Şahin Yeni Kitabı Üzerine Konuştu

06 Ekim 2017 - 15:57

Mehmet Şahin: Ümmet, Vahdet ve İslami Hükümet şiarını yükseltmekten asla da vazgeçmeyeceğiz...

 

Fatih Akıncıları Derneği onursal başkanı Mehmet Şahin ile İslami mücadele sürecini, Fatih Akıncıları derneğini ve kitap çalışmasını konuştuk.

 

Fatih Akıncıları Derneği onursal başkanı Mehmet Şahin ile İslami mücadele sürecinin, Fatih Akıncıları derneğini ve kitap çalışmasını konuştuk.

Nerede ise çocukluk yıllarından beri İslami mücadelenin içerisinde bulunan yarım asır İslami mücadeleye şahitlik eden, bunun için bedeller ödeyen, cezaevlerinde yatan, işkenceler göre Mehmet Şahin agabey sorularımıza içtenlikle cevap verdi.

Yaşadıklarını bir kitap ile şahit kılmak isteyen Mehmet Şahin ağabey, yaşayarak şahit olduklarınıdan örnekler verdi. Şehit Metin Yüksel’den, kitap çalışmasına, Fatih Akıncıları derneğinin çalışmalarından düşünsel devrimci duruşuna kadar bir çok şey anlattı bize.....

 

Ramazan Deveci sordu:  

Öncelikle sizi tanımak istiyoruz; Mehmet Şahin kimdir, kendinizi nasıl tanıtırsınız?

28.09.1959 yılında Nevşehir ili Ürgüp ilçesi Taşkınpaşa köyünde doğdum. 1965 yılında ailemle beraber İstanbul’a göç ettik. Çocukluk dönemimi geçirdiğim Fatih Balat semtinde İlk ve orta öğretimimi tamamladım.1973 yılında MTTB ile tanıştım. Orta öğrenim komisyonunda görev aldım. 1975 yılında kurulan Akıncılar Derneği bünyesinde İslami faaliyetlerimi sürdürdüm. 1970 yılında başladığım uzak doğu sporlarına bir taraftan devam ederken MTTB Genel Merkez, Fatih Akıncıları, Eminönü Akıncıları, Güngören MTTB ve Akıncıları, Bağcılar Akıncıları, Küçükçekmece MTTB, Kasımpaşa Akıncıları, Nevşehir Akıncıları ve MTTB teşkilatlarında Karate Antrenörlüğü başta olmak üzere çeşitli görevlerde bulundum. 1977 yılında henüz 18 yaşındayken Akıncılar hareketi mensubu olarak ilk defa cezaeviyle tanıştım. Kısa bir süre sonra tahliye oldum. Bu dönemden sonra Fatih Akıncıları ve Metin Yüksel ile birlikte İslami faaliyetlerime devam ettim. 23 Şubat 1979 yılında Metin Yüksel’in şahadetinden sonra aynı yılın 9. Ayında sol bir örgütün silahlı saldırısına uğradım. Çıkan silahlı çatışma neticesinde tutuklandım. 12 Eylül 1980 darbesi ve sürecini cezaevinde yaşadım. 5 yıl 2 aylık ceza süresini tamamladım. Bu süre zarfında 8 ayrı cezaevine sürgün edildim. Cezaevi hayatından sonra 1985 yılında yeniden İslami faaliyetlerimi sürdürdüm.1990 yılında Tevhid dergisini arkadaşlarla birlikte yeniden çıkardık. Daha sonra bu dergiyi kapatıp Selam Gazetesi’ni çıkarmaya başladık. Kısa adı ASYAD olan (Anadolu Sosyal Yardımlaşma Ve Kültür Derneği)  ve Selam Vakfı’nda çeşitli görevlerde bulundum. Umut operasyonu ile bir daha tutuklandım. İdam ile yargılandım, 5 yıl sonra tahliye oldum. Halen yargılanma sürecim devam etmektedir. 2009 yılında Akıncılar Hareketi’nde görev almış, bedel ödemiş bir grup arkadaşla birlikte Fatih Akıncıları Derneği’ni yeniden kurduk. Halen bu derneğin Onursal Başkanı olarak faaliyetlerimi sürdürmekteyim. Eşim Kamile hanımefendiyi 2016 yılında Rabbi’ne geri gönderdik. Biri kız biri oğul olmak üzere 2 çocuğum var. Her ikisi de evli, 3 tane torunum var. Biraz daha özele girersek Savunma sanatları ve dövüş sporları hayatımda önemli bir yer tutmuştur meslek olarak bu işi yapıyorum ekmeğimi bu şekilde kazanıyorum. Spor sayesinde İslami Harekete pek çok insan kazandırdığımı düşünüyorum. Kick Boks Milli takım Antrenörlüğü yaptım, serbest dövüş dalında profesyonel Dünya şampiyonu oldum.Bu güne kadar iki yüz elli binin üzerinde sporcu yetiştirdim,onlarca Antrenör,Hakem Dünya ve Avrupa şampiyonu yetiştirdim.Yaptığım işin hep en iyisi olmaya ve en iyisini yapmaya gayret gösterdim.

