evden eve nakliyat
Bugun...


Reklam
İslam : Ak Partide İslamcı Yok

facebook-paylas
Tarih: 07-08-2017 18:15
İslam : Ak Partide İslamcı Yok

 

Cihangir İslam: AK Parti'de İslâmcı yok

Khk kararları ile ünüversiten atılan,Merve kavakçını eşi Cihangir İslam Konuştu.

İktidarın mütedeyyin muhaliflerinden Cihangir İslam, mütedeyyinlere karşı bir öfke biriktiğini kabul ediyor fakat “bunlar kötü şeyler yapıyor, o halde İslâm kötüdür” gibi bir çıkarımın da son derece anlamsız olacağını vurguluyor. "AK Parti’de İslâmcı yok" diyen İslam ekliyor, "Göreceksiniz, bu sözüme de bir itiraz gelmeyecek..."

İslâmi referanslarla siyaset yapan AKP’yi bu bağlamda sorgulayan, onun filleriyle İslâm’ın buyrukları arasında mukayese yaparak muhalefet yürüten İslâmcılara çok az rastlayabiliyoruz. Bunun bir sebebi, iktidarın nimetlerinden faydalanmak veya gazabından çekinmekse, bir diğer sebebi de AKP’siz bir Türkiye’de dindarların tekrar “mazlum” konumuna düşeceği korkusu galiba. Fakat iktidarın nimetlerini elinin tersiyle itmekle kalmayıp onun gazabına uğramayı da göze alarak muhalefet yürüten mütedeyyinler de var. Bunlardan biri de Prof. Dr. Cihangir İslam.

Yakın zamanda, Barış İçin Akademisyenler’in imzaya açtığı “Bu suça ortak olmayacağız” metnini imzaladığı için KHK ile üniversiteden ihraç edilen Cihangir İslam’ın ismini, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü sırasında sıkça duyduk. Hem yürüyüşe katılan hem de Kılıçdaroğlu’nun doktorluğunu yapan İslam, AKP’nin İslâmcı bir parti olmadığı görüşünde. Peki AKP İslâmcı değilse, İslâmcılık nedir? Cihangir İslam’la yaptığımız “teoride ve pratikte İslâm” sohbetine buyurunuz…

972-1058 yılları arasında yaşamış olan hukukçu ve fıkıh uzmanı El-Maverdi şöyle diyor: “Eskiler devleti meyveye benzetirdi. Yemyeşildi: görünümü hoş ama tadı çok acıydı; olgunlaştığında, yumuşak ve değerli olurdu; zamanı geçtiğindeyse neredeyse bozulacak bir hale gelir ve tabiatı değişecek gibi görünürdü.” Maverdi’nin bu benzetmesini Türkiye’ye nasıl uyarlarsınız?

Peygamberimizin vefatından hemen sonra başlayan birtakım tarihi olaylar var. Hz. Osman döneminde devletin içine giren kabile asabiyeti işleri zora soktu, Hz. Ali-Muaviye döneminde de bu iş patlak verdi. İnsan faktörü en kötü anayasada bile iyi düzen kurabilir, en iyi anayasada da despotik bir sistem yaratabilir. İdeolojilere karşı çıkışımın sebebi, insanı sadece determine edilebilen bir varlık olarak görüp yönetimdeki bütün problemlerin dışsal faktörlerle düzeltilebileceğine dayanması.

İyi de ideolojiler esas olarak var olan toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel yapılar ve insan ilişkileri üzerinden şekilleniyor zaten. Marksizm böyle bir ideoloji örneğin.

Sosyalizm bağlamında Aliya İzzetbegoviç, “Eğer sosyalizm yalansa, İslâm da tam hakikat değildir” diyor. Sosyalizm, paylaşım, emeğe saygı, sömürmemek, kul hakkına saygı dinin temel taşlarından birisidir. Fakat ben paylaşımın, insanın ahlaki tarafına dayanan bir değer olduğuna inanıyorum. İnsanın mülkiyetle arasına mesafe koymasının, emekle ilişkiye girerken bin defa düşünmesinin bilimsel değil ahlaki bakışa dayanabileceğini, sorunun ancak böyle çözülebileceğini düşünüyorum.

