Yeditepe'de Tarih Kariye Müzesi

09 Ekim 2017 - 19:36 - Güncelleme: 25 Ekim 2017 - 17:40

                                   KARİYE MÜZESİ

Kariye, naos, kuzey taraftaki iki katlı ek yapı (anneks), iç narteks, dış narteks ve güney taraftaki mezar şapeli (parekklesion) ile beş ana mimari birimden oluşmuştur.

Mevcut kilisenin ana yapısı, kubbe ile örtülü kısaltılmış Yunan haçı planlı bir yapıdır. Kubbe, kiborion şeklinde dört adet paye ile taşınan yüksek kasnaklıdır. 16 uzun pencere açıklığı iç mekana bol gün ışığı sağlar. Naosun doğu ucundaki bemanın iki tarafında kubbeli postophorion odaları vardır. Kuzey tarafındaki oda (prothesis) doğrudan bemaya açılmaktadır, güneydeki oda (diakonikon) erken dönemlerde bemaya açılırken 14.yy.’daki onarımlardan sonra mermerle kapatılıp Parekklesion’na açılmıştır. Naosun güney tarafında, naosu parekklesiona bağlayan bir geçit vardır. Naosun kuzey tarafına bitişik ek yapı (anneks) iki katlı olup, alt katının hazine (Skeuophylakion) binası üst katının ise Metokhites’in kütüphanesi olma olasılığı yüksektir. Naosun batı tarafında yer alan iç narteksin , güney ve kuzey taraflarındaki birimleri kubbe ile örtülüyken, diğer yerler tonoz ile örtülüdür. Dış narteksin güney batısında, daha önce çan kulesinin olduğu bölümde ise bugün minare yer almaktadır.Ayasofya Müzesi

Kilisenin ana mekanı (naos) 10,5 m x 15 m ölçülerindedir. Apsis Palaiologos’lar döneminde yapılan dıştan yarım yuvarlak bir uçan payanda ile desteklenmiştir. Ana mekân zemin ve duvarları mermer kaplıdır. Apsis içinde Osmanlı döneminde yapılmış mihrap yer almaktadır. Apsis bölümünde yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkartılan vitray parçaları Pantokrator İsa Manastır Kilisesinde bulunan vitraylara benzemekte, bu da vitray sanatının Bizans’ta, Avrupa’daki gelişiminden önce olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Naosun duvarları, korniş seviyesine kadar çok değerli mermer levhalarla, narteksler tamamen mozaik, Parekklesion ise freskolarla süslenmiştir.

Naosun güney tarafına bitişik olan parekklesion, bütünüyle 14. yüzyılda yapılmıştır. Metokhites’in kendi mezar şapeli olarak yaptırdığı bu yapıda manastırın kurucusu Metokhites ile bazı yakınlarının mezarları bulunmaktaydı. Uzunlamasına dikdörtgen ve tek nefli bir planı olan yapı 15.96 m x 4.96 m ölçülerindedir.

Parekklesion, kanatlı melek, haç ve akhantus yapraklarıyla süslü başlıklara sahip iki sütun ile dış narteksten ayrılmakta, hem mimari olarak hem de işlevsel olarak narteksten bağımsız bir bütün oluşturmaktadır. Parekklesiondaki dört mezar arkosolyumundan da anlaşılacağı gibi, bu bölüm bir mezar şapeli olarak, krypta ve sarnıç olarak da kullanılan bir bodrumun üzerine inşa edilmiştir. Uzunluğu 29 m. olan Parekklesion da betimlemeler fresko olarak yapılmıştır. Doğuda bema ve apsis kısmı kubbesel-tonoz ile örtülmüştür. Parekklesion’da ikisi kuzey duvarında, diğer ikisi güney duvarında olmak üzere dört adet mezar arkosolyumu yer alır. Kuzey duvarının bema kemerine yakın bir yerinden kemerli bir geçişle diakonikon odasına geçilir. Dikdörtgen planlı 4.33 m. x 3.21 m. ölçülerindeki bu yapının, doğu tarafında dışarı taşkın küçük, yarım daire şeklinde bir apsisi vardır. Parekklesionun orta bölümü, kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbenin çapı 4.7 m., içeriden yüksekliği de 11.18 m. dir. 12 kaburgalı kubbe strüktürü (dodecagonal), yüksekçe bir kasnak üzerine oturmakta ve üzerinde 12 pencere açıklığı yer almaktadır. 14. yüzyılda parekklesionun yapılması nedeniyle parekklesion ile naos arasında oluşan boşluk, naosla parekklesionu birbirine bağlayan koridorun iki tarafına birer oda eklenerek değerlendirilmiştir. Bu iki odada, fresko ya da mozaik yoktur, burası litürjik eşyaların saklandığı depo ya da şapelcik (Oratoryum) olarak kullanılmış olabilir. Bu odaların, şapelde yapılan ayin ve anma törenleri sırasında kullanılan, mum, şamdanlar, tütsüler, ikonalar ve kaplar gibi malzemelerin saklanması için kullanıldığı düşünülmektedir.