 

İslami mücadeleyle geçen bir ömrünüz var. Öncelikle kısaca İslami mücadele sürecinizden bahseder misiniz?

Şunu söyleyebilirim aklım ermeye başladığı günden bu güne kadar hamdolsun ki İslami hareketin içerisinde yer almış biriyim. Yaşadığım her zaman ve zeminde İslami doğruları söylemekten kaçınmadım. Bu doğrular çerçevesinde hayatımı şekillendirmeye çalıştım. Daha çocuk denilecek yaşlarda karakollarla siyasi şubelerle ve işkencelerle tanıştım. Çocuk denilecek yaşta cezaevleriyle tanıştım. Müslüman kimliğimden dolayı her yerde bedel ödemek zorunda kaldım. Yıldım mı? Asla yılmadım. Her baskı her işkence her cezaevi süreci beni davama daha çok bağladığı gibi  mücadele azmimi daha da arttırdı. Alim olmasalar da bilinçli samimi birer Müslüman olan anne babaya sahiptim. Hiçbir zaman mücadelemin önünde durmadılar. Tam tersi bana destek olup yüreklendirdiler. Rabbim her ikisine de rahmet etsin, cennetine koysun. İslami mücadele anlayışımı şekillendiren hadiseler ve insanlar oldu. Eğer bugün İslami bir bilince sahipsem bunu onlara borçluyum. Bu insanların başında beni Akıncılar hareketi ile tanıştıran Yakup Kaldırım, o dönemlerde düşünce dünyamı şekillendiren Doktor Remzi Pekdemir ağabey, Şehit Sedat Yenigün ağabey ve rahmetli Sadreddin Yüksel hocamız gelir. Necip Fazıl Kısakürek’te bunlardan bir tanesidir. İslami mücadele anlayışımı şekillendiren ise şehidimiz Metin Yüksel olmuştur. Bir dava adamı olarak olgunlaşma dönemimde ise beni en çok etkileyen olayların başında İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesi ve Afganistan cihadı gelir. Bu süreçte düşünce dünyamı en çok etkileyen ise Atasoy Müftüoğlu ağabey olmuştur. Mücadele hayatımın daha sonraki dönemlerinde ümmet, vahdet ve inkilabilik çizgisinden ayrılmamayı kendime şiar edinerek yoluma devam etmeye gayret ettim ve halen etmekteyim. Bosna ve Çeçenistan cihadı esnasında bir Müslüman olarak sorumluluklarımı yerine getirmeye gayret ettim. Her iki cihada da gücümün nispetinde aktif katkıda bulunmaya çalıştım. Pasaport alamadığım için ilk zamanlarda gidemediğim Bosna cihadına daha sonra katılmak nasip oldu ve ateşkese kadar orada bulundum. Ne yazık ki şunu ifade etmeden geçemeyeceğim, geçen zaman diliminde ise Afganistan ve Çeçenistan cihadının küresel güçler ve işbirlikçileri eliyle nasıl heder edildiğine şahitlik ettim. Bugün yaşadığımız zaman diliminde ise bütün bir İslam coğrafyası kan gölüne dönüşmüş durumda. Myanmar’dan Türkistan’a, Filistin’den Suriye’ye kadar küresel güçlerin hayata geçirmek istediği projeler çerçevesinde hususen mezhepçilik ve etnik kimlik üzerinden tırnak içerisinde ifade ediyorum Müslümanlar birbirini öldürmekte, hem de işbirlikçi iktidarların eliyle bütün bir ümmet şiddet ve kaos ortamına çekilmektedir. Filistin ve Kudüs meselesi yine bu handikaplar çerçevesinde unutturulmak istenilmekte, mezhepçilik üzerinden Filistin direnişi itibarsızlaştırılmaya, bitirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu konular üzerinde söylenecek çok şey var, fakat bu röportaj çerçevesinin dışına çıkmamak adına burada kesiyorum. Kısaca özetleyecek olursam tüm mücadele hayatımı Ümmet, Vahdet ve Kardeşlik bilinci üzerine oturtmaya çalıştım, bu eksenden ayrılmamaya gayret ettim.