 

Hangi ahlakla peki?

Bu konuda bir reçetem yok ama insanların kendi vicdanlarına dayanarak vardıkları ahlaki manzume bağlayıcı olabilir. Kur’an, epistemolojik bir tartışma açmıyor. Ama insanın her fiilinin aynı zamanda ahlaki bir önemi olduğunu, hiçbir amelin ahlak çerçevesi dışında kalamayacağını kesin olarak söylüyor. Öte yandan ilk çağlardan itibaren tüm metinlerin de insanı salt rasyonel bir varlık olarak ele almadığını görüyoruz. Ahlakı dert edinen herkes İslam’la bir yakınlık duyabilir. Dinlerin temel önermesi ahlaktır, ahlaklı bir yaşamdır. Fakat geçenlerde Türkiye’de yapılmış bir araştırmaya göre ‘Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi’ sorusuna cevap verenlerin yüzde 70’i “hayır, gerektirmez” yanıtı vermiş.

Maverdi’den alıntı yaparken sözü Türkiye’ye getirmek istemiştim. Siz neden sözü halife dönemine götürme ihtiyacı hissettiniz?

Çünkü Türkiye toplumunun hafızasının altını kazıdığımız zaman Vahiy geleneğini, onun üzerine yazılmış eserleri, o eserlere konmuş şerhlerin izini buluruz. Ayrıca bugün Türkiye’yi yönetenler, kendi referanslarının Peygamber olduğunu iddia ediyorlar. Kendilerini İslâm’a refere ederek siyaset yapan ya da toplum üzerinde etkili fiillerde bulunan insanları elbette Kur’an’ın ve Peygamber’in insanlara getirmek istediği ruhla, ahlakla ve birtakım değerlerle karşılaştıracağım.

BİAT, PAZARLIĞA AÇIK BİR İLİŞKİDİR

Bu karşılaştırmayı yaptığınızda nasıl bir sonuca varıyorsunuz?

Büyük bir fark var. Bir kere hem Kur’an hem de Peygamber apaçık bir biçimde “benim sunduğum şey bir zorlama değil, bir önermedir” diyor. İnsanlar zorla bir dinin içine dahil edilemezler. Sadece insanların taleplerini karşılamak yetmez, bunu yaparken onların rızasını da almak durumundasınız. İktidar, insanların temel meselelerini çözmekle, haklarını korumakla, ama aynı zamanda onların rızasını almakla mükelleftir. Bu iki ilke İslâm’da kesindir.

Rızayı, biatı sağlamanın çeşitli yolları var ama. Mesela topluma “ben yoksam kaos var” diyerek biat ettirebilen tiranlar var. 1800’lü yıllarda yaşamış olan iktisatçı ve sosyolog Vilfredo Frederico Pareto, “Meşru bir hükümet, yönetilenleri, azınlığa itaat etmenin kendi çıkarlarına, ödevlerine uygun ya da onurlarına yakışır olduğuna inandırmayı başarmış olan hükümettir” diyor…

Bir kere biat kavramının kökeni el sıkışmaya, anlaşmaya dayanır. Bayi kelimesi de oradan gelir. Dolayısıyla pazarlığa açık bir ilişkidir biat. Bizim “biat kültürü” diyerek aşağıladığımız şey, aslında mutlak itaat kültürüdür. Biat bir alışveriştir ve demokrasinin altını kazıdığınızda da bu alışverişi görürsünüz. “Sen bize şunu verirsen biz de sana iktidarı veririz” der toplum. Fakat özellikle Osmanlı döneminde insanların gırtlağına kılıç dayayarak biat almanın meşruiyeti sözde alimlerce onanmıştır. İş, baştaki sultan zalim veya adil olsun, ona itaatin zorunlu olduğu noktasına kadar getirilmiştir. Böylece iktidar bir ailenin tekelinde kalmış ve ailenin sürekli iktidarda kalabilmesi için çeşitli formüller hukukun içine yerleştirilmiştir. Oysa itaat kişiye değil, onun da üstünde olan birtakım ilkelere olmalıdır. Yönetici o ilkelere itaat ettiği sürece, yönetilen de ona itaat eder.

