SURİYE'DE GÜVENLİ BÖLGE SENDROMU


ABD, daha önceden planladığı şekilde Suriye'nin kuzeyinde adım adım hedefine ulaşıyor. Trump'ın, önerdiği 20 millik ara formül Türkiye'nin krizin başında önerdiği güvenli bölge seçeneğinden çok uzak olup, ABD önerisinin kabulü, güvenli bölge dışında vücut bulacak PYD, YPG yapılanmasının meşruluğunun kabulü ile eş anlamlı bir sonuç doğurabilir.

Suriye’nin kuzeyindeki demografik yapı savaş öncesi duruma göre yeniden şekillenmediği müddetçe gerçek ve kalıcı bir çözümden söz etmek asla asla mümkün değildir.

ABD, Suriye’nin kuzeyinde tüm etnisitelerin yeniden bir arada barış ve kardeşlik içerisinde var olabilecekleri kalıcı çözümden çok, PYD, YPG yapılanmasının zarar görmeyeceği bir çözümü öncelemesi iyi niyet göstergesi olarak kabul edilemez.

ABD, Suriye’de kendi inisiyatifinde hareket edecek geçişsel nitelikli yeni yapılanma ile Türkiye’yi cendereye sıkıştıracak Güney Kuşağı Projesi’nde büyük mesafe katettiği görülmektedir.

TRUMP, düşünülenin aksine  ‘maksimalist yaklaşım’(aşırı yaklaşım) bir yaklaşım örneği ile attığı twitteri hafife almak kelimenin tam anlamıyla Suriye’nin geleceğini iyi okuyamamak demektir.

Hükümetin Suriye politikasında geçmişte yaşadığı yanılsamalar sonucunda ne yazık ki, hala Türkiye büyük bedeller ödemeye mahkûm bırakıldı. Bu yanlış politikalar sonucunda kazanan tarafın küresel güçler olduğunu göz ardı etmemek gerekir düşüncesindeyiz.

İsrail’in ilk başbakanı Ben Gurion’un bir sözü Suriye politikasının gerçek bir iz düşümü niteliğindedir: Yahudi olmayanların(Goyim) ne düşündüğü bizim açımızdan hiç önemli değildir, önemli olan Siyonistlerin ne yaptığıdır.” Ne yazık ki, Suriye politikasında da, hükümetin ne düşündüğünden çok ABD ve İsrail’in ne yaptıkları büyük önem kazanıyor gibi.

Hükümet, seçim kaygısıyla ABD politikalarına teşne olmak yerine, güçlü ve kararlı politikalarla Milli bir duruş sergilemesinde büyük yarar olduğu düşüncesindeyiz.