 

Fatih Akıncıları Derneği ne zaman, nasıl kuruldu? 1980 öncesi Akıncılar Derneği ile bağlantısı nedir?

 

Fatih Akıncıları Derneği 2009 yılında yeniden kuruldu. İlk kuruluşu ise 1976 yılında Metin Yüksel ve içinde sizlerinde tanıdığı Mehmet Ali Tekin ve benim de olduğum bir grup arkadaş tarafından gerçekleşmiştir. 2005 yılında ben ceza evinden çıktıktan sonra eski Akıncılar hareketi içerisinde yer almış bazı arkadaşlarla bir istişare süreci başlattık. Arkadaşlar da pek çok İslami vakıf ve derneğin kurulduğu, ancak 1980 öncesi samimiyet, kardeşlik ve birlikteliğin tesis edilemediği hususunda görüş birliği vardı. Mevcut dernek ve vakıfların işbirliği yerine birbirlerine alternatifmiş gibi çalışmalar yaptıkları ifade ediliyordu. Ümmet, vahdet ve kardeşlik anlayışı üzerinde tüm bu İslami STK’lara örnek olabilecek bir çalışmanın başlatılması gerekliliği üzerinde hususen duruluyordu. Nihayet bu istişareler neticesinde İslami camialar arasında diyaloğu sağlayabilecek bazı düşünceler ve stratejik ayrılıklara rağmen kardeşlik ve paylaşma bilincini ön plana çıkartabilecek bir dernek kurulması fikri ağırlık kazandı. Bu kurulacak derneğin geçmişteki Fatih Akıncıları ve Metin Yüksel’in mücadele anlayışını zamanımıza  taşıma misyonunu üstlenmesi gerektiği de özellikle vurgulandı. Adının da Fatih Akıncıları Derneği olmasında karar kılındı. Burada şöyle bir soru sorulabilir: Neden Akıncılar değil de Fatih Akıncıları?

Bunun iki temel sebebi vardı. Birincisi geçmişteki Akıncılar hareketi içerisinde Fatih Akıncıları’nın özel bir yere sahip olması ve hususen bu misyonun yeniden temsiliyeti ile birlikte, Kurucuların çoğununda geçmişteki Fatih Akıncıları içerisinde yer almış ve bedel ödemiş insanlardan müteşekkil olmasıydı. Kuruluş aşamasında Fatih Akıncıları’nın geçmişteki misyonuna halel getirmeyecek bir yapı ve hareket stratejisi belirlenmesine de karar verildi. İkinci sebep ise ileride bu yapı gelişir, toplumda karşılığını bulursa, yeni katılacak olanlar ile genel olarak bir Akıncılar hareketinin başlatılmasının önü açık tutulacaktı. Yaşadığımız coğrafyadaki İslami camiaların çoğunun sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin de geçmişte MTTB ve Akıncılar geleneğinden gelmiş olmasının, İslami camiaları birbirine yaklaştırma hedefine hizmet edebileceği düşünülmüş, Fatih Akıncıları isminin birleştirici bir rol oynayacağı ön görülmüştü. Dernek kuruluş aşamasında, kuruluş amacı, misyonu, vizyonu, ilkeleri yazılı bir metin haline getirilmiş, İslami camialara ve siyasi partilere ulaştırılmıştı. Dernek kurulduktan sonra kimi kesimlerce başlangıçta nostaljik bir çalışma olarak değerlendirilse de ilerleyen zamanlarda bunun böyle olmadığı, toplumsal ve siyasi hayatın içerisinde aktif bir rol üstlendiği görülmüş ve anlaşılmıştır. Dernek kurulduktan sonra bir çok ilden şube açma  noktasında talepler olduysa da merkez olarak muhkem hale gelmeden şube açmayı uygun görmedik. Bu aşamadan sonra Ankara’da ve bazı illerde Akıncılar isminde dernekler kuruldu. Geçmişteki Akıncılar hareketine bir öykünme olarak kurulan bu derneklerin bazıları ile görüşmelerimiz devam ederken, bazılarıyla ise Ümmet, Vahdet çizgisinin dışına çıkan eylem ve söylemlerinden dolayı ilişkilerimizi dondurmuş bulunmaktayız.

