Şer Ekseni


Bir taraftan Arap NATO’su hayalleri, diğer taraftan bölge güvenliği adına toplantı üstüne toplantılar.. Kısacası büyük şeytan ABD, işgalci İsrail’in güvenliğini sağlamak ve kendi sömürü düzeninin bekasını teminat altına almak için olmadık entrikalar kurmakta, olmadık atraksiyonlar yapmaktadır. Bunun adına isterseniz siz gözdağı deyin veya şov deyin!
ABD, başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere bölgede ne kadar aşağılık rejim varsa hepsini yedeğine almış tiyatral şov yapıyor. ABD aklı sıra İran’a racon kesiyor.
“Seni Allah’tan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Kuluna Allah yetmez mi?” (Zümer:36)
Türkiye’ye de aba altından sopa gösterip “bize katıl yoksa seni ekonomi ile vururuz” gibi tehditlerde bulunup gözdağı vermeye çalışıyor. 15 Temmuz’da muvaffak olamadıkları şeytani planlarını ekonomi üzerinden uygulamaya çalışıyorlar. İran’a da 40 yıldan beri ekonomik ambargo uyguluyorlar. Varsın uygulasınlar. Onlar bilmiyorlar ki, “zor oyunu bozar.” Fakat şu da bir gerçek ki, onlar sadece ekonomik ambargolarla yetinmiyorlar. Bölgemizde yaşanan çatışmaların, iç savaşların müsebibi onlar. Buna rağmen “güvenlik” adına konferanslar düzenliyorlar. Hem suçlular hem haklı gözükmeye çalışıyorlar. Suçlular çünkü bölgede akan kanın ve yaşanan yıkımların baş aktörleri kendileri olmakla birlikte İran’ı bölgede terörü destekleyen ülke olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Hamas, İslami Cihad, Ensarullah ve Hizbullah gibi direniş cephelerine yardım etmek onlara göre terörü desteklemek oluyor. Oysa asıl terörist kendileridir. Dört yıldan beri mazlum Yemen halkını bombalayan Suud rejimi terörist olmuyor mu? Filistin topraklarına yerleştiği günden beri sürekli kan döken, sürekli işgalini genişleten Siyonist İsrail terörist olmuyor da Hamas ve İslami Cihad terörist oluyor öyle mi? Güney Lübnan topraklarını boydan boya işgal eden Siyonist İsrail’in tepesine vura vura oradan kovan Hizbullah terörist oluyor öyle mi? Ve bu grupları destekleyen İran terörü finanse ediyor, teröristleri silahlandırıyor öyle mi? Peki IŞİD’i kim kurdu? El-Nusra’yı, El-Kaide’yi, Boko Haram’ı ve PYD’yi kim silahlandırıyor? Onları kim eğitiyor? Onlara kim lojistik destek sağlıyor? IŞİD’in sıkıştığı ve kıstırıldığı yerlerden nakil ve sevkiyatı yapan kim?
Kısaca ifade edecek olursak büyük şeytan ABD liderliğinde Polonyanın başkenti Varşova'da, 60 ülke dışişleri bakanları düzeyinde, "Orta Doğu'da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Desteklemek" adı altında yapılan sempozyumda İran hedef tahtasına oturtuldu...
Sempozyumda öne çıkan beyanatlara bakınız...
Siyonist rejim başbakanı Benyamin Netenyahu:
“Arap ülkeleriyle İran’a karşı mücadele ortak çıkarımızdır. Bu konuda ilerleme kaydetmiş durumdayız. Burada bulunmamızı önemli kılan, toplantının gizli olmadığıdır. Zira bugün öyle bir noktaya geldik ki, birçok Arap ülkesinin temsilcileriyle İran’la mücadelede ortak çıkarlarımız için açıkça birlikte oturumlar düzenleyebilmekteyiz.”
ABD Başkanı Trump’ın avukatı ve eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani :
“Herkes biliyor ki; dünyada terörizmin bir numaralı destekçisi İran’dır. Bu konuda farklı düşünen bir ülke bile gösteremezsiniz. Gerçek şu ki İran’daki rejim değişinceye kadar İran izole edilmeli. Bana sorarsanız, en güzel çözüm de İran’da rejim değişikliğinin sağlanmasıdır.”
Bütün dertleri bu zaten. Çünkü dünyada bu alçakların, bu şeytani güçlerin tekerine çomak sokan tek ülke İran. Bu yüzden İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasından başka bir yolun olmadığını ileri sürüyorlar. Bir zamanlar İngiltere Başbakanı Toni Bleyir’de aynı sözleri söylüyordu.. Bizim de diyeceğimiz o ki: “Kininizle geberin.” (Al-i İmrân:119)
Bir de ümmet bünyesindeki, yani içimizdeki beyinsizlerin beyanatlarına bakalım!
Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife :
“1979'dan beri Tahran’dan gelen büyük bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Çocukluğumuzdan beri İsrail-Filistin ihtilafının en önemli sorun olduğunu, öyle ya da böyle bunun çözülmesi gerektiğini dillendiriyorduk; ancak günümüz itibariyle geldiğimiz noktada çok büyük bir meydan okumayla karşı karşıya olduğumuzu gördük. O da modern tarihimizin en tehlikeli meydan okuması olan İran İslam Cumhuriyeti'dir. Dolayısıyla halihazırda İran tehdidiyle mücadele Filistin davasından çok daha önemlidir."
Bir beyanat ancak bu kadar alçakça olabilir. Ümmetin bağrına saplanmış Siyonist hançeri görmüyor, kalkmış emperyal güçlere karşı izzetli duruş sergileyen İslâm Cumhuriyeti’ni düşman biliyor...