Kariye’de dördü parekklesionda, biri iç narteksin kuzey duvarında, üçü ise dış narteksin batı duvarında olmak üzere toplam sekiz mezar arkasolyumu vardır. Bu mezarlar aristokrat ailelere aittir. Ayrıca, parekklesionun apsis döşemesi altında geç tarihli bir mezar daha bulunmaktadır.

Binanın dış cephesini kaplayan yuvarlak kemerler, nişler, taş ve kirpi saçaklı tuğla işçilikleri ve yarım payeler ile yapının dış görünümüne hareket kazandırılmıştır.

                MERMER SÜSLEMELERİ

Yunanca “Marmoron” olarak bilinen “mermer” kelimesi adını oldukça zengin yataklara sahip olan Marmara Adası’dan (Prokonnesos) almıştır. Beyaz renkli ve gri damarlı olan bu mermer Kariye’nin süslenmesinde yoğun olarak kullanılmıştır. Kariye’de, Marmara mermerinin yanı sıra Kuzey Afrika, Eğriboz Adası ve Afyon gibi değişik yerlerden getirilen Porfir, antik yeşil, oniks, kırmızı, sarı, ve pembe renkli damarlı mermerlerle zengin bir görünüm oluşturulmuştur. Aynı seri mermer blokların kesilerek, yan yana monte edilmesiyle mermerlerin üzerinde oluşan desenler, zengin simetrik şekiller ve kesilmiş ağaç desenini andıran motifleri oluşturmaktadır.

Kariye’deki mermer işçiliği, Ayasofya’daki mermer işçiliği kadar zengin ve çarpıcı olsa da, zengin mozaiklerinin ve fresko tekniğinde yapılan büyüleyici resimlerinin yanında ziyaretçilerin pek dikkatini çekmemektedir. Mermer Kariye’de özellikle naosta ve nartekslerdeki duvar kaplamalarında yer almaktadır. Opus sectile tarzındaki mermer bezemeler, döşemelerde, ayrıca naos duvarlarında kornişin altındaki frizlerde kullanılmıştır.

Dikkatli izleyiciler, mezar nişlerindeki çerçevelerde, mermer kakma kornişlerde, sütun başlarındaki sarı ve koyu renklerle boyalı rölyeflerde, naosa girişin kuzey tarafındaki birinci kapıda, kullanılan ince mermer işçiliğini görebilmektedir.

Ayasofya güney galerisindeki cennet cehennem kapısında olduğu gibi kabartma süslemeleri silinmiş olan Naosun kuzey aksındaki mermer kapı, 6.yy. tunç ve ahşap kapıların bir taklidi olup, günümüze kadar ulaşan az sayıdaki örneklerdendir. Naos ana giriş kapısının üzerindeki lentonun üst frizinde yüksek kabartma olarak sarı boyalı, kaplardan su içen güvercin figürleri oldukça yüksek kalitede işlenmiştir. Parekklesionda bulunan iki mezardaki mermer çerçevelerde de, fonun mavi, kabartmalı kısımların ise sarıya boyalı olduğu görülmektedir.