 

Peki ya toplum, farklı kesimleri, azınlıkları dışlayan bir asabiyette, örneğin milliyetçilikte veya belli bir inançta birleşmişse…

Hayır, o ilkeler evrensel olmak zorundadır. Adaletin üstüne çıkabilecek bir şey yoktur. Adaletin muhatabı da bütün insanlardır. Bir hak varsa, o tüm insanlarındır. İslâm literatüründe beş güvenlik yüzyıllar öncesinden tespit edilmiştir: Can, mal, akıl, din ve nesil güvenliği. Can ve mal güvenliği malûm. Akıl güvenliği, insanların düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesidir. İnsan zihni düşünmeden, muhakeme ve muhasebe etmeden var olamaz. İnsanlara bu yolu kapatamazsınız. Kaldı ki, özgürlük yoksa inanç ve akıl da yoktur.

FİZİK İÇİN YERÇEKİMİ NEYSE, AHLAK İÇİN ÖZGÜRLÜK ODUR

Özgürlük yoksa, ahlak var mıdır?

Hayır, yoktur. Fizik için yerçekimi neyse, ahlak için de özgürlük odur. Din güvenliğine gelelim. Burada belli bir din değil, insanların inandığı gibi yaşama özgürlüğünden söz ediyoruz. Bu ülkede yönetimin görevi sadece Sünni Müslümanın değil, Alevinin, Hıristiyanın, Yahudinin yahut inançsız insanın inandığı veya inanmadığı gibi yaşama güvencesini sağlamaktır. Aklın özgürlüğü gündemde olduğu zaman zaten toplumda münevverler, kanaat önderleri çıkar ve onlar insanları kötüyü değil iyiyi seçmeye çağırır. Kaldı ki sıradan insanın yöneticilerden daha kötü tercih yaptığına dair bir kanıt ve kayıt yoktur. Din güvenliği veya emniyetinde insanlar kozmosu, kainatı inandığı gibi yorumlayabilirler. Nesil güvenliğinde de her kavmin, grubun hem kültürel hem biyolojik olarak soyunu sürdürme hakkı kastediliyor. Bir iktidar başa gelecekse, bu beş güvenliği sağlamak zorundadır. İslâm’ın klasik ulemasında bu kaideleri görürsünüz.

İslâmcıların iktidarda olduğu ülkelerin çoğunda bu beş ilkenin az veya çok dışlandığını görüyoruz ama… Keza bazı radikal İslâmcı grupların, Kur’an’ı referans göstererek, girdikleri her yerde insanları Müslüman olmaya zorladıkları, can, mal, din, akıl ve nesil güvenliklerini tehdit ettiğini görüyoruz.

Elimizde Kur’an-ı Kerim gibi bir referans var. Bunun dışında hadis külliyatı var ki, tarih boyunca tartışmalara neden olmuş. Bir de fıkıh külliyatı var ki, tartışmalardan öte çatışmalara neden olmuş. Gökkubbe altında söylenmemiş söz yoktur denir ya; İslâm külliyatında da birbiriyle tezat oluşturan çok şey görebilirsiniz. Fıkıh alanında birtakım fetvalar öyle noktaya getirilmiştir ki, adeta İslâm’ın temel ilkeleriyle çatışmıştır. Bugün bazı gruplar çıkıp tarihsel bir referansı yedeğine alarak gayrimeşru hareketini onaylatmaya çalışıyor. Oysa İslâm’a, insan perspektifini ortadan kaldırarak bakamazsınız.

