• Reklam
İslam Kardeşliği ve Vahdet
Ramazan Deveci

Ramazan Deveci

yazar

İslam Kardeşliği ve Vahdet

 
 

Müslümanların Kardeşliği ve Vahdet

İslam’ın esası tevhid ve adalettir. Müslüman olmanın esası ise vahdettir.

Tevhid bir olan eşi ve benzeri olmayan Allah’a imam edip hayatın merkezine Allah’ı koyarak, salih amellerle dolu bir hayat yaşamak, yani imanın gereğini yapmaktır.

Adalet işte bu salih amellerin kırılma noktasıdır. Müslümanın kumaşının kalitesini ortaya koyan şey adalet anlayışı ve adalet karşısındaki tavrıdır. Adalet rabbimizin ifadesi ile Müslüman’ın kulluktaki samimiyetinin göstergesidir. Kuran’ın adalet ölçüsü sevdiğini de düşmanına da adil olmaktır.

“Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutacak şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten ayırarak günaha sürüklemesin. Adil olun. Çünkü bu, Allah'a kulluktakisamimiyetin en iyi göstergesidir. Allah'a kulluktasamimiyetinizi sürdürün. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide 8)

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın veya akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik ederek adaleti ayakta tutun…” (Nisa-135)

“Rabbimiz birilerine olan kiniz ve sevginiz sizi adaletten şaşırtmasın” buyurmaktadır. İşte adaletin gerçek ölçüsü budur. Düşmanında olsa hakkını vereceksin, kardeşinde olsa haksızlık yaptığında karşı durmasını bileceksin. Düşmanına yapılan haksızlığa karşı çıkamıyorsan, sevdiklerinin haksızlıklarına görmezden geliyor kılıf buluyorsan, İslam’ın adalet anlayışından bahsedemezsin.

İmam Ali “Bin kez zulme uğraşanda bir kez zulüm yapma” diyor.

Bir Müslüman bana zulüm yapıldı öyle ise bende zulüm yapayım diye düşünemez, düşünmemelidir.

Rahmetli bilge kral Aliya sırplar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyor çocuklarımızı öldürüyor diyen dostlarına tarihe geçen şu sözle cevap vermişti; “Onlar bizim öğretmenimiz değil, düşmanımızdır.”

Müslümanın adaleti yoksa tevhid anlayışı da zedelenmiş demektir.

Vahdet toplumsal tevhid, tefrika ise toplamsal şirktir.

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran 103)

Allah’ın ipine ister Kuran diyelim, İster İslam diyelim sonuçta bu ayet açık bir şekilde Müslümanlara vahdeti emretmekte dağılıp ayrılmayı yasaklamaktadır. Bu ayete rağmen hiç kimse bir başka Müslüman’ı dışlayamaz, vahdet çağrılarına muhalefet edemez.

Rabbimiz Müslümanları birbirleri kardeşler kılmış, ve dağılıp ayrılmayı yasaklamıştır.

Hangi mezhepten, hangi cemaatten olursa olsun, ben Müslümanlardanım diyen herkes bizim kardeşimizdir ve onlarla nasıl bir ve beraber oluruz diye gayret göstermemiz gerekir.

Bunun içinde öncelikle tüm Müslümanların kalplerinin birbirlerine yakınlaşması, gönül dünyamızda ben Müslümanlardanım diyen herkesi sevebilecek bir yüreğe sahip olmamız gerekir. Müslüman yüreklerin birbiri ile yakınlaşması birbirini sevmesi, cemaatleri de birbirine yakınlaştıracaktır.

Allah resulü Müslümanların birbirlerini sevmesini imanın şartı olarak zikrediyor. Hepimizin bildiği bir hadiste Sevgili Peygamberimiz;

“Bir birinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsiniz”buyuruyor.

Burada birbirinden kasıt senin cemaatin yada mezhebin değil, ben Müslümanlardanım diyen herkestir. Kimsenin imanını sorgulamadan ben Müslümanlardanım diyeni sevmek zorundayız. İmanı sorgulayacak olan sadece alemlerin rabbidir. Tekfirci bir anlayıştan uzak durmalı, bizi sevmese bile Müslümanları sevebilmeliyiz.

Hatta Habil gibi bizi öldürmeye gelen kardeşimize, sen beni öldürsen de ben seni öldürmeyeceğim, ben alemlerin rabbinden korkarım diyebilmeliyiz.  "(Habil) Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Maide 28)

Günümüzde Müslümanlar arasında fitne bu kadar artmışken ben Habil olmayı seçtim diyecek Müslümanlara o kadar çok ihtiyacımız var ki.

Habil olmak zillete razı olmak değildir. Habil olmak kardeşini nefsine tercih etmektir. Habil olmak zulme karşı direnmemek değildir, Habil olmak ümmetin maslahatını, birliğini her şeyin üzerinde tutarak gerekirse haklı olduğunda bile susmasını bilmektir.

Habil olmak bir anlamda İmam Ali gibi davranmaktır. İmam Ali gibi haklı olduğuna inandığın halde Ümmetin vahdeti için, fitne ve tefrikalara düşmeden, ümmetin birliğini her şeyin üzerinde tutarak susmasını bilmektir.

İmam Ali Hilafetin kendi hakkı olduğuna inandığı halde, Kendisinden önce yapılan üç halife seçimine de itirazı olmasına rağmen, Ümmetin birliğini düşünerek susmayı tercih etmiştir. İmam Ali susmayı tercih ettiği gibi, hiçbir dönemde fırsatçı düşünmemiş, halifelerin zafiyetlerini bekleyip hilafete sahip olmanın hesabını yapmamıştır.