Parekklesion’da duvarlar, mermer taklidi freskolar ile süslenmiştir. Naos tabanının güney aksında yer alan omphalion, şematik olarak Ayasofya’daki omphalion’a benzemektedir. Bu bölümün törenler sırasında kullanıldığı düşünülmektedir.

 

 

                       MOZAİK VE FRESKO SANATI

MOZAİK VEm

Bizans dini resim sanatında mozaik ve fresko süsleme teknikleri oldukça yaygın olarak kullanılmıştır. Kariye’de de her iki süsleme tekniğini bir arada görebilmekteyiz. Dış narteks esas olarak İsa’nın yaşamını, mucizelerini, iç narteks ise Meryem’in yaşamını anlatan, mozaik sanatının şaheserlerinden sayılabilecek, birbirlerini takip eden muhteşem sahnelerle bezenmiştir.  Parekklesion bölümünde ise, eski Ahit’ten alınmış dini hikayeler ile mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler, fresko olarak işlenmiştir.

Mısırlılar tarafından bulunan mozaik sanatı, önceleri taban döşeme süslemesi olarak kullanılmıştır. Helenistik dönemde camın da kullanılması ile zenginlik kazanarak gelişim göstermiştir. Bizans’ta bu mozaiğe “psifidoton” denmiştir. Erken Hıristiyanlık döneminde mozaikler, altın, gümüş varak ile kaplanan çeşitli renklerdeki taş, cam, deniz kabuğu ve ten rengine benzer tonları olan kiremit parçalarının da kullanıldığı “tessera” adı verilen küçük üçgen, kare küp gibi şekillerle, ıslak, çabuk kuruyan bir sıva üzerine yan yana dizilmesiyle meydana getirilmektedir. Duvar süslemelerinde 6.yy.da yaygın olarak kullanılan bu sanat, hem zor, hem de fresko uygulamalarına göre daha pahalı olduğu için 10.yy.da duraklama dönemine girmiştir. Ancak 14.yy.da, geç Bizans döneminde Kariye’de görüldüğü gibi zengin bir şekilde yeniden canlanmıştır. Bu durum Latin istilası (1261) sonrasında gelişen Bizans sosyoekonomik durumunun da nereye ulaştığını göstermesi bakımından  önemlidir.

Bizans resim sanatında mozaik işçiliğinin pahalı ve uygulaması zor olması nedeniyle yerini fresko süsleme sanatına bırakmaya başlamasının en güzel örneğini Kariye Parekklesion bölümünde görmekteyiz. Methokites Döneminde, Kariye’de naos ve nartekslerdeki mozaik süslemeler tamamladıktan sonra Pareklesion’daki süslemelere geçilmiş, ancak burada mezar nişleri dışında  hiçbir yerde mozaik kullanılmamış, süslemelerin tamamı fresko olarak yapılmıştır. Belli ki bu durum yapılan onarımların son dönemlerinde, ekonominin pek iyi olmadığını göstermektedir.

Fresko, suda ezilerek eritilen boyanın yaş sıva üzerine sert ve uzun kıl fırça yardımıyla uygulanmasıdır. Bu sayede, yaş sıva tarafından emilen boyanın uzun yıllar canlılığının koruması sağlanmıştır. Kariye Parekklesion bölümündeki freskolarda hem resim tekniği, hem kaliteli malzeme seçimi sayesinde resimlerin canlılığı bugüne kadar koruna gelmiştir. Resimlere derinlik vermek amacıyla kullanılan kayalıklar, ağaçlar, yapılar arasına gerilmiş kumaşlar, mimari öğeler, oldukça başarılı işlenmiş ve bu resimlere üç boyutluluk kazandırmıştır.
Kilisenin camiye dönüştürülmesinden sonra, bütün yazılar, Hıristiyanlık sembolleri, bütün freskolar, mozaik süslemeler, ince bir boya ve kireç badanası yapılarak tahrip edilmeden örtülmüş, bu sayede hasar görmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANI KALP KRİZİ GEÇİRDİ
AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANI KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Adb,İsrail İşbirlikçiliği Protesto Edildi
Adb,İsrail İşbirlikçiliği Protesto Edildi