Ne demek bu?

Vahiy, insana birtakım ahlaki ağırlıklı ilkeleri hatırlatan bir manzumedir. Allah’ı birlemenin, kozmosa bütünlükçü bakışın ve adil davranışların mutlaka vurgulandığını görürsünüz. İslâm, ancak ve ancak adalet şemsiyesi altında okunabilir. Bunun dışında bir İslâm yorumu olamaz, olmamalı.

Yani fiiliyatta yaşananlar için “gerçek İslâm bu değil” mi diyorsunuz?

Benim İslâm’dan anladığım bu değil.

 

 

SARAY, İSLÂMDAN SAPMADIR

Peki nasıl oluyor da Kur’an ve İslâm’ın temel ilkeleri bu kadar farklı yorumlanabiliyor?

Yine İzzetbegoviç’ten referansla konuşayım: Sahte para, kendi değerini hakiki paradan alır. Nitekim enflasyon baskısının çok olduğu dönemlerde kalpazanlar Türk lirası yerine Amerikan Dolar’ı ya da o dönemin Alman Mark’ını basıyorlardı. Dolayısıyla eğer önermenizin özünde bir değer yoksa, ona değer katan bir referans bulmaya çalışırsınız. Saydığım beş ilkeyi gözetmeyip mütedeyyin geçinenleri böyle değerlendiriyorum. Dini yedeğine alarak, araçsallaştırarak belli hedeflere varmaya çalışan insanları tarih boyunca gördük. Tarihteki en büyük suistimaller dine karşı yapılmıştır. Bunu Haçlı Seferleri’nde de görürsünüz, bizim uzak ve yakın tarihimizde de.

Engels diyor ki, “Hz. Muhammed’in dünyasındaki ayaklanmalar, özellikle de Afrika’da yaşananlar, -Avrupa’dakilerle- büyük farklılıklar gösterir. Bununla birlikte İslâm, Doğuluların, özellikle de Arapların, yani bir yandan ticaret ve sanayi ile uğraşan kentlilerin, öte yandan göçebe Bedevilerin ölçütlerine göre kurulmuş bir dindir. Ancak burada periyodik bir ihtilafın tohumları bulunmaktadır. Varlıklı ve şatafatlı bir yaşama kavuşan kentliler, kendilerini ‘kanun’un emirlerine sunarlar. Yoksul durumda olan, yoksullukları nedeniyle katı görenekleri olan Bedeviler bu zenginliklere ve sefaya haset ve arzuyla bakarlar. Kâfirlere zulüm salmak, ilahi emri ve hakiki imanı yaymak, kâfirlerin mallarını ganimet olarak almak için bir peygamberin, bir Mehdi’nin bayrağı altında birleşirler… Bunlar, dinî görünümlere sahip olsalar da, aslında ekonomik nedenlerle ortaya çıkmış hareketlerdir…”

Bakın, Peygamber’in bir sarayda yaşamaması için herhangi bir neden yoktu. “Bana küçük de olsa bir saray yapın” dese, bu yadırganmazdı da. Ama hayır, böyle yaşamadı. Ortalama bir Medinelinin standardında hayatını sürdürdü. Din sadece konuşmaktan, imandan bahsetmez. Kur’an’a baktığınızda iman ile salih amelin, yapmanın birlikte anıldığını görürsünüz. Peygamber hemen hemen miras bırakmadan bu dünyadan gitmiş bir devlet başkanıydı aynı zamanda. Hatta Yahudi bir arkadaşına zırhını bırakıp ondan borç para aldığı ve o borçla öldüğü, ondan sonra mallarının satılarak borcunun ödendiğini okuyoruz. Bu örnekte iki şey önemlidir: Birincisi, yakın çevresinden birinin Yahudi olması, onunla alacak-verecek ilişkisine girecek kadar yakın bir ilişki kurması. İkincisi de bir devlet başkanının borçlu yaşamış olması. Daha sonraki yönetimlerin Bizans veya Fars’tan tevarüs ettiği saray yaşamı bir sapmadır. İslâm, kimsenin yadırgamayacağı ilkelerden bahsediyor: Adalet, ortalama bir hayat, minimum mülkiyet hakkı dışında mülkiyet edinmenin çok tartışmalı olduğu, hele üretim ilişkileriyle birlikte sömürü konusuna hassasiyetle yaklaşan bir dinden bahsediyoruz.