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Al Nahyan:
“Her ülkenin bir tehditle karşılaştığında kendini savunma hakkı vardır" diyerek, İran’ın Suriye’deki askeri birliklerine yönelik işgalci İsrail’in olası saldırısını meşrulaştırma çabasını bu şekilde dile getirmektedir. Bu da bir başka alçaklık örneği...
Suudi Arabistan'ın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el Cubeyr,
“İran Suriye’de, Lübnan’da, Irak’da ve Yemen'de istikrarsızlığa sebebiyet vermektedir” diyerek 4 yıldan beri Yemen’i sanki kendileri değil de İran bombalıyormuş gibi tavır sergiliyor. Pes doğrusu, bu ne pişkinlik, bu ne pespayelik! Ayrıca aynı alçak şahıs, İran'ın, Sudan’da ve Afrika'nın birçok ülkesinde silah ürettiğini; öte yandan Endonezya ile Tayland'da olay çıkarmaya çabaladığını; Kuveyt, Suudi Arabistan ve Bahreyn'e de silah sokmaya çalıştığını ileri sürdü. Sanki Bahreyn halkını sindirmek için bu ülkeye tanklarla giren kendileri değilmiş gibi tezviratlarda bulunuyorlar.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo :
İran'ın izlediği politikaların Ortadoğu'daki problemlerin temel kaynağı olduğunu iddia ederek "İran ile yüzleşmeden Ortadoğu’da barış ve güvenlik sağlanamaz” dedi. Adama sormazlar mı: “Senin ne işin var Ortadoğu’da? Sen o pis ellerini çek Ortadoğu’dan. Sen İran’ı problemin kaynağı olarak görmen gayet normal! Çünkü bölgede senin oyunlarını bozan tek ülke İran’dır... Siz 13-14 Şubat 2019 tarihinde Varşova’da toplandığınızda İran hakkınızda aldığı kararları Soçi’de dile getiriyordu. İran, Rusya ve Türkiye’nin almış olduğu ortak karar nedir biliyor musunuz? Bölgenin huzur ve istikrarı için ABD Ortadoğu’daki askeri varlığını sonlandırmalı... Öyle veya böyle birgün terk edeceksiniz oralarını. Şah’ın devrildiği gibi birgün yerel işbirlikçileriniz de devrilecekler. “O zulmetmekte olanlar pek yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler.” (Şuarâ:227)
Bu tür toplantılar onların güvenliğini değil sonlarını haber vermektedir. Bakınız ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo içindeki korkuyu nasıl dillendiriyor:
“İran’ın Lübnan'da, Yemen'de, Suriye'de ve Irak'ta çok geniş bir nüfuzu var. Husilere, Hamas’a ve Hizbullah'a destek veriyor. Bunlar gerçek tehditler. İran'ı geriletmeden Ortadoğu’da barışa ulaşmak mümkün değil."
Pompeo demek istiyor ki: “Başta İran olmak üzere bütün direniş unsurları bölgeyi boşaltsın, biz de rahat bir şekilde İsrail’in güvenliğini sağlayalım ve bir taraftan da malı götürmeye devam edelim.” Sayın Pombeo şunu bilmiş olun ki,  bu emelinize asla ulaşamayacaksınız.
Ve son olarak, toplantının baş aktörlerinden Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu bakın neler söylüyor:
“Burada 60 ülkeden dışişleri bakanı ve hükümet temsilcisi, İsrail başbakanı ve önde gelen Arap ülkelerinin dışişleri bakanları karşılıklı oturup bugüne kadar görülmemiş bir güç ve açıklıkla İran rejiminin yarattığı ortak tehditle nasıl baş edilmesi gerektiğini konuştu. İlk kez birlikte geleceğimizi tehdit eden şeyin ne olduğunu ve kendimizi güvence altına almak için neler yapmamız gerektiğini tartışma fırsatı bulduk. Bu diyaloğu gelecekte yalnızca güvenlik konusunda değil, Ortadoğu halklarının yaşamını etkileyecek her alanda sürdürmeliyiz."
Netanyahu ayrıca ABD yönetimine konferansı düzenlediği için teşekkür ederek, konferansı  "tarihsel bir dönüm noktası" diye niteledi.
Sonuç olarak ifade edecek olursak, “şer ekseni” olarak nitelendirdiğimiz güruhun beyanatları her şeyi aleni olarak, ayan beyan bir şekilde ortaya koymaktadır. İşin içerisinde sadece İran yok, onların bütün derdi tüm İslâm coğrafyasına vaziyet etmek. Bu emellerine ilişkin kendilerine en büyük engel olarak İran İslam Cumhuriyeti’ni görmektedirler. Türkiye’ye yönelik endişeleri ise kendi safları değil de Soçi’nin tercih edilmesi. Bu nedenledir ki, Soçi zirvesi yapıldığı esnada haydut ABD Başkan Yardımcısı Pence yeni bir şantaja ihtiyaç duyup, tehditkar bir üslupla "Türkiye S - 400'lerden vazgeçmezse ekonomik savaşı tekrar devreye sokarız, bunun sonuçları çok ağır olur” dedi. Soçi’ye katılma diyemiyor, başka bahaneler arıyor. Açıkçası tıpkı eskiden olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’yi kendi saflarında, kendi eksenlerinde görmek istiyorlar. Onlara göre Türkiye eksen kayması, fay hattı kırılması yaşıyor. Şunu da bilmeliler ki, her istediklerine “evet” diyen bir Türkiye yok artık. Türkiye eksen kaymıyor, olması gerektiği kulvara dönüyor, özüne dönüyor.