EMEK VE ALIN TERİ ve ADALET

10 Ekim 2017 - 16:56

                                       EMEK VE ALIN TERİ

 

Gucu kuvveti eline alan dünya ölçeğinde haksizlik ve zulüm edebilmektedir.Adaletin olmadığı şartların eşit olmadığı  bir alemdeyiz.

İnsanların o en doğal hakları vardır Yaradan tarafından bu verilmiştir doğuştan,yaşama,, özgürlük, ırk,din,seyehat,ve emek karşılığı elde edilenler

Yaşadığımız bu dünyada kimimiz işçi,,kimimiz patronuz.Güçlü  kuvvetli  olmak birilerine haksizlik yapmamıza gerekçe vermez.


Açlık sınırının 1523 lira olduğu ülkemizde asgari ücret maalesef 1300 liradır,simit çay hesabıyla bu memlekette siyaset yaparak iktidar olan bir hükümet şimdi aynı o donemin siyasetçilerinden farksız bir durumdadır.
Evi kira olan,hastası olan,okuyan talebesi olan bir birey zaten ölüyor açlığa gerek kalmıyor ki.

Hak adalet emek adına çıkılan her oluşum maalesef hak yemekte,haksızlık yapabilmektedir.

Firavunların insanlara telkin ettikleri ve inandıkları ve kullandıkları hak anlayışına gelince, bu yanlış hak anlayışına göre de hak 4 sebepten doğar. Ama bu sebepler faklıdır.

1.         Kuvveti hak sebebi sayar. Firavuni düşünce, “Kuvvetim var, yapabiliyorum, öyleyse istersem yaparım.” Öyle yağma yok. Kuvvet; Hakk’ın emrinde olduğu müddetçe bir değer taşır, izzet ve şeref taşır. Hakk’ın karşısına geçtiği zaman zalim olur, zülüm olur. Bu sebepten dolayı; kuvvet hak sebebi olamaz. Ama firavunların görüşüne göre kuvvet hak sebebidir.

2.         Çoğunluğu hak sebebi sayar. Çoğunluk bende, öyleyse mutlaka benim dediğim olacak. Azınlığın da mutlaka temel insan hakları vardır. Bu hakları çoğunluk olduğun için çiğneyemezsin. Çoğunluk ayrıca bir hak sebebi değildir.

3.         İmtiyazı hak sebebi sayar. Ben beyazım, sen siyahsın, ben arabaya bineceğim, sen iteceksin. Ben Romalıyım sen taşralısın, ben hükmedeceğim, sen köle olacaksın. Kendisinde imtiyaz görmek, firavuni bir düşüncedir. İmtiyazdan dolayı hak sebebi olmaz. İnsanlar eşittir, imtiyaz hak sebebi olamaz.

4.         Menfaati hak sebebi sayar. “Benim menfaatim var Irak petrollerinde, giderim menfaatimden dolayı Irak’a her türlü müdahaleyi yaparım. Bu benim hakkımdır” zannediyor adam. Nasıl ki balıklar gökyüzünü, yıldızları ve güneşi bilmezler. Çünkü suyun içindedirler. İşte yanlış medeniyetler içerisinde yetişen insanlar da hakiki hak anlayışını bilmedikleri için kendilerinin hak zannettikleri şeyi,  gerçekten hak gibi görüyorlar. Bunların eğitilmesi lazım. İnsanlığın saadeti için.




Bir Hadis-i Şerifte, Başınız hareket ettiği ve saIIandığı müddetçe rızıktan ümid kesmeyin der,

Hak evvela Allah'ın adıdır,Kul hakkıda çok değerli ve kıymetlidir yaradan katında.

İnsanlık hak ile batilin kavgası ile devam edecektir,kıyamete kadar,zalim ile mazlumun savaşı da aynen devam edecektir 

İnsanlar kötülüğe yığınla akın eder, çünkü yol düz ve kısadır,fakat iyiliğin önüne Allah alın terini koymuştur.Hud Suresi, 6 

Yeryüzünde yürüyen her canIının rızkı, yaInızca AIIah’ın üzerinedir

.Hz.Muhammed(s.a.v) : En hayırlı ve tatlı kazanç, insanın el emeği, göz nuru, alın teri ile kazandığı rızıktır.


Emek, aIın teri ve başarı eI eIe yürür.Papa Leo xııı : 

Sadi : Ne karınca zayıf oImakIa aç kaIır, ne de arsIan pençesinin ve kuvvetinin zoruyIa karın doyurur.

AIIah kuIIarına rızkı boI boI verseydi, yeryüzünde azarIardı. Sura 27

Günümüzde kazanç kapısı olarak görülen yaşamanın her alanında inşaat,tersane, yeraltında ,denizde,çevre temizliğindeki her bir birey maalesef hak ettiği sosyal haklarına ve en önemlisi alın terine kavusamamaktadir.


1 Mayıs emek bayramı emekçi geçinen demokratlar, dindarlar,liberaller hak yemekte,alinterinin hakkını maalesef gasp etmektedirler.Emekçi üzerinden rakısını içenler ile hakkını vermediği asgari ücretli işçisinin emeğini çalan zekat dahi artık vermeyen (muhafazakar) seküler sakallı hüsnüler maalesef umre’ye giderek kurtulamazsınız,

Bu alemde hak yersiniz ama öte alemde hak sahibi sizi sömürdüğünüz emekçi ile başbaşa bıraktığında artık adalet ve eşit şartlarda sizi ancak amelleriniz ile beraber mağlup olacaksınız.

 

                    Tarihi bir Adalet olayı


Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Şam valisi olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşlarından olan Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) Şam’daki bir camiyi genişletmek ister.

Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.

Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır. Sızlanır. Bana zulmedildi, der. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer vardır. Derdini anlat. Ömer,son derece adildir, elbette seni dinler, der. Şamlı Yahudi Medine’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır. Hz. Ömer adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri veya kemik parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Kısa ve özlü bir cümle.

Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim,kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde.Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.” Kendi kendine böyle konuşur.Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır.

Medine’deki halifenin size mesajıdır, der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.

Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti. Merak ve dehşet içinde sorar. Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.

Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:

İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi.Bize yardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğinisöyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.

Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım,teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.

Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yerianlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.

Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.

Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.

Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.

Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor.

Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı?

Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.

Fazla söze gerek var mı sizce? Bence hayır. Bir yerlere adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükafat dağıtırken, acaba Hz. Ömer gibi kılı kırk yarabiliyor muyuz? Sözüm elbette sadece yetkililere değil, herkese ama başta kendi nefsim olmak üzere herkese.referanslar

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANI KALP KRİZİ GEÇİRDİ
AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANI KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Adb,İsrail İşbirlikçiliği Protesto Edildi
Adb,İsrail İşbirlikçiliği Protesto Edildi