Doğru bilinen yanlışlar


Cinselliği biriyle karşılıklı yaşanan bir şey değil de, 

Birine bir şey yapmak olarak "erkek

cinsine öğreten" zihniyet her daim hastalıklı bir zihniyettir.


Bunu erkeğe has bir durum gibi algılamamız sebebi ile de her daim vahimleşen çıkmazlara doğru  sürükleniyoruz.



Bu toplumun insanlarının cinsel obje olarak her şeyi tahrik unsuru olarak insanoğlunun zihnine kazıyan tavır ve tarzları sebebi ile "insan insana" sınırlar dahilinde iletişim kurmak münkün gibi görünmemektedir.


Ölüden ya da plastikten farksız bazı imajları cinsel fantezi objesi olarak görmek "cinsellik" değil "sapıklıktır."


Cinsellik;

Allah'ın çizdiği sınırlar dahilinde yaşandığında kadın ve erkeği birbirinin varlığı ile huzurlu kılan dünya ikramıdır.


"Zihinleri kirletmek ve fıtratımıza Rabbimiz tarafından yerleştirilmiş masumiyetimizi" seküler dünyanın yargılarına "meze yapmak" ise bizim gibi özüyle arasına çitler çekilmiş toplumlara has bir habdikaptır.


Cinselliği helal sınırlar içinde yaşamayan taraflardan birini toplumun dibine batırmak diğerine ise sadece elinin kiri muhabbeti ile muamele de bulunmak bizim toplumumuza has bir hadsizliktir.


Bu "hadsiz" halimizi Sünnette var olan örnekler ile düzeltebilecek iken 


Kuranda var olan haklarını kadının aleyhine kullanma tavrı ile sünnette var olan uygulanışlarını "feminizim" yaftalaması ile uygulamaktan kaçınmak bizim toplumuzun cahilliğidir.


Sünnetteki uygulamalarda ve Hz.Peygamber'in kadınla ilgili hiç bir konuda kadını ötekileyen bir tavrına rastlamak mümkün değil iken ve hatta birçok uygulamasında sorulan en mahrem soruları dahi titizlikle cevaplandıran bir peygamberin ümmeti olarak edep sınırları dahilinde hiçbir konu ve sorunun -ayıp-yaftası ile hasır altı edildiğine İslam tarihinin ilk döneminde rastlanmaz.

Sonraki dönemlerde  cinselliğe ve kadına dair yaklaşımların İslam'a maledilmesine karşı sessiz kalışımız bize ayıp olarak yeter.

  

Kimse kusura bakmasın olay budur.


"İslam'ı  kendine siper ederek" kadını yok sayan bir  zihniyete Hz.Ömer'in  kızı Hz.Hafsa'ya    erkeğin cihada ve sefere gidebileceği zamanı belirlemek ve hukuklaştırmak için sorduğu soruyu hatırlatmak gerekmektedir


"bir kadın eşinden ne kadar uzak kalabilir." 

Hz.Ömer tarafından sorulan bu soru dahi doğru bildiğimiz yanlışlarımıza ışık olacaktır.


Bu ve buna benzer birçok örnek ile Bakara Suresinde bulunan ve ailenin bütünlüğünün muhabbet ve saygı çerçevesinde sürdürülemediği taktirde boşanmanın erkek tekeline bırakılmadığı ayetleri salt fıkhı hükümlerin gölgesinde "görünmez kılmak" bizim kısır hak-hukuk anlayışımızın birer ürünüdür.


Hz.Peygambere gelen ve boşanmak isteyen kadına Hz.Peygamberin tavrı hiç bizim fıkıh kitaplarımızda anlatıldığı gibi değildir.


Evlilik ve aile müessesi muhabbet üzerine kurulan bir hukuksal kurumdur.


Bu kurumun devamlılığı sadece bizim ülkemizde "erkeğin nefsinin ve egosunun tekeline" terkedilmiştir.


Bu sonuç kadının İslam dininin kendisine verdiği hakları "duygusal ruh haline"  hibe etmesi ile alakalı olduğu kadar erkeğin kendini bilmez aymazlığı ile de alakalıdır.


Kadınlarımız aşk evliliği muhabbeti ile evlilik süreci içerisinde aklını tatile göndermeyi tercih ederler.


Oysaki kadın ve erkeğin zamanın "izimlerin" tuzağına düşmeden evlilik kurumunun eş olma hali ile devam eden bir kurum olduğu akıldan çıkarmadan yola devam etmeleri gerekmektedir.


Ancak bu şekilde doğru bilinen yanlışlar doğrular ile tekrardan yer değiştirebilir.