AMAÇ ZENGİNLİK OLUNCA ARAÇLAR ESNER

Yakın zamanda istifa eden Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, 15 Mayıs’ta Konya İş Adamları Buluşması Toplantısı’nda, “Çok çalışın ve zengin olun. Zenginlikten hiç korkmayın” demişti. Bu da bir sapma mıdır?

Fakirliği ve sefaleti kutsamıyoruz. Ama son 15 yıldaki AK Parti iktidarında insanların saygıdeğer görülmesine sebep olan özelliklere bakalım: Mal-mülk, makam-mevki, nüfuz sahibi olmak. Peki gerçekte bunlar, insanın özüne bir katkı sağlar mı? Üstündeki arızi her şeyi ayıkladıktan sonra hâlâ bir insanın üzerinden alıp çıkaramayacağınız bir şey kalıyorsa, o insan iyi yoldadır. Adil olmak, başkalarının hukukuna saygılı olmak, empati yeteneği gelişkin olmaktır iyi insanlık. İnsanın malını-mülkünü ve özgürlüğünü alabilirsiniz ama bu özelliklerini gasp edemezsiniz. Zenginleşme, genelde insanlara iyi şeyler kazandırmaz.

AKP döneminde zenginleşen İslâmcı kesimler için de geçerli mi bu söyledikleriniz?

Zenginleşmeyi veya makam-mevki sahibi olmayı insanlara amaç olarak gösterirseniz, bu insan kendi kişisel onurunu, dürüstlüğünü vs, bu yolda esnetebilir. “Artı” şeklinde bir grafik çizelim: Yukarıya “başarılılık”, aşağıya “başarısızlık”, ortadaki çizginin bir ucuna “doğru-iyi” diğer ucuna da “kalpazanlık” yazalım. İnsan “başarı” ile “doğru-iyi” arasında bir tercihe zorlanıyorsa, bir Müslümanın yapması gereken, sürünerek de olsa doğru ve iyiye gitmektir. Ne yazık ki bugün hak yolunda gerekirse sürünerek giden insan çok az. Normalde insan fıtratı, beleş mükâfatlara tedirginlikle yaklaşır. Anadolu’da “bana bunu veriyorsun da, karşılığında ne istiyorsun ağam” diye sorarlar. Ama bugün o tedirginlik de ortadan kalktı. Çünkü bir kişinin gönlünü yapmadan, ona mutlak itaatinizi göstermeden temel haklarınızı bile alamıyorsunuz. Felaket bu noktadadır.

İNSANLARI SAÇINDAN SÜRÜKLEYEREK CENNETE SOKAMAZSINIZ

İbn Haldun’dan bir alıntıyla devam edelim. “Eğer hükümdar sert bir şekilde cebir kuvvetini kullanan, cezalandırmaya hevesli, tebaasının kusur ve kabahatlerini sayıp döken bir kişi olursa, korku ve zillet tüm tebasını esir alacaktır. Bu nedenle ona karşı kendilerini ancak yalana, dolana ve hileye sığınarak koruyacak, bunları huy haline getireceklerdir. Akıl ve kişilikleri bozulacaktır. Çoğunlukla savaş alanında ya da onu savunmaları gereken durumlarda hükümdarlarını yalnız bırakacaklardır.”

Oldukça ağır bir alıntı ama bu paragraftaki bir çok şeyi, bugünkü toplumda gözlemliyorum. Özgürlüğü zapturapt altına aldığınız her yerde, insanı bozarsınız. Fıkıh kitaplarında ulema, “sadece amel ile, edim ile cennete gidilemez” diye uyarırlardı. Az önce dedik ya, iman artı salih amel. Diyelim ki bir insana silah zoruyla, devlet gözetimiyle tek bir günah işletmemeyi başardık. Bu dünyayı terk ettiğinde kayda geçer hiçbir günahını bulamadık diyelim. Bu insanı yine de cennete götüremezsiniz. Çünkü onun iyi ve kötü, doğru ve yanlış arasındaki tercihi kendi özgür iradesiyle yapmış olması gerekiyor. İnsanları saçından sürükleye sürükleye cennete sokamazsınız. Bir insanın yanlış yapıp ondan bilinçli biçimde dönmesi, bilinçsiz ama hatasız yaşamasından daha değerlidir, insanidir. Yine tarihten bir örnek verirsem sizi sıkmam, değil mi?

Şimdiki iktidarın hedefi olmamak için mi günümüzden ziyade tarihe dönüyorsunuz?

Hayır, ama örnek çok çarpıcı. Peygamber vefat edince büyük bir şaşkınlık yaşanıyor. Şahsi özellikleri dolayısıyla, keza Peygamber’in en yakın arkadaşı ve en kıdemli kişi olduğu için Hz. Ebubekir halife seçilir. Bunun üzerine ahaliye, “eğer ben yönetirken yanlış yaparsam, ne yaparsınız” diye sorar. “Biz de seni kılıçlarımızla düzeltiriz” der ahali. “Seni alaşağı ederiz” demiyorlar bakın, “seni düzeltiriz ve gerekirse bunun için kılıç da kullanırız” diyorlar. Aslında bu ona bir tehdit değildir. Nitekim Ebubekir de bunu bir tehdit değil, bir güvence olarak alır, “Çok şükür ki beni denetleyecek insanlar var” der. Ortak akılla, istişareyle yolumuzu bulabiliriz ve birbirimizi bu konularda uyarabiliriz demektir bu. Bugün ise olan-biten bu değil maalesef. 2007-2009’a kadar AK Parti demokratikleşme adımları dolayısıyla aslında muhalefete çok fazla eleştirebileceği bir alan da bırakmamıştı.

 

.

TÜM PEYGAMBERLER YOLA İTİRAZLA ÇIKMIŞTIR

Kürtler hariç…

Anladım, eksikleri çoktur. Ama en azından tabandan odak talepleri tespit ediyor ve bunu bir siyaset haline getiriyorlardı. Danışmanlar bu siyaseti beslemek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Şimdi ise karşı konulamayan, yukarıdan aşağıya dikte edilen bir temel önerme, aşağıda ise bizim yaşadığımız gerçeklik dünyası var. Bugün danışmanlar, herhangi bir doğruluk değeri üzerinden tartışması yapılmamış, yukarıdan dikte edilen temel önermeyi, yaşadığımız gerçeklikle ilişkilendirmeye çalışıyor ama argüman bulamıyorlar. Yahut büyük çelişkilere düşüyorlar. Bu hazin bir tablo. Oysa dindar kesimin muhalefet dönemlerinde her şey çok daha rahat tartışılıyordu. Refah Partisi belki siyasi ayağıydı ama onlarca bağımsız dergi çıkıyordu. Şu anda, hani Ebubekir’e “gerekirse seni kılıçla düzeltiriz” diyenler gibi bir kesim yok. O cesaret de yok. Sayın AK Parti genel başkanına bakın, yola birlikte çıktığı kimse yanında değil artık. Liyakat ve ehliyetin ortadan kalktığı, sadakat kadrolarıyla iş yapılan bir döneme tanıklık ediyoruz. Dolayısıyla alttakilerin yaptığı, en tepedekilerin yanlışlarını tekrarlamaktan ibaret. Müslümanlara şunu hatırlatmak isterim: Bütün peygamberler, arifler, bilgeler, entelektüeller yola itirazla çıkmıştır. Mesele iyiyi ve doğruyu bulmaksa, bunu yaşamaksa, itiraz önemlidir. Çünkü bize doğruyu gösterecek olan itiraz müessesesidir.

referanslar

Mütedeyyinler açısından devletin anlamı nedir?

Devlet teorik olarak olsa da olur, olmasa da. Pratik zorunluluklar devletin varlığını gerekli kılabilir ama devleti insanın üzerine çıkaramazsınız. Devlet, insanların hayatını sadece kolaylaştırmak değil, onların haklarını güvence altında tutarak yaşamalarını sağlayacak bir araçtır. Bir Müslüman için önemli olan devletin kendisi değil, onun özellikleri olmalıdır. Adalet şemsiyesinin sonuna kadar açıldığı, bu konuda hassasiyeti olan hukuk manzumesi ve yönetici taifesine sahip bir devlet olmalıdır. Tarihe milletler savaşı olarak bakarsanız, o zaman devlet öncelikli bir hal alır ve toplum araçsallaştırılır. Ulus devletlere baktığımızda, önce devletin kurulduğunu ve daha sonra ulus denen şeyin imal edildiğini görüyoruz. Türkçü bir arkadaşa, “ben Osmanlı havzasında Müslüman olmuş bir Boşnak ailenin torunuyum” dediğimde, beni kendince şöyle teselli etti: “Kendini Türk hisseden herkes Türktür.” Ben de ona kinayeyle “Oysa ben kendimi Kürt hisseden bir Boşnak’ım, bunu ne yapacağız” dedim. Tabii bunun cevabı yok.

İSLÂM’DA DOGMA YOKTUR

İslâmcılık kavramının içini nasıl dolduruyorsunuz?

İslâmcılık, emperyalistlerin Müslüman kitleyi aşağıladığı bir dönemde ortaya çıkmış modern bir isyan hareketidir aslında. İslâmcılığın ilk başlarında Batı’ya, medeniyete, uygarlığa karşı bir tepki görürsünüz. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” cümlesiyle Mehmet Akif’te de görürsünüz bunu. Daha sonra İhvan’ı görürsünüz. Türkiye’de de Milli Görüş hareketi oluşuyor. Burada da Müslüman kitlenin haklarının korunduğu sivil, siyasi, edebi, düşünsel çaba görürsünüz. Buna Müslümancılık diyebilirsiniz. Oysa Vahiy bana sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlar için çözüm aramayı salık verir. Müslümanların edinmesi gereken bakış budur. Mülkiyet ilişkilerini de, finans ilişkilerini de, çalışma hayatını da, kadın meselesini de son derece rahat bir zihinle ele alan bir yaklaşım olmalıdır. Bakın, İslâm’da dogma yoktur.

Nasıl yani, İslâm’ın, Kur’an’ın kendisi mutlak doğru ve mutlak yanlışı vurgulayan bir dogma değil mi?

Doktriner olarak baktığınızda böyledir ama insanı saf materyalizmle de saf idealizmle de ele almanın eksik kalacağını İzzetbegoviç vurgular. İnsan bu ikisini bütünleştirerek sorunları çözebilir. İslâm’a ucu açık bir yöntem olarak baktığınızda ele almayacağınız herhangi bir sorun yoktur. Kur’an bize olayları ele alış yöntemi öğretir. Bunu kapalı bir bahçe olarak değil, ucu açık bir yol olarak görmek durumundayız.

 




Kaynak: ajanslar

Editör: Talip AKSOY



YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
SON YORUMLANAN HABERLER
SON HABER YORUMLARI
YUKARI