İmam Ali Hz. Ebubekir halife seçildiğinde Ebu Süfyan’ın kışkırtıcı sözlerine kıymet vermemiş, git İslam düşmanı sen hiçbir zaman İslam’a dost olmadın demiştir.

İkinci halife Hz. Ömer İran seferine katılmak istediğinde sen Halifesin hilafetin merkezinde kalmalısın demiştir. İmam Ali Hz. Osman’ı Hilafetten indirmeye gelenlere engel olmaya çalışmıştır.

O hiçbir dönemde fırsatçılık yapmamış, yönetim zafiyeti oluşsun da ben halife olayım diye düşünmemiştir. O sizin dünyanızın, sizin dünyevi saltanatınızın benim gözümde “bir keçinin aksırı kadar bile bir değeri yok” demiştir.

İmam Ali’nin bu tavırları, yöneticilik konusunu put haline getiren, Müslümanlar arasında tefrika nedeni kılan bizlere çok şey öğretmesi gerekiyor.

Vahdet için kardeşlik için, Habil olmayı tercih edecek, Ben Müslümanlardanım diyenleri beni sevmeseler de ben onları seviyorum diyecek, Bin kez zulme uğraşanda bir kez zulüm yapmayacak, İmam Ali gibi kötülüklere iyilikle karşılık verecek Müslümanlara ihtiyacımız var. 

Çünkü vahdet önce gönüllerde oluşmalı, vahdet gönüllerde oluşmadan hayatımızda gerçekleşmez. Bunu bilen küresel güçlerde öncelikle gönüllerdeki birliği bozmayı, Müslümanlar arasındaki sevgiyi yok etmeyi hedefliyorlar ve ne yazık ki başarıyorlar.

Vahdet kaygısı taşıyan her bir Müslüman önce etrafındaki Müslümanları, sonrada mezhebi ırkı rengi cemaati ne olursa olsun dünya Müslümanlarını ne kadar sevdiğini kendine sormalıdır. Ve ben; Müslümanlardanım diyen her kardeşimi beni sevmese de seviyorum diyebilmelidir.

Bugün bu sevginin önündeki en büyük engel içimizde beslediğimiz kibirlerimizdir. Kibrimiz yanımızdaki Müslümanları sevmemizi engelliyor, onların hatalarını görürken kendi hatalarımızı görmemizi engelliyor. Kibir Müslümanların bulundukları coğrafyalarda bir araya gelmelerini engelliyor.

Bu anlamda bireysel kibirler yerel düzeyde Vahdeti engellerken, Kibir; toplumsal etkileri ile ulusal ve evrensel düzeyde de vahdeti engelliyor.

Kibrin toplumsal tezahürleri olarak görülebilecek olan milliyetçilik, mukaddes tarihçilik, mezhepçilik ya da hizipçilik vahdeti olumsuz etkileyen önemli faktörlerdir.

Vahdet çağrısı Müslümanları kendi cemaatine, kendi mezhebine çağırmak değildir. Birbirinin düşüncesine saygı duyarak, İslam’ın genel çerçevesinde bir ve beraber olmaktır.  Biz tek hak taifeyiz öyle ise herkes bizim düşüncemize mezhebimize, bizim cemaatimize gelsin böyle bir vahdet anlayışı olmaz.

Kuran ehl-i kitabı bile aramızdaki ortak inançta bir araya gelmeye çağırır. Öyle ise Tevhid, Nübüvvet ve Ahirete inanan her Müslümanı kardeşimiz bilecek, ortak değerlerimiz etrafında bir ve beraber olmaya çalışacağız. 

Vahdetin önündeki en büyük engellerden biri tekfirci anlayıştır.

Müslümanın tekfirci anlayıştan uzak durması gerekir. Biz kimsenin imanının bekçisi olmadığız gibi elimizde iman ölçerde yok. Elbette Kuran ve sünnet ölçüsünde düşünce ve anlayışları değerlendirebiliriz ama, bir düşünce ve inanışın şirk içerdiğini söylemek ayrıdır, kişileri müşriklikle itham etmek ayrıdır. Kanaatime göre kimi inanç ve düşüncelerin şirk içerdiğini söylesek bile, kişileri müşriklikle itham etmekten sakınmalıyız. Çünkü kişilerin Allah karşısındaki durumunu bilemeyiz. Ve rabbimiz bize böyle bir görev vermemiş. Öyle ise bize düşen ben Müslümanlardanım diyeni Müslüman kabul etmek. Eğer tekfir edeceksek tekfirciliği tekfir etmektir.

Evet benim Müslümanların vahdeti gibi bir hayalim var ben diyorum ki; Dünyadaki bütün Şiiler, Sünni düşmanı olsa, dünyadaki, Bütün Sünniler Şii düşmanı olsa ben yine de Şii- Sünni kardeşliğini savunmaya devam edeceğim. Al-i imran 103 Kuran’da olduğu sürece de böyle demeye devam edeceğim. Çünkü bunun ilahi bir emir olduğuna inanıyorum. 

Rabbim dinini kitabını doğru anlayıp doğru yaşamayı, nasip etsin. Rabbim özgür Kudüs’ü ve Dünya Müslümanlarının birliğini görmeyi nasip etsin….

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar