Barzan Aşireti ve Barzaniler kimdir

“Barzan Aşireti, adını aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı irani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. Kökeni avestadaki varəzāna kelimesine dayanan "Barzan", eski hintçedeki karşıtı vṛjána(Cemaat)´dır.

25 Eylül 2017 - 15:51

“Barzan Aşireti, adını aşiretin merkezi olan Barzan köyünden alır. Encyclopeadia of Iranica´ya göre Barzan adı, Kürtçenin de mensup olduğu kuzeybatı irani dilerde Mahalle anlamını taşımaktadır. Kökeni avestadaki varəzāna kelimesine dayanan "Barzan", eski hintçedeki karşıtı vṛjána(Cemaat)´dır. Modern Kürtçede bu kelimenin yerini "Tax" almıştır. Barzan bölgesi Erbil vilayetine bağlı olarak Irak Kürt Bölgesi’nin en uç noktasında yer alır. Bölgenin merkezi Mergesor kazasıdır. Kaza üç nahiyeden oluşur. Mergesor, Barzan, Şirvan. Doğusunda Revanduz, batısında Amediye, güneyinde Akre kazası ve kuzeyinde Türkiye sınırı yer alır. Şîrvanî, Dolamerî, Mizorî, Berojî, Nizarî, Gerdî, Herkî ve Binecî aşiretlerin toplamına biz Barzan diyoruz. Barzan bir üst çatı adıdır ve bu aşiretlerden oluşmuştur.

Aşiretin atası sayılan Mesud, Barzan’a yakın Hewînka köyüne yerleşir ve o köyden bir kızla evlenir. Bu evlilikten Said adında bir çocuk dünyaya gelir. Aşiretin liderliği ondan sonra oğlu Said’e geçer. Onu da torunu Şeyh Taceddin izler. Şeyh Taceddini bir din alimi idi ve bu nedenle etrafında birçok mürit toplanır. Bunun üzerine Barzan tekkesini kurar ve ölünceye kadar bu tekkede şeyhlik görevini sürdürür. Onu, oğlu Şeyh Abdurrahman, Şeyh Abdurrahman’ı da oğlu Şeyh Abdullah izler. Şeyh Abdullah, oğlu Şeyh Abdusselam’ı, Seyyid Taha Nehri’den dini ilimleri öğrensin diye oğlu Nehri Medresesi’ne gönderir. Şeyh Abdullah’ın vefatından sonra Şeyh Abdusselam, Barzan Tekkesi’nin başına geçer. Onun yönetime gelmesiyle tekkenin müritlerinin sayısı daha da artar. Bunun üzerine, O da Barzan’da dini ilimleri öğreten bir medrese kurar.


BARZANİLER, MEVLANA HALİD’İN HALİFELERİ

Bu yıllarda bölgede Kadirîlik ve Nakşîlik önem kazanmıştı. Bölgede Nakşibendîliğin ilk yayıcısı Mevlânâ Halid-i Bağdadî'dir (1777-1837). 1809 yilinda Hindistan'a giderek Abdullah-i Devlevî'den hilâfet alan Halid, kısa sürede bölgenin en etkin şeyhi olmustu. Özellikle Hakkârili Abdullah Nehrî ve Palulu Ali Septî (Seyh Said'in dedesi) aracılığıyla Kuzey Irak ve Doğu Anadolu'da yayılan Halidîye, Barzanîleri de tesir sahasina almakta gecikmemişti. Şeyh Taceddin'den sonra yerine geçen oğlu I. Abdüsselâm, Seyyid Taha tarafindan fıkıh dersleri almış olmanın da avantajıyla ilişkilerini sıklaştırmış, hatta zaman zaman Halid-i Bağdadî'yi (k.s.) bile ziyaret etmişti. Kürt kaynaklarına göre I. Abdüsselâm bu ziyaretlerinin birinde Mevlânâ Halid'den bölgenin Nakşî halifesi olma iznini de almıştı.

Şeyh Abdusselam 1872′de vefat etti. Ölümünden üç yıl önce İslam Fıkıh’ına dair değerli bir kitap yazdı. Ondan sonraoğlu Muhammed Şeyhlik postuna oturdu. Şeyh Muhammed de zühd ve takvasıyla önlüydü. Onun zamanında Barzan Tekkesi komşu aşiretlerden mazlumların sığınağı oldu. Bu durum bu aşiret liderlerinin Şeyh Muhammed’i Osmanlı Sultanı’na şikayet etme- lerine neden oldu. Osmanlı Hükümeti Şeyh Muhammed’i Bitlis kentine sürgün etti. Şeyh burada bir yıl kadar hapis yattı. Barzan’a geri döndüğünde fazla yaşamadı ve 1903 yılında vefat etti. aşiretler Şeyh Abdusselam’ın liderliğinde ittifak ederek onun reformlarını desteklediler: Şîrvanî, Dolamerî, Mizorî, Berojî, Nizarî, Gerdî, Herkî ve Binecî. O günden sonra Barzan adı bu aşiretlerin tümünü temsil eder oldu…


BARZANİLER BİTLİS’TE SÜRGÜN

Abdüsselâm'ın öldürülmesi olayı ile ilgili Hollandalı Kürdoloji uzmanı Martin Van Bruinessen oldukça farklı ve ilginç şeyler anlatmaktadır. Onun verdiği bilgiye göre, Seyyid Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'den hilâfet alan I. Abdüsselâm, şeyhinin ölümü üzerine kendisini şeyh ilân etti. Buna kızan Seyyid Taha'nın oğlu ve yeni şeyhi Ubeydullah, "Abdüsselâm ve müridlerinin delirdiklerini, şeytanın kurbanları olduğunu" ileri sürerek, ona savaş açtı. Şeyhlerinin yenilmesine rağmen Abdüsselâm'ın müridleri onu mehdi ilan ettiler. Abdüsselâm da korkusundan saklandı. Daha sonra da öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed, Şeyh Ubeydullah'a bağlılığını bildirdi. Fakat Ubeydullah'ın Hicaz'a sürülmesinden sonra bu kez de Muhammed Barzanî mehdiliğini ilan etti. Bu, bölge halkı tarafından benimsenmedi. Bölgede Barzanîler "divâne" olarak adlandırılmaya baslandılar. Kürt kaynaklarina göre I. Abdüsselâm'in yerine geçen Muhammed, zâhid, aşiret ve kabile kavgalarından kaçanların sığınağı, aktif bir insandı. Osmanlıya yapılan şikâyetler sonucu Bitlis'e sürülmüs ve bir kaç yıl sonra da sürgünden dönmüştü. Ondan sonra da kimseyi kabul etmemiş ve 1903'de yerini oğlu II. Abdüsselâm'a bırakarak vefat etmişti

1903'de Şeyh Muhammed ölmüş ve geride bes oğlu kalmıştı. Abdüsselâm (II), Şeyh Ahmed, Muhammed Sıddık, Muhammed Babu ve Mustafa Barzanî. (Şeyh Muhammed'in oğlu Molla Mustafa Barzanî anılarında, "1903-1904'de bir gün köylerini basan Hamidiye Alayı mensuplarınca tutuklanarak, ailece Diyarbakır hapishanesine konduklarını, bir buçuk yıl kaldıktan sonra döndüklerini" anlatmaktadir”) Bunlardan en büyüğü Abdüsselâm adıyla başa geçti. II. Abdüsselâm başa geçer geçmez bölgesinde sosyal ve iktisadî yönden hızlı bir atak başlatmıştı. II. Abdüsselâm bir şeyhden çok bağımsız bir siyasî lider gibi davranmaya başlamıştı. Toprak reformu yapmış, fakir gençleri zorlayan, mehirdeki taşkınlık kaldırılmış, toplumsal ilişkiler yeniden düzenlenmeye çalışılmış, güvenlik önlemleri arttırılmış, köylerde camiler daha aktif hale getirilmiş, sorunlar Osmanlı yönetimine aktarılmadan şeyhin atadığı imamlar tarafından çözülmüştü.

1909 YILINDA OSMANLIYA KARŞI AYAKLANDILAR

1907 senesinin baharında Şeyh Abdusselam, Brifkan köyündeki Kadiri Tekesinin lideri Şeyh Nur Muhammed Brifkani’nin evinde önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıya Kürt aşiretlerinin liderlerinin önemli bir kısmı katıldı. Şeyhin 1907'de bölgedeki Kürt aşiret temsilcilerini toplayarak Bâb-i Âlî'ye müracaat ettiği söylense de Osmanlı Arşivi belgelerine göre şeyhin isyanı 1909'da olmuştur. Muhtemelen 23 Temmuz 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilânından yararlanmak isteyenler gibi II. Abdüsselâm da yararlanmak istemiştir. Toplantıda II. Abdüsselâm'ın şu talepleri tartışıldı:

1-Kürt bölgelerinde Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi.

2- Eğitimin Kürtçe yapılması.

3-Kaymakamların, nahiye müdürlerinin ve diğer memurların Kürtçe’yi iyi derecede bilenlerden tayin edilmeleri.

4-Devletin dini İslam olması hesabiyle mahkemelerde verilen hükümlerin İslam şeriatına göre verilmesi.

5-Vergiler (zorunlu hizmetlerin karşılığı olarak) eskiden olduğu şekliyle alınacak. Ancak bunların Kürt bölgelerindeki yolların onarımı, okulların açılması için kullanılması.

Toplantıya katılanlar, şeyhin bu taleplerini onaylamadılar. Şeyhin aşiret-medrese ve Kürt aydınların ortak hareket edeceği teminatı da onları iknaya yetmedi. II. Abdüsselâm hazırladığı talepleri Emin Ali Bedirhan, Seyyid Abdülkadir Nehrî ve Süleymaniyeli Şerif Pasa'ya da teyid ettirdikten sonra kendi adına Bâb-i Alî'ye gönderdi. Bâb-i Âlî hemen bölgeye Dağıstanlı Mehmed Fazıl Paşa komutasında bir ordu gönderdi. Bu ordu da iki ay içinde II. Abdüsselâm'ın bu ilk isyan hareketini bastırdı.
Şeyh II. Abdüsselâm'ın isyanları bundan sonra da birbiri ardına sürdü. Şeyh, Akra ve Hemund Aşireti ile birlikte Eylül 1909'da bir kez daha isyan etti. İsyana Kürdî ve Herki aşiretleri de katıldı. Osmanlı yönetimi 21 Eylül 1909'da "Barzanî Şeyh Abdüsselâm ve avanesinin yerel halk üzerindeki zulmünü ortadan kaldırmak" gerekçesiyle Barzan üzerine yeni bir operasyon baslattı. İsyanın Van bölgesine de yayılabileceği düşüncesiyle bölgeye gönderilen kuvvetlere Yemen için hazırlanan kuvvetler ve Revanduzlu Abdullah Pasa'nın da iştiraki kararlaştırıldı. Musul Valiliği operasyonu sürekli Bâb-i Âlî'ye bildiriyordu. 7 Ekim 1909'da Barzanîlerin bir daha toparlanmayacak şekilde tenkil edildiği, kaçmayı başaran Abdüsselâm ve bazı müritlerinin takip edilmekte olduğu bildiriliyordu. 14 Ekim'de şeyh ve yanındakilerin Hakkâri'deki Nestûrî Tayyari Aşireti'ne sığındıkları öğrenilmiş, 20 Ekim'de Barzanîlerin köylerini ve evlerini nakledemedikleri, zahireleri yakarak dağlara firar ettikleri öğreniliyordu. Barzanî şeyhi ve yakınları, çok iyi bildikleri dağlarda sürekli dolaşıyor, ama bir türlü yakalanamıyorlardı. İsyanlar 1913 yılına kadar devem ediyordu.

FEVZİ ÇAKMAK MUSUL’A GÖTÜRDÜ

Şeyh II. Abdüsselâm, Aralık 1913'de yeniden isyan hareketini başlatmıştı. Hereki Aşireti'nin Mam fırkasına saldıran şeyh, adamlarıyla beraber İran'a kaçmıştı. 1913 sonlarında İran'a giden Şeyh Abdüsselâm, Urmiye yakınlarında Şeyh Muhammed Sıddık en-Nehrî'nin oğlu Seyyid Taha'yı "Rajan" Köyü'ndeki evinde ziyaret etti. Ardından İran Kürtlerinin liderlerinden İsmail Ağa Simko'yu ziyaret etti. Onunla birlikte Hoy ve Tiflis'e giderek Rus generallerle görüştüler. Bu arada Osmanlı yönetimi de şeyhin başına ödül koydu. Dönüşte Simko'dan ayrılan Şeyh, Genegecin köyünde Safi Abdullah'a (Ibrahim'e?) misafir oldu. Abdullah, Osmanli Devleti'nin vaadi olan ödülü alabilmek için gece uyurken şeyhi yakalayarak Osmanlı yönetimine teslim etti. O zaman genç bir subay olan Fevzi (Çakmak) tarafından Musul'a götürülen ve yargılanan şeyh, mahkeme kararıyla 14 Aralik 1914'de yakın yönetim kadrosuyla birlikte idam edildi. O dönem Musul Valisi olan Diyarbakırlı bir Kürt, sair Süleyman Nazif idamın sorumlusu olarak bugün hala Kürt aydınları tarafından suçlanmaktadır...


ŞEYH AHMED AŞİRETİN BAŞINA GEÇTİ

Büyük kardeşi II. Abdüsselâm'ın Musul'da idamından sonra 18 yaşında ailenin başına gelen Şeyh Ahmed, Zibarî Aşireti'nden Faris Ağa'nın kızıyla evlenerek, bölgedeki gücünü sağlamlaştırdı… Bir süre kaçak olarak yasayan Ahmed, Şeyh II. Abdüsselâm'in yakın dostu olan Molla Mahmud'un talebesi ve Nakşibendî Şeyhi olan bu zâtın halifesi olmuştu. Şeyh Ahmed'in adı, iki İngiliz istihbarat subayının öldüğü 1919 Behdinan İsyanı'na kadar pek duyulmamıştı.

Bölge, Birinci Dünya Savaşı sonucu İngiliz hâkimiyetine girince tüm Kürt ve Türkmen aşiretleri İngiliz Emperyalizmi'ne isyan eden Şeyh Mahmud Berzenci'nin çevresinde toplanmış, ona var gücüyle destek vermişlerdi. Bunlara Barzan ve Zibar aşiretleri de katılmıştı. Kasım 1919-Mart 1920 tarihlerinde Barzan ve Zibar aşiretlerinin Nesturi ve Ermenilerden olusan İngiliz kuvvetlerine karşı savastığı, hatta Türklerden yardım istediği Bâb-i Âlî tarafından da öğrenilmişti. M. Sıraç Bilgin'e göre Şeyh Mahmud Berzenci, İngilizlere karşı tüm Kürt aşiretlerinden mektupla yardım istemiş, Şeyh Ahmed bunu olumlu bularak Behdinan aşiretlerine de Berzenci isyanını desteklemek çağrısı yaptıktan sonra Süleymaniye'ye biri Mustafa Barzanî komutasinda iki küçük birlik göndermis, ancak bu birlikler Süleymaniye'ye varmadan İngilizler, Şeyh Mahmud Berzenci'yi yaralı yakalayarak isyanı bastırmışlardı. Berzenci'ye yardım eden tüm Kürt aşiretleri gibi Barzanîlerin de üzerine yürüyerek, Barzan'a Asurîleri yerleştirmek isteyen İngilizler, bu operasyondan "bir süreliğine" vaz geçmislerdi.

İNGİLİZLER BARZANİLERİN KÖYLERİNİ UÇAKLARLA BOMBALADI

İngilizler 1922'de Barzan'a saldırmışlar, Ahmed Barzanî ve Zibari Aşireti lideri Faris Ağa, Barzan'ı terk ederek dağlara kaçmak zorunda kalmışlardı. Bu operasyon bir süre için Barzanî Aşireti'ni sindirmiş, inzivaya çekilmelerine neden olmustu. Barzaniler bu dönem yer yer Türkiye’deki Kürt hareketlerine de destek verdi ve dönem dönem çatışma içerisine gierdiler. Türkiye'nin ardından bir yıl sonra Alimed Barzanî ile Irak'ı yöneten İngilizler arasında da çatışma basladı. İngiliz Sir A. Wilson'a göre İngilizlere bağlı Irak Hükümeti Kürtlere, otoritesini kuvvet zoruyla kabul ettirmeye çalışmış ve İngiliz Hükümeti de bölgedeki bütün askerî gücü, özellikle uçakları ile bu operasyona destek vermişti. Bir aşiret kavgası gerekçe gösterilerek Temmuz 1931'de çatismalar baslamış, Irak hükümet güçlerinin Barzanîler karşısındaki başarısızlığı, İngiltere'nin takviyesi ile başarıya dönüştürülmüştü.

İngiliz belgelerine göre İngiliz uçakları 79 köyü bombalamış, 2382 evden 1365'ini yerle bir etmişti. Şeyh Ahmed Barzanî, Kasım 1931'den Nisan 1932'ye kadar aralıklı, Nisan'dan Haziran'a kadar sürekli ve şiddetli olarak İngilizlerin saldırısına uğruyordu. Aralık 1931, Şubat 1932, Mart 1932, Nisan 1932 ve Haziran 1932'de tam beş kez Irak ve İngiliz güçlerince bombalanıyor, Barzanîler özellikle İngiliz uçaklarının bombalarını beyinlerinde hissediyorlardı. Irak Hükümeti'nin kara saldırılarını yer yer püskürtseler de uçaklara karşı direnmeleri mümkün değildi.


ŞEYH AHMED BARZANİ TÜRKİYE’YE SIĞINDI

21 Haziran 1932'de Şeyh Ahmed Barzanî, 400 kadar adamıyla sınırı geçip Türk yetkililerine sığındı. Şeyh Ahmed ve adamlarını; aşiretin diğer mensupları izledi. Üç komutan ve toplam 1.700 kişilik mülteci grubu, Binbaşı Şükrü Kanatlı yönetimindeki Türk ordusu tarafından çok iyi karşılandı. Molla Mustafa Barzanî yıllar sonra bunu şöyle anlatıyordu;: "Biz Türkiye'de asılmayı bekliyorduk. O tarihlerde İngilizlerle Türkler ve Iraklılar iyi ilişkiler kurmuşlardı. İngilizlerin talebi üzerine Türkiye bizi asabilirdi. Ancak biz seve seve Türkiye'de ölüme gelmiştik. Fakat Türkiye'de beklediğimiz akibet bizi karşılamadı. Nitekim orada iyi muamele gördük. Bizi şehirden şehire alıp götürdüler. Daimî bir yerde oturtmadılar. Büyük ağabeyim Şeyh Ahmed'i Erzurum'a gönderdiler. Bizi birbirimizden ayırıyorlardı. Herhangi bir harekette bulunmamızdan endişe olunuyordu. Bunu seziyorduk. Bize iyi muamele ettiler."

Molla Mustafa Barzani ve ailesini misafir edenlerden biri de Kinyas Kartal’dı. Gazeteci-Yazar Hulusi Turgut’a o günler Kinyas Kartal şöyle anlatıyordu;”Hükümetimizin kararı ile Türkiye’ye iltica etmişlerdi. Şemdinli bölgesinden giriş yapmışlar.Molla Mustafa’nın yanında zannedersem iki ağabeyi de bulunuyor. Ayrıca eşleri ve çocukları da vardı bize misafir oldular.Van’da birkaç gün konakladılar. Biz kendilerini mütevazi imkanlarımız ile misafir ettik.Daha sonra Erzurum-Kars istikametine gittiler”

TÜRKİYE GERİ DÖNMELERİNE İZİN VERDİ

Türkiye, 1932 sonlarında Şeyh Ahmed, kardeşleri Muhammed Sadık, Molla Mustafa ve adamlarının Barzan'a geri dönmesine izin vermiş, ancak Irak Hükümeti onlara karşı Türkiye'den operasyon talebinde bulunmuştu. Türkiye böyle bir operasyonu yapmadı. Mart 1936'ya kadar Halil Hosevî ve Alu Bey önderliğinde Barzanî Aşireti'nin Irak Hükümeti'ne karşı isyanı sürdü. 13 Mayıs 1934'te Irak Hükümeti genel bir afla Barzanî Aşireti'nden tutuklananları serbest bırakarak Barzan'a gönderdi. Ancak Ahmed, Muhammed Sadık ve Mustafa Barzanî, Basra yakınlarındaki Hille'ye sürülmekten kurtulamadılar. Barzan dağlarından Hille çölüne sürülen Barzanîler burada çok sıkılıyordu. Geleceğin lideri Molla Mustafa, 1935'de Hille'den kaçarak Halil Hosevî'ye katıldı ve yönelttiği milis güçleri ile Revanduz'u ele geçirdi.

1930’lu yıllarda Irak’ı fiilen yöneten İngilizler, Barzani Ailesi’ni etkisiz kılmak için, Türkiye’den dönen ailenin ileri gelenlerini ülkenin çeşitli yerlerinde göz hapsinde tuttu. İngilizler Barzaniler’i sürgüne göndermiş ve Şeyh Ahmed’i tutukladılar. Aşiret yönetiminde ipler Seyh Ahmed'den Molla Mustafa Barzanî'nin eline geçmisti. Sürgünlükler yaşayan, liderliği kardeşi Molla Mustafa'ya kaptıran Şeyh Ahmed, aşireti üzerinde yeniden nüfuz kazanmak için dinî konumunu kullanıyordu.
1939 yılında 2. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine bölgeden kısman uzaklaşan İngilizlerin boşluğundan yararlanan Barzani Ailesi ve aşireti tekrar köylerine geri döndüler. Şeyh Ahmed’de serbest bırakıldı. Ancak savaşın İngilizler ve müttefiklerin de galibiyetiyle sonuçlanması üzerine İngilizler tekrar Ortadoğu’ya dönmüş duruma hakim olmuş ve Barzaniler tekrar İngilizler ile yüz yüze kalmışlardı.Barzaniler 1940 yılında Nasıriye’den Süleymaniye’den nakledildi. Bu tarihlerde Süleymaniye yoğun olarak Kürt örgütlerinin faaliyeti altındaydı. Molla Mustafa Barzani bunu kaçırmadı 1943 yılına kadar yoğun temaslar yürüttü.

MOLLA MUSTAFA BARZANİ FİRAR EDEREK KAÇTI

10 yılı aşan bir süre sürgün’de kalmak ve ağır şartlar altında yaşamak zorunda kalan Barzanilerin bu durumunu, Mele Mustafa Barzani daha fazla kaldıramadı. Süleymaniye’de Hêvi örgütü ile ilişki kuran Mele Mustafa, 1943 yılında sürgünde bulunduğu Süleymaniye’den firar ederek İran’a geçti. Barzani’nin İran’a geçtiği dönemin bir diğer özelliği de, Kadı Muhammed önderliğindeki İran Kürt hareketinin yakaladığı gelişmedir. Mustafa Barzani, Kadı Muhammed’in kendisini koruyacağından emindir.

Bölgede bulunan Sovyet subayları ile de ilişkiye giren Mustafa Barzani’nin, Sovyetler’in isteği üzerine 1945 yılına kadar yaklaşık 2 yıl boyunca, İngiliz güçlerinin eline geçmemek için İran’da Mirava köyünde saklandığı da, bilinen diğer bir bilgidir. Sovyet desteğini alan İran Kürtleri, 22 Ocak 1946’da, Mahabad kentinin Çarçıra Meydanı’nda Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiler. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başına geçen Kadı Muhammed, önemli bir kısmı Barzanilerden oluşan ordunun başına general rütbesiyle taltif ettiği Mustafa Barzani’yi getirdi. Mele Mustafa aynı zamanda, birçok aşiretin yeni Cumhuriyet’e desteğini sağlamada da önemli bir başarı elde etti. 

Mustafa Barzani’nin bu dönemden çıkardığı en önemli dersin, Kürt hareketinin başarıya ulaşmasının yolunun partileşmeden geçtiğini görmesidir. 1945 yılında kurulan İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin (İ-KDP) yapılanmasını örnek alan Mele Mustafa, 16 Ağustos 1946’da, Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ni kurdu. 


MABAHAD KÜRT CUMHURİYETİ YIKILIYOR BARZANİ’YE YOL GÖRÜNÜYOR

Mahabad Kürt Cumhuriyeti, uzun ömürlü olamadı. Sovyetler’in İran hükümeti ile Azeri politikası doğrultusunda anlaşarak desteğini İran Kürt hareketinden çekmesiyle birlikte, Mahabad Kürt Cumhuriyeti, 1946 yılının sonlarına doğru daha 11 aylık iken yıkıldı. Barzani ile diğer ileri gelenlerin tüm ısrarlarına rağmen halkına yönelik bir katliama neden olacağı gerekçesiyle Mahabad’ı terk etmeyen Kadı Muhammed, yakalandıktan yaklaşık üç ay sonra, 31 Aralık 1947’de Cumhuriyet’i ilan ettiği meydanda asılarak idam edildi. 

Mahabad’ın yıkılışı döneminde Mustafa Barzani teslim olmayı reddetti. O, aynı şekilde Kadı Muhammed’in de Mahabad’da kalmasını istemiyordu. Sovyetler’in geri çekilmesinden sonra onlarla anlaşma yolu kapandığı için, Barzaniler, Sovyetler’e sığınabilecek durumda da değildiler. Bu nedenle Barzanilerin büyük çoğunluğu İran’da kalmayarak Irak’a dönme kararı aldılar. Kürtlerin önemli bir kısmı, Irak’a geçerek hükümete teslim olmayı kabul etmişlerdi. Mustafa Barzani Irak sınırına vardıklarında, kardeşi Şeyh Ahmet’e veda etti. Irak’a geçerek bir kez daha hükümete teslim olmayacağını ve Irak zindanlarında ölmektense Sovyetler’e geçmeyi ve gerekirse yollarda çatışarak ölmeyi deneyeceği kararını bildirdi. Mustafa Barzani, bu kararıyla 12 yıl sürecek yeni bir ayrılığa doğru ilk adımı atmanın kararını da vermişti. Barzani bu dönem ABD’ye sığınma talebinde bulunan Barzani’nin bu talebi ABD tarafından kabul edilmedi.

41 gün süren zorlu ve bir o kadar riskli bir yolculuktan Sovyetler’e varan Mustafa Barzani ve peşmergeleri, ilk etapta umduklarını bulamamışlardı. Mele Mustafa, daha Azerbaycan’a varır varmaz gruptan ayrı tutuldu. Sığınma isteklerine uzun zaman yanıt verilmedi. Barzani’nin Stalin ve Bakırov’a yazdığı onlarca mektup ve rapor, yanıtsız kaldı. Barzani, Azerbaycan’a vardıktan ancak 6 ay sonra, 1947’nin sonlarına doğru Bakırov’la görüşme olanağı yakalayabildi. Bu ilk görüşmeden sonra Barzanilerin durumu eskiye nazaran nispeten iyileşti. Kamplarda Kürtçe okuma-yazma kursları açıldı. Bazı peşmergeler, Sovyet subaylarının denetiminde modern anlamda silahlı gerilla eğitimine tabi tutuldular. Ancak bir müddet sonra Bakırov, Stalin üzerindeki nüfuzunu da kullanarak, Kürtleri Mustafa Barzani aracılığıyla kendilerine bağlamayı, olmazsa Barzani ile peşmergelerini izole etmeyi; deyim yerindeyse onları siyaseten öndersiz bırakmayı tasarladı. Mele Mustafa, Bakırov’un bu yönlü taleplerini sezmişti ve kendisine yönelik tüm girişimleri reddetti. Kürtlerin ayrı bir halk olduğunu ve kendi ülkelerinin özgürlüğü için mücadele ettiğini, bu durumun sosyalizmle çelişmediğini, Sovyet sosyalistlerinin de bu anlamda kendilerine destek vermeleri gerekirken onları siyaseten bitirip yok etmeyi tasarladıklarını rapor eden Mele Mustafa, bu nedenle Stalin’le görüşmek istediğini, Bakırov’a bildirdi. Barzani, Stalin’le görüştürüleceği yalanına kanarak, Kremlin’in de isteği üzerine, peşmergelerinden koparıldı ve Aral gölü yakınlarındaki bir yerleşim biriminde birkaç komutanı ile birlikte zorunlu ikamete tabi tutuldu. Barzani’nin peşmergelerden hile ile koparılmasından sonra sığınmacı Kürtler için yeni ve zorlu bir süreç başladı. Birçok peşmerge farklı yerlere sürgün edildi. Gruplar dağıtıldı. Aralarındaki iletişim koparıldı, haberleşmeleri engellendi. Bazı peşmerge komutanları Barzani ile görüştürülecekleri vaadiyle kandırılarak, ta Semerkant’a kadar sürgüne gönderildiler. 


SOVYETLERDEKİ AÇLIK GREVİ 

Uygulamalara tepki gösteren Kürtler, siyasal mücadele tarihlerinin ilk açlık grevini o dönem başlattılar. Birçok yere dağıtılan Kürtler, birbirlerinden tamamen habersiz açlık grevi ve benzeri protesto eylemleri yaptılar. Mustafa Barzani’nin bizzat kendisi de, mevcut durumu kabullenmeyerek benzeri protesto eylemlerine yöneldi. Kürtlere yönelik bu izolasyon 1951 yılına kadar sürdü. Sonraki yıllarda Mustafa Barzani, Kürtlerin bu dönemde yaşadığı baskı ve zulmü, İranlıların, Iraklıların, hatta İngilizlerin zulmünden bile ağır olduğunu söyleyecekti, çocuklarına. 

Mustafa Barzani, 1951 yılında mektupla da olsa, Moskova’ya, Kremlin’e ulaşabilmişti. Barzani’nin mektubu üzerine bir araştırma heyeti oluşturularak, sığınmacı Kürtlere yaşatılanlar incelendi. Azeri ve Özbek yetkililerin Kürtlere yönelik kötü muamele ve işkenceleri, tespit edildi. Araştırma heyetinin raporu sonrasında, Kürt sığınmacılar yeniden bir araya toplandı. Kürt sığınmacıların durumu giderek düzeliyordu.

Barzani’nin Kremlin ile görüşmesi ancak Stalin’in ölümünden sonra gerçekleşti. Barzani’nin Kruşçev ile görüşmesinden sonra Sovyetler’deki Barzaniler altın dönemlerini yaşamaya başladılar. Siyasi sığınmacılıkları tescil edildi. Siyasal hiçbir çalışmalarına engel olunmadı. Barzanilerin bu konumu, 1958 yılında yeniden Irak’a geri dönünceye kadar devam etti. 

1958 DARBESİ VE BARZANİ’NİN IRAK YOLCULUĞU

Barzani’nin Sovyetler’de bulunduğu dönemde, İngilizlerin Irak’taki hakimiyeti sürüyordu. İngilizlerin, hem Mahabad hem de Sovyet süreci nedeniyle, Barzanilere ve özellikle Mustafa Barzani’ye yönelik kini daha bir artmıştı. Bu nedenle olsa gerek, Başta Şeyh Ahmet ve kardeşleri ile çocukları olmak üzere, neredeyse Irak’taki Barzanilerin tümü hapse atılmışlardı. Barzanilerin Irak içindeki ve dışındaki sürgünü 1958 yılındaki Abdülkerim Kasım darbesine kadar sürdü. 

Irak’ta yönetimin değiştiği haberi, kısa zamanda Barzani’ye ulaştırıldı. Barzani için 12 yıla yakın süren mültecilik döneminin sonu da yaklaşmıştı. Sovyetler’den ayrılan Mustafa Barzani, birkaç ay Romanya, Çekoslovakya ve Mısır’da devlet ve hükümet başkanlarıyla görüşmeler yaptı. 1958 yılının Ekim ayında ise Bağdat’a geri döndü. Mustafa Barzani’nin Bağdat’a dönüşü büyük bir gösteriyle kutlandı. Araplar ve Kürtlerden oluşan on binlerce kişi, Barzani’yi karşıladılar. Barzani’yi karşılayanlar arasındaki en büyük kitleyi, Irak Komünist Partisi (IKP) üye ve taraftarları oluşturuyordu. 

Ancak Kürtlerin Irak’taki bu baharı da uzun sürmedi. Birçok olanak yakalanmasına rağmen, Kürtler ayrılık yanlısı tutum takınmadılar. Arapların ve Kürtlerin ortak vatanını Irak’ta birlikte oluşturmak için çabaladılar. Tüm iyi niyetlerine rağmen, Abdülkerim Kasım’ın Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ın etkisiyle Arap milliyetçiliğine soyunması ve Kürtleri toplumdan ve yönetimden izole etmeye çalışması, Kürtler ile Bağdat’ın ilişkisinin bozulmasına neden oldu. 

Mısır kaynaklı Nasır milliyetçiliği, Irak’ın her tarafını sarmıştı. Bu uygulamalar sonrasında Irak’ta içinde Kürtlerinde yer aldığı Ulusal Birlik Cephesi fiilen çöktü. Kürtlerin aleyhine başlayan gelişmeler üzerine, Barzaniler bir kez daha ayaklanma kararı aldı. Bu yeni ve uzun ayaklanma kararı, 30 yıl sürecek yeni bir savaşın da başlangıcı oldu. 


1961 AYAKLANMASI

Kürtler, 1961 yılında bir kez daha dağlarına çekildiler. On binlerce peşmerge, Mola Mustafa Barzani’nin komutasında büyük bir partizan savaşını başlattı. Savaşın ilk yıllarında bölgelerinin büyük bir bölümü kurtarılmış, özellikle dağlık Kuzey bölümü başta olmak üzere yerleşim yerlerinin önemli bir bölümü Kürtlerin denetimine geçmişti. Irak hükümetinin genel saldırılar dışında Irak Kürt Bölgesi’nde hiç bir hakimiyeti yoktu. 1961 ayaklanmasının cephe boyutu 1971 yılının ilk aylarına kadar sürdü. Irak’ta direk devlet başkanı olmasa bile bir darbe ile yönetime gelen ve yönetimde büyük bir ağırlık oluşturan Saddam Hüseyin, 11 Mart 1971’de Kürtler adına Mustafa Barzani’nin, Araplar adına da kendisinin imzaladığı bir otonomi anlaşmasına imza attı. Kürtler ile imzalanan anlaşma sonrasında savaş bir kez daha durdu. Kürtler dağlardan inerek, kendi meclislerini kurdular ve içte tamamen bağımsız bir tutum takınarak, kendi ülkelerini kendi yasaları ile yönettiler. 


ŞEYH AHMED BARZANİ VEFAT ETTİ

1961'den 1969'a kadar Şeyh Ahmed, Barzan köyünde oturarak Irak rejimine bağlı bir şekilde yaşadı. 1958'deki yeni Irak rejimi ve uygulamaları onu tatmin etmiş, serbest bırakılmakla kalmamış, tarihî merkez Barzan'da oturmasına da müsaade edilmişti. Şeyh Ahmed, ömrünün son yıllarında belki de gizli kitabın gereği olarak mehdiliğini kimilerine göre ise peygamberliğini Peygamberliğini ilan etmiş, ibadeti yasaklamıştı. Kendine bağlı imamlara gönderdiği talimatta söyle diyordu: 

"Camiler kapansın! Kur'an-ı Kerim okumak, namaz kılmak yasak. Radyo dinlemek kâfir işidir. Bütün radyolar evden kalksın. Gök Tanrısı Allah, yer Tanrısı benim! Sizin manevî huzurunuzu ancak ben sağlarım. Gösterdiğim yoldan gidin. Benim için ağlayın. Emirlerim ilahî bir emirdir. Ben size emretmekle kutsal görevinizi yapmanız için ikazda bulunmuş oluyorum."

Şeyhin bu istekleri, domuz eti yenmesi ve şarap içilmesi için verdiği izin, bazı aşiret mensuplarınca uygulansa da aşiretin çoğu tarafından tepkiyle karşılanıyordu. Hatta bizzat Molla Mustafa Barzanî de buna çok tepkili ve kızgındı. Ama hiç bir sey yapamıyordu. Ağustos 1967'de Molla Yahya ve yirmi adamı Ahmed Barzanî'nin baskısından huzursuz olarak Türkiye'ye sığınmışlardı. 1969 başlarında Şeyh Ahmed Barzanî'nin ölümü, Barzan halkına büyük bir nefes aldırdı.


CEZAYİR ANLAŞMASI

1971 yılında imzalanan Otonomi Anlaşmasının sonuçları, ne yazık ki uzun sürmedi. Irak ile İran devletleri arasında 1975 yılında imzalanan “Şat-ul Arap-Cezayir Anlaşması”ndan sonra anlaşma, Saddam tarafından hukuken olmasa bile fiilen tek taraflı olarak yok sayıldı. 

Irak’ta Otonomi Anlaşmasının imzalandığı yıllarda ABD’nin desteğini alan Barzani’nin, hem bu desteğin geri çekilmesi hem de İran ile Fao adaları karşılığında Kürt hareketinden desteğini geri çekme konusunda anlaşan Irak hükümetine direnemeyerek geri çekildi ve İran’a sığındı. Bu durum KDP içindeki ayrışmayı hızlandırdı. 1975 yılında yaşanan bu büyük yenilgi ve geri çekilme döneminde, Mustafa Barzani, peşmergelerini bir daha dağa sürmeyeceğini söylüyordu. Yeni filizlenmeye başlayan sol hareketler bu durumu kabullenmedi. KDP dışındaki yapılar arasında bir arayış başladı. Küçük partizan grupları halinde örgütlenen sol ve sosyalist kimlikli üç Kürt örgütünün Celal Talabani’nin liderliğinde birleşerek KYB’yi (Kürdistan Yurtseverler Birliği) kurması ve 1975 yılında Irak Kürdistanı’nda silahlı mücadeleyi yeniden başlatması, bu büyük yenilgiden sonra ortaya çıkan yeni durumdur. 