Şehit Metin Yüksel ile Fatih Akıncıları Derneği’nin ilişkisi hakkında neler söylersiniz?

Öncelikle şunu ifade edeyim bizler şehit Metin Yüksel’i hareketimizin kurucusu ve şehit lideri olarak tanımlıyoruz. Fatih Akıncıları geçmişte olduğu gibi bugün de Metin Yüksel’le birbirinden ayrılamaz bir bütündür. Bizler Metin Yüksel’i duruşunu ve mücadele anlayışını zamanımıza taşımak gibi bir görevi de üstlenmiş durumdayız. Metin Yüksel ve Fatih Akıncıları hepimizin bildiği gibi 80 öncesi yıllarda Türkiye İslami Hareketi’ne ivme ve değer kazandırmıştır. Türkiye Müslümanları cumhuriyetin ilk zamanlarında istiklal mahkemeleri ve çıkartılan kanunlarla baskı altına alınmış, büyük bir travma geçirmiş, uzun yıllar kendilerine gelememişlerdir. Necmeddin Erbakan hocamızın siyasi arenada harekete geçirdiği Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi, bu travmanın etkilerini ilk kıran unsurlar olmuştur. O zamanlar MTTB  bünyesinde örgütlenen Müslüman gençlik, MSP hareketi ile birlikte Türkiye Müslümanlarının siyasi bilinç elde etmesine öncülük etmiştir. 1975 yılında Erbakan hocamızın direktifiyle kurulan Akıncılar Hareketi ise siyasal İslam söylemini daha yüksek sesle daha yukarılara taşımıştır. Fatih Akıncıları’nın ilk kuruluşu Müslümanların kendilerini milliyetçi mukaddesatçı olarak tanımladıkları zaman dilimine denk gelmektedir.  Ancak Metin Yüksel ve arkadaşlarının ortaya koyduğu her eylem ve söylem bu hareketi Ümmet çizgisine doğru çekmeyi başarmıştır. Bu bakış açısının tezahürü olarak ta Metin Yüksel’in “sınırsız ve sınıfsız İslam toplumu” söylemi Müslüman halkta karşılığını bulmuş,  Filipinlerden İran’a, Afganistan’dan Filistin’e ümmet bilinciyle ortaya konan her eylem ümmet, vahdet ve İslami devlet şiarınıtoplumun gündemine taşımıştır. Metin Yüksel ve Fatih Akıncıları Türkiye Müslümanlarının milliyetçi mukaddesatçı bir çizgiden, ümmet ve vahdet çizgisine taşınmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Bunu Metin Yüksel tek başına yapmamıştı elbette. Şehidimiz Sedat Yenigün’ün çıkardığı İslami Hareket , Yılmaz yalçıner ve arkadaşlarının çıkardığı Tevhit, Hicret, Şura gibi dergiler de bu çizginin düşünsel alt yapısını oluşturmuştur. Bugün ki Fatih Akıncıları ve Metin Yüksel İlişkisi ve bağı işte bu damardan gelmektir. Derneğin Onursal Başkanı olarak dernek faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz? Fatih Akıncıları Derneği neler yapar?

