 Temmuz'da güvenoyu alan hükümette liderler ikişer yıllığına dönüşümlü başbakanlık yapacaktı.

DSP tarafından dışarıdan desteklenen ve ANAYOL diye adlandırılan bu azınlık hükümeti Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı altında kurulmuştu. Yapılan anlaşmaya göre Yılmaz bir süre sonra mevkisini Çiller'e devredecekti.
Hükümet krizi sürerken, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Meclis Başkanı Mustafa Kalemli'yi telefonla aradı. Refah Partisi'nin olası koalisyonunundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi: "Bu koalisyon kurulursa, çok üzüleceğimiz olaylardan endişelenirim. Bunu önlemenin bir yolu varsa üstünüze düşeni yapın" dedi. Karadayı, bu görüşlerini Tansu Çiller'e de bizzat iletti. Seçim öncesi birbirleri ile sert polemiklere giren Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz bu baskılar üzerine hükümet üzerinde uzlaştı.
Ancak bu kırılgan hükümet uzun ömürlü olmadı. Hem Anayasa Mahkemesi meclisteki güven oylamasında yeterli oyun çıkmadığına karar vermiş, hem de ANAP'ın Çiller hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla uğraşmakta olduğu duyulmuştu. Bunun üzerine Mesut Yılmaz 6 Haziran 1996'da istifa etti.


Anavatan Partisi 132, Doğru Yol Partisi 135, Demokratik Sol Parti 76, Cumhuriyet Halk Partisi de 49 milletvekilliğine sahip oldular.Kurulduğundan itibaren medyadan büyük destek gören Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) bu ilgiye rağmen katıldığı 1995 Genel Seçimleri'nde büyük bir hezimete uğradı, aldığı 133,889 oyla, % 0.48'lik oy oranında kaldı.





İrticai faaliyet içerisinde olduğunu iddia ettiği kişilere karşı tedbir almak amacıyla kurulan BCG'nin 28 Şubat 1997 sürecinde 6 milyona yakın insanı fişlediği belgelenmiştir.
6 Nisan 1997 tarihli olan ve bütün askerî birimlere gönderilen ilk belgede, laiklik aleyhtarı faaliyetlerin arttığı vurgulanarak camilerin gözetim altına alınması emrediliyordu. Plana göre görevli askerî personel camilere gidecek ve laiklik karşıtı fiil ve sözleri ivedilikle garnizon komutanlıklarına bildirecekti. Açıkça halkın dini inanç ve değerleri baskı altına alınmaya çalışılmıştı.
Çevik Bir imzasını taşıyan ve bütün askeri birimlere gönderilen 29 Nisan 1997 tarihli ikinci belgede ise her ildeki öğrenci yurtları, özel okullar, dernekler, vakıflar, Kur'an kursları, imam hatip okulları ve bu kurumlara giden gelenlerin sayısının ve kimliklerinin tespit edilmesi isteniyordu. 3. belge ise birimin bilgi ihtiyaçlarının karşılanması hakkında idi.

Yönetmelikle, askerler kamu kurumları ile doğrudan temas kurmaya başladı.
Askerler bir yandan ana akım medyayı brifinglerle ve doğrudan temaslarla yönlendiriyor. Televizyon kanallarına, Refah Partili bazı isimlerin, laiklik ve cumhuriyet aleyhine ifadelerini içeren konuşmaları servis ediliyordu. Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, Hasan Mezarcı gibi isimlerin konuşmaları, toplumdaki laiklik hassasiyetini iyice artırmıştı.

Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık resmi konutunda, çeşitli din adamlarına iftar yemeği verdi. Yemeğe, bazı dini cemaat liderleri de davetliydi. Sarıkları ve cübbeleriyle yemeğe gelen isimler medyada geniş yer buldu. "Tarikat liderlerine başbakanlıkta iftar" başlıklarıyla basına yansıyan yemek, askerle hükümet arasındaki ilişkilerin iyice gerilemesine neden oldu.
CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin ve 33 milletvekili, Başbakan Erbakan'ın Başbakanlık Konutu'nda çeşitli tarikat liderlerine verdiği yemek hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.


Yıldız, bu sözleri sebebiyle, 6 Şubat'ta gözaltına alındı, Ekim 1997'de de "halkı din farklılığı gözeterek, kin ve düşmanlığa tehlikeli biçimde açıkça tahrik ettiği" gerekçesiyle 4 yıl 7 ay hapse mahkum edildi.
Başbakan Necmettin Erbakan, grup toplantısında Sincan Belediyesi'nin düzenlediği gece için, "Biri hataen bir resim asarak bu ülkeyi yıkamaz"dedi, ancak bu sözleri tartışmaları yatıştırmaya yetmedi.

dinci akımların girmesinin engellenmesi gibi uyarılar vardı.

Erbakan MGK'daki kararları hemen imzalamadı. MGK Genel Sekreterliği, "kararlar uygulanmazsa yaptırımlar gelir" şeklinde bir açıklama yaptı.Başbakan Erbakan, askerlerin isteklerine karşı, diğer parti liderlerinden destek aradı, ancak bulamadı.



İşçi ve işveren sendikaları konfederasyonları, bir araya gelip MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıkladılar.
İlhan Kılıç, başbakan ile görüşmesinden sonra, MGK kararlarıyla ilgili imzaların tamamlandığını açıkladı.
Başbakan Erbakan, Milli Güvenlik Kurulu kararlarını imzaladı. Ancak uygulanmaması için harekete geçti. Kararları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) tartışmaya açıp reddedilmesini sağlamayı amaçlıyordu. Buna Tansu Çiller de destek verdi. Ancak TBMM Başkanı Mustafa Kalemli, "MGK kararlarının muhatabı hükümettir. Kesinlikle bunları Meclis'te tartıştırmam" diyerek buna engel oldu.

Dava 16 Ocak 1998'de sonuçlandı ve parti kapatıldı. Necmettin Erbakan, Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik'e 5 yıl siyaset yasağı getirildi. Kapatılma gerekçesinde, parti görevlilerinin laiklik karşıtı eylemleri, devletin kurucusuna karşı suçlamaları ve başörtüsüyle ilgili siyaseti de kanıtlar arasında sayıldı.
Bağımsız kalan milletvekilleri, kapatma ihtimaline karşı kurulan Fazilet Partisi'ne geçti.




