1975 yılındaki bu ayrışma, aynı zamanda 2000’li yılların başına kadar sürecek olan kanlı kardeş kavgalarının başlangıç tarihidir de. Aynı zeminde mücadele yürüten silahlı Kürt hareketleri, zaman zaman durgunlaşsalar bile, 2000’li yılların başlarına kadar birbirlerine de silah sıkmaktan çekinmediler. 

Mustafa Barzani, 1979 yılına doğru hastalanarak ABD’ye giderek orda tedavi görmeye başladı. Mustafa Barzani, 1 Mart 1979 tarihinde ABD’de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 

KDP lideri Mustafa Barzani’nin ölümünden sonra yerine büyük oğlu İdris Barzani getirildi. Bir müddet sonra İdris Barzani’nin de yaşamını yitirmesiyle, KDP’nin başına bu kez Mesud Barzani getirildi.


BARZANİ AİLESİNİN BAŞINA ÖNCE İDRİS SONRA MESUD BARZANİ GEÇİYOR

Babası Mustafa Barzani'nin lideri olduğu Mahabat Kürt Cumhuriyeti'nde 1947'de doğan Mesut Barzani, İran birliklerinin Mehabat'a girip Cumhuriyet'e son vermelerinin ardından ailesiyle birlikte Moskova'ya gitti. Barzani ailesi, 1958 yılında Kâsım'ın Irak'ta yaptığı darbenin ardından kurulan yeni hükümetin daveti üzerine yeniden Irak'a döndü.

1970'lerin başında Mesut Barzani, kardeşi İdris ile babasıyla Kürtlerin siyasi ve askeri meseleleri üzerine çalışmaya ve 1976'da babasının ABD'ye iltica etmesinin ardından yine İdris ile beraber Kürdistan Demokratik Partisi'ne (KDP) liderlik etmeye başladı. Mesut Barzani ve İdris 1979 İran Devrimi'nin ardından kendilerine destek veren yeni rejimin desteği ile İran'a yerleşti. 1980'de Irak-İran Savaşı'nın başlaması üzerine KDP, Irak-İran sınırının Irak tarafında Kürtlerin yoğun olduğu alanlarda kontrolünü artırdı. İran'daki otoriteler Irak'taki tüm Saddam karşıtı güçleri organize etmeye çalışsa da, Mesut İran yönetiminin muhafazakar İslâmi karakterinden rahatsızlık duymuştur.

İdris'in 1987'de ölümü üzerine Mesud Barzani, KDP'nin tek lideri olmuştur. 1988'de İran-Irak Savaşı'nın bitişinin ardından Kürt alanlarında merkezi kontrolü yeniden sağlamak için yoğun bir mücadeleye başlamıştır.

1991'de Irak'ın Körfez Savaşı'nda yenilmesinin ardından Mesud, Bağdat'taki rejime karşı Kürt ayaklanmasını başlatmıştır. Merkezi hükümet ve Kürt ayaklanmacılar arasındaki çatışmalar, Batılı güçlerin müdahalesi ve Kuzey Irak'ta Kürtler için güvenli bölgeler yaratılmasının ardından son bulmuştur.

1992 Mayıs'ında Kuzey Irak'ta Batılı ülkelerin gözetiminde yapılan seçimlerde Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani ile birlikte lider seçilmiştir. 1993 yılında Türk Ordusu’nun PKK’ya karşı yürüttüğü sınır ötesi operasyonda Türk ordunsun yanında PKK’ya karşı savaştı. 1994 yılında KDP-KYP koalisyonunun anlaşmazlıklardan dolayı sona ermesi üzerine iki parti arasında bu sefer savaş başlamıştır. 22 Ağustos 1996'da KYB'nin İran ile anlaşma imzalayacağından korkan Barzani, Bağdat rejimiyle anlaşmıştır. 31 Ağustos'ta Erbil'e giren Irak birlikleri şehri Barzani'ye teslim etmişlerdir. 9 Ağustos'ta Barzani'nin birlikleri KYB'nin güç merkezlerinden olan Süleymaniye'nin kontrolünü ellerine geçirmişlerdir. KYB ve KDP arasında ateşkes 23 Ekim'de imzalanmıştır.

Türkiye 1997'de Irak'ın kuzeyinde PKK'lılara karşı “Sıcak Takip” operasyonunu yürütürken Barzani, Türkiye ile ittifak ilişkisi içine girmiştir. 12 Ekim'de KYB ile ateşkes sona ermiş ve çatışmalar yeniden başlamıştır. ABD'nin girişimiyle KDP ve KYB arasında anlaşma 1998 yılında yeniden sağlanmıştır. Bu anlaşma, 4 Ekim 2002'de yenilenmiştir. Barzani Kurulan Federe Kürt Bölgesi’nin başkanlığını yürütüyor. Arapça ve Farsça’yı çok iyi konuşan Mesud Barzani’nin sekiz çocuğu bulunuyor.

NOT: Bu araştırmada ağırlıklı olarak yararlanan kaynaklar: M.Siraç Bilgin: Barzani-
Hulusi Turgut: Barzani Olayı-
Lütfü Akdoğan: Barzani anlatıyor –
Mesud Barzani: Barzani,Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi-
Dana Adams Schmidt : Barzani ile konuşmalar-
Ahmet Uçam çalışmaları başta olmak bir çok kaynaktan hazırlandı….

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İsrail Barkoduna Dikkat!
İsrail Barkoduna Dikkat!
Nasrallah İsrail İçin Harekete Geçiyor
Nasrallah İsrail İçin Harekete Geçiyor