Derneğimizin faaliyetleri ve neler yaptığına gelince, öncelikle çalışma sistemimiz hakkında bilgi vermek isterim. Derneğimizin ana karar mekanizması icra kurulumuzdur. Derneğin programları, stratejisi ve projeleri burada değerlendirilir ve karara bağlanır. Alt mekanizmalara olarak ta komisyonlarımız mevcuttur. Hanımlar komisyonu, gençlik komisyonu icra kurulunun kararlarını hayata geçiren iki temel unsurdur. Her komisyon kendi içerisinde ayrıca yapılandırılmıştır. Derneğimizin ta başından deklare ettiği eğitim stratejisi çerçevesinde eğitim çalışmaları ve sosyal faaliyetlerini gerçekleştirirler. Toplumsal olaylara bakış açısı ve eylem planı ise icra kurulu tarafından düşünülür, projelendirilir ve hayata geçirilir. Derneğimizin kuruluş amacına uygun olarak yapılacak faaliyetlere tüm İslami camiaların katılması ve ortak bir dil geliştirilmesi hususunda azami gayret gösterilir. Müslümanların ortak değerleri ile ilgili tüm çalışmaları tek başına üstlenmek yerine kurulan platformlarla  hep birlikte sahiplenilmesi hususunda çaba sarfedilir. Bu platformlar sayesinde birbirinden uzak duran pek çok camianın bir araya gelmesine diyalog kurmasına vesile olunmuştur. ‘Kudüs Günü’ ‘Şehit Metin Yüksel Platformu’ ‘Filistin’e Geri Dönüş Platformu’ ‘Cezaevlerinde Kardeşlerimiz Var Çalışma Grubu’  bu çalışmalardan bazılarıdır. Ayrıca Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde faaliyet yapan bizimle aynı çizgiyi paylaşan STK’larla 6 aylık periyodlarla bir araya gelinerek  görüşmeler yapılmakta ortak söylem ve projeler üzerinde çalışılmaktadır.

Önümüzdeki dönemde yapmayı düşündüğünüz faaliyetleriniz, geleceğe yönelik projeleriniz var mı? Varsa kısaca bilgi verir misiniz?

Öncelikle Türkiye genelinde Akıncılar hareketine gönül vermiş  ve öykünmüş tüm insanımızın beklentilerini karşılamak üzere iki önemli projeyi hayata geçirmeye çalışacağız. Bunlardan birincisi Akıncılar Vakfı olarak bir vakıf kuruluşunu gerçekleştirmek. Bu hususta çalışmalar belli bir seviyeye getirilmiş ve sürdürülmektedir. İkincisi ise Gençlik üzerine bir çalışma projesidir. Bu projenin içinde Müslüman gençliğe yeniden kimlik kazandırma hedeflenmektedir. Sosyal ve Kültürel alanda bu amaca matuf projeler üzerinde çalışılmaktadır. Kurulacak vakfın bünyesinde mülkiyeti vakfımıza ait olan Gençlik Kamp Merkezi kurulması da planlarımız arasındadır. Bu kamp merkezinde özellikle yaz aylarının değerlendirilmesine yönelik çalışmalar hedeflenmektedir.

 

Türkiye İslami Hareketi’nin 50 yılına şahitlik etmiş, birçok olayı bizzat yaşamış birisiniz. Bu süreçte yaşadıklarınızı gelecek nesillere aktarmak adına yaşadıklarınızı yazdıklarınızı duyduk ve çok sevindik. Bizce de kesinlikle yazmalısınız. Bu kitap çalışmanızdan da bahsedebilir misiniz? Kitap çalışmanızın içeriğinde neler var ve ne zaman okuyucusuyla buluşacak inşallah?

1970’li yıllardan bugüne  kadar yaşadığımız olaylar ekseninde bir kitap çalışması yaptığımız doğrudur. Bu kitapta 70’li yıllar Türkiye’si 12 Eylül darbesi, cezaevi süreçleri, 80’li yıllar Türkiye’si, Özal’lı yıllar, 90’lı yıllar, başörtüsü yasakları, siyasal İslam’ın yükseliş seyri, Tevhid dergisi, Selam Gazetesi, faili meçhul  cinayetler, 28 şubat süreci, Umut operasyonu ve Ak Partili dönemler benim yaşadıklarım üzerinden aktarılacak. Tabiri caiz ise son 50 yılın Türkiye’si ve İslami hareket süreci beklide ilk defa bu kadar kapsamlı olarak bir İslamcının ağzından anlatılacak. Bu kitabı yakın çevremin teşviki ve ısrarı üzerine yazmaya başladım. Tarihe not düşmek bakımından önemli bir işlevi olacağını düşünüyorum. Rabbim hayırla sonuçlandırsın.

Bizimle Söyleşi yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum..

Siz değerli kardeşlerime de Fatih Akıncıları’nı ve Akıncılar hareketini anlatma fırsatını bana verdiğiniz için şükranlarımı arz ederim.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Başbuğ'dan Lozan Açıklaması
Başbuğ'dan Lozan Açıklaması
 Dikkat Motorin'e Zam
Dikkat Motorin